3 Aralık 2007 Pazartesi

Uykusuzluk - İnsomnia

Uykuya dalmakta zorlanıyor, sık sık uykunuz bölünüyor sabahları yorgun kalkıyorsanız, o zaman bu yazıyı mutlaka okumalısınız!

En sık rastlanılan uyku bozukluğu insomnia olarak bilinen uykusuzluk sorunudur. Sağlığımızı, yaşam kalitemizi, zihinsel ve fiziksel performansımızı son derece olumsuz etkileyen uykusuzluk sorununun çeşitli nedenleri olmakla birlikte genellikle endişe, korku ve depresyona bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Ayrıca günlük hayatımızda gerek iş yerinde, gerek trafikte, gerek eş ve çocuklarımızla yaşadığımız stres, ekonomik sorunlar,
uzun çalışma saatleri, kendimize ve hobilerimize zaman ayıramamak ve en önemlisi zihinsel anlamda tam olarak dinlenememek ve rahatlayamamak da uykusuzluk sorununa neden olmaktadır.

Bu rahatsızlığı belirlemek için çeşitli biyokimyasal ve hormonal testlerden de yararlanılabilir. Çünkü uykusuzluğun psikolojik nedenleri olabileceği gibi çarpıntı, kabızlık, horlama, kalp hastalığı, sık idrara çıkma, kaşıntılı deri hastalıkları, sırt ve eklem ağrıları gibi fiziksel nedenleri de olabilir.

Ayrıca yaşlılık, alınan bazı ilaçların yan etkileri, kafein, alkol ve sigara tüketimi, geç saatlerde yeme alışkanlığı, vardiyalı işler, sevilen birinin ölümü, işten çıkarılma gibi beklenmedik olaylar da uykusuzluğa neden olabilir.

Eğer uykusuzluk sorunu birkaç haftadan fazla devam ederse ki uykusuzluk bir sonraki gece de aynı sorunu yaşayabilme endişesini beraberinde getirecektir. Bu durumda mutlaka bir doktora müracaat edilmelidir. Asla rastgele uyku ilaçları kullanılmamalıdır.

Uykusuzluğun Belirtileri
- Uykuya dalamama
- Uyku halini sürdürememe
- Sık sık uykunun bölünmesi
- Erken saatlerde uyanma

Uykusuzluğun Etkileri
- Yorgunluk
- Huzursuzluk
- Fiziksel ve zihinsel performans eksikliği
- Konsantrasyon güçlüğü
Hafıza zayıflığı
Kaza risklerinin artması

Uyku tetkiki nedir? Uykusuzluğun tanısını koyabilmek için uyku tetkiki (polisomnografi) yapılır. Polisomnografide beyin dalgaları (EEG, hastanın uyku kalitesini değerlendirmek için), göz hareketleri (uyku sırasında uyku evrelerini belirlemek için), kas gerginliği (çene, bacak), solunum hareketleri, solunan hava miktarı, vücut hareketleri gibi birçok parametre kaydedilir. Parametreleri kaydetmek için hastaya birçok eletrot takılır ve uyuması istenir.

Sebep Araştırlır Bu kayıtlarda uykuyu bozan faktörler araştırılır. Örneğin, uyku-apne sendromu olan bir hastada solunum durması, kandaki oksijen düzeyi değerlendirilir ve tedavi planlanır. Uykusuzluk yakınması olan her hastaya polisomnografi tetkiki yapılması gerekmez. Öykülerinde uykusuzluk sebebi olarak solunum bozukluğu veya uykuda kol bacak hareketleri olan hastalara tetkik mutlaka yapılmalıdır.

Uykusuzlukla Başa Çıkma Yöntemleri
- Sağlıklı ve dengeli beslenmek
- Düzenli egzersiz yapmak (özellikle açık havada)
- Masaj yaptırmak
- Yoga ve meditasyon gibi zihni ve bedeni rahatlatıcı faaliyetlerde bulunmak
- Uykusuzluğa neden olan fiziksel ya da psikolojik bir neden varsa derhal doktora gitmek
- Rastgele ilaç kullanmamak
- Sigara, alkol ve kafein tüketimine dikkat etmek ve sınırlamak
- Doktor tavsiyesiyle gereken vitaminleri almak
- Bitki çaylarından faydalanmak
- Banyo suyuna gül, ıhlamur gibi rahatlatıcı aromaterapi yağları eklemek
- İş stresini ve öfkeyi eve özellikle de yatak odasına taşımamak
- Evde akşam saatleri eş ve çocuklarla kaliteli dolu dolu zaman geçirmek
- Hobilere zaman ayırmak
- Radyasyon yaydıkları için televizyon, bilgisayar, müzik seti, cep telefonu gibi elektronik cihazları yatak odasından çıkarmak
- Odanın ne çok sıcak ne de çok soğuk olmamasına dikkat etmek
- Yatmadan önce yatak odasını havalandırmak
- Yatmadan önce korku filmi ya da rahatsız edici program ve tartışma konularını izlememek
- Yatmadan önce bir fincan rahatlatıcı bitki çayı ya da ılık süt içmek ve yanınızda su bulundurmak
- Yatmadan önce ılık bir duş almak, banyo yapmak
- Uykunuz gelmiyorsa uyumak için kendinizi zorlamayın
- Yatmadan önce sevdiğiniz türde keyifli bir kitap okumak
- Yatağınızın ayrıca gecelik ve pijamanızın rahat olmasına dikkat etmek
- Yatmadan önce hafif ve rahatlatıcı müzik dinlemek
- Yatmadan önce rahatlamanızı sağlamak için dua etmek
- Yatmadan önce cinsel aktivitede bulunmak
- Aynı saatlerde yatıp, aynı saatlerde kalkmaya özen göstermek
- Olabildiğince zihninizi boşaltıp güzel şeyler düşünmeye çalışmak
- Daha önce de belirttiğimiz gibi birkaç haftayı geçen uykusuzluk sorunlarında mutlaka konunun uzmanı olan bir doktora gidilmelidir.

25 Kasım 2007 Pazar

Bağışladığı Organ Alınırken Hayata Geri Döndü

Beyin ölümü gerçekleşen genç, hemşireler vücudunu organ bağışı için hazırlarken gözlerini açtı!

ABD'de 21 yaşındaki Zack Dunlap, trafik kazası sonrası hastaneye kaldırıldı. İki gün yoğun bakımda kaldıktan sonra "beyin ölümü gerçekleşti" denilen genç, mucize eseri hayata döndü. Dunlap, hemşireler ölü bedenini organ bağışı için hazırlamaya başladığı sırada gözlerini açtı. Hastaneden bir yetkili "Hemşire de çok şaşırmış. Dunlap aniden koluna yapışmış" dedi. Hastayı yeniden muayene eden doktorlar, gencin bilincinin açık ve hayatta olduğunu gördü. Yeniden tedavi altına alan Dunlap'ın sağlık durumunun her geçen gün daha iyiye gittiğini belirten ailesi "Bu gerçek bir mucize" dedi.

23 Kasım 2007 Cuma

Sigara Erkeklerde Kellik Sürecini Hızlandırıyor

Tayvan’da yaş ortalaması 65 olan 740 erkek üzerinde yapılan araştırmada, günde en az bir paket sigara içiminin “orta düzeyde veya hızlı” saç kaybında önemli bir rol oynadığı tespit edildi.


Araştırmayı yürüten Tayvanlı bilim admaları Lin-Hiu Su ile Tony Hsiu-Hsi Çen, sigaranın saç foliküllerini tahrip edebildiğini, kafa derisindeki kan ve hormon dolaşımını bozabildiğini veya östrojen üretimini artırabildiğini bildirdiler.

Archieves of Dermatology dergisinde yayınlanan araştırmada, ilk saç dökülme belirtileri görülen erkeklere, saçın daha yoğun dökülmesinin önüne geçmek için, sigaranın rolünün hatırlatılması tavsiyesinde bulunuldu. Araştırması yapılan kalıtsal saç dökülmesi durumunun, beyazlar arasında daha yaygın olduğu belirtiliyor.

Migreni Olanların Beyinleri Farklı

Araştırmacılar, migreni olanların beyinlerinde, özellikle vücuttaki acıyı ve diğer duyusal bilgiyi işleyen korteks bölgesinde olmak üzere yapısal farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu.

Neurology dergisinde yayımlanan araştırmaya göre; uzun süredir migreni olan 24 kişi ile hiç migreni olmayan 12 kişinin beyinleri incelendi. Araştırmacılar, vücudun çeşitli yerlerindeki acı, temas ve sıcaklık gibi duyusal bilgileri algılayan somatosensori korteksin, migreni olmayanlara nazaran migreni olanlarda yüzde 21 oranında kalın olduğunu buldu. Ancak bu farklılığın mı migrene neden olduğu, yoksa migren nedeniyle mi farklılık oluştuğu konusunda net bir sonuca ulaşılamadı.

Araştırmayı yapanlardan Massachusetts Hastanesi doktoru Nouchine Hacikhani, yaptığı açıklamada, en büyük farklılığın, baş ve yüzden gelen duyusal bilgileri işlemekle sorumlu kortekste olduğunu söyledi. Hacikhani, bu çalışmanın, migren konusunun ciddiye alınması gerektiğini çünkü bunun beyinde değişikliklere neden olabileceğini gösterdiğini kaydetti.

Hacikhani ayrıca, bu farklılık ihtimallerinden birinin yinelenen ve uzun dönem duyusal alanların uyarılmasının korteksin zamanla kalınlaşmasına neden olması, diğer ihtimalin de migrene eğilimli kişilerin zaten kortekslerinin kalın olması olabileceğini ifade etti.

ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacıları ise migrene, beyindeki belli hücreleri denetleyen genlerdeki kalıtımsal bozuklukların neden olduğunu öne sürüyor.

Bilim adamları uzun yıllardır, migren ile baştaki kan damarlarının genişlemesi ve daralması arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürüyordu.

Kanserle Mücadelede Nanoteknoloji Çalışmaları

Bilim adamları, kanserle mücadelede kemoterapiye alternatif yöntem geliştirdi. Araştırmacılar, nano partikülleri kanserli hücrelerle savaşta kullandı.

Dünyanın en önemli araştırma enstitülerinden MIT’den yapılan açıklamada, bilim adamları, ilaç taşıyan nano partikülleri kanserli hücrelere ulaştırabildi.

Buna göre, araştırmacılar, damardan enjekte edilebilen ve kan içerisinde yol alarak tümörlü bölgelere ulaşabilen çok amaçlı nano partiküller geliştirdi. Söz konusu süper manyetik partiküller, üzerlerine uygulanan elektro manyetik alan sayesinde, beraberinde taşıdıkları iyileştirici ilacı hastalıklı alana bırakıyor. Tanecikleri düşük frekanslı elektromanyetik alana maruz bırakmak, taneciklerin ısı yaymasına neden oluyor ve bu ısı da nano parçalar ile taşıdığı ilaç arasındaki bağı eriterek ilacı ortaya çıkarıyor.

Söz konusu manyetik dalgalar, radyo dalgaları gibi 350 ve 400 kilohertz arasında gönderiliyor ve vücuda zarar vermeden, vücudun içinden geçiyor ve sadece nano partikülleri ısıtıyor. Söz konusu parçalar, kanserli hücreleri manyetik rezonans cihazları ile daha rahat görünür hale de getiriyor.

15 Kasım 2007 Perşembe

Kadınlar Daha Fazla Risk Altında !

Çin’de yapılan bir araştırma, sigara içen kadınlarda, amfizem ve kronik bronşit gibi akciğer hastalıkları görülmesi riskinin erkeklere göre daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Nanjing Tıp Üniversitesi’nden Dr. Fei Xu, akciğer hastalıklarının Çin’de ikinci sıradaki ölüm nedeni olduğunu kaydetti.

Araştırma kapsamında çeşitli akciğer hastalıkları olan 1743 kişi ile aynı sayıdaki sağlıklı insanın verileri karşılaştırmalı olarak incelendi. Araştırmada, incelenen erkeklerin yüzde 50’sinden fazlasının, kadınların ise yüzde 5,3’ünün sigara içtiği kaydedildi.

Araştırmada, az sayıda sigara içenlerdeki hastalık riskinin yüzde 40, orta dereceli içicilerde yüzde 55, ağır içicilerde ise yüzde 77 daha fazla olduğu saptandı.

Kadın sigara kullanıcılarının ise erkeklere göre yüzde 20 daha fazla risk taşıdıkları belirlendi. Bilimadamları, hastalık riskinin kadınlarda fazla olmasının nedeninin henüz bilimsel olarak ispatlanmış bir nedeni olmadığını belirttiler.

Türkiye, ‘Sağlık’tan Sınıfta Kaldı

OECD, 30 ülkenin sağlık sistemlerini inceledi. Raporda, Türkiye, hemen her kategoride listelerin en alt sıralarında yer alıyor. İlk göze çarpanlarsa Türkiye’de kişi başına sağlık harcamalarının azlığı ve bebek ölümü oranının yüksekliği.

OECD ülkelerinde sağlık sistemi gelişiyor ancak kronik hastalıkların tedavisinde hala yapılması gerekenler var. Ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı OECD’nin son raporu özetle bunu söylüyor.

“2007: Bir Bakışta Sağlık” başlığını taşıyan raporda, 30 üye ülkenin sağlık sistemleri ve sağlık harcamaları karşılaştırıldı. ağlık sistemine ilişkin onlarca başlığın incelendiği rapora göre, kaliteyi sağlama adına en çok çalışan ülkelerin başında ABD geliyor. Ancak, ABD, “en iyi sağlık hizmetini sağlayan ülkeler” listesinde başarısını sürdüremiyor.

En Çok Harcamayı ABD, En Azınıysa TÜRKİYE Yapıyor
En büyük farklılıklarsa kişi başına sağlık harcamalarında. ABD’de kişi başına yıllık 6 bin 400 dolarla listenin tepesinde, Türkiye ise sadece 586 dolarlık harcamayla listenin en alt sırasında yer alıyor. Türkiye, bebek ölümleri, ortalama ömür, doktora gitme sıklığı, tıbbi tetkikler gibi pek çok başlıkta Meksika ve Macaristan’la birlikte listenin son sıralarını paylaşıyor.

Ancak örgüt 0’li yıllarla kıyaslandığında Türkiye’de bazı alanlarda gelişme sağlandığını da vurguluyor.

7 Kasım 2007 Çarşamba

Dejavu’nun Sorumlusu Bulundu Mu?

Yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamış veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu “dejavu”nün, beynin bellek bölgesiyle ilgili olduğu ortaya çıktı.

İnsanların yaşamadıkları, hayali olayları nasıl yaşamış gibi hissettiklerini bulmak için nörologlar, sağlıklı gönüllülerin beyinlerinin MR’larını çekti. Bilim adamları, MR sırasında gönüllüleri, yaşanmış ve hayali anılarıyla ilgili teste tabi tuttular ve bu test sırasında beynin etkin olduğu bölgeleri gördüler. MR sırasında, araştırmaya katılanların, çok emin olarak hatırladıkları konularda beynin yan altında bulunan, bir olayın çok belirgin ve somut birçok ayrıntısını hafızalayan lobdaki beyin faaliyetinde artış olduğu belirlendi.

Katılımcıların emin olduklarını söyledikleri, ancak hayali olduğu belirlenen olayları düşündükleri sırada, beynin üst bölgesinde bulunan ve ayrıntısız biçimde olayların yalnızca anafikrini belleğe alan bölgenin daha etkin olduğu gözlendi. Öncelikle bu bölümdeki anılarını düşünen kişilerin yanlızca kimi olayların genel hatlarını hatırlayabildikleri ve yanılabilecekleri ortaya çıktı.
Duke Üniversitesi’nden nörolog Dr. Roberto Cabeza, insan belleğinin bilgisayarınkine benzemediğini belirterek, insanların sık sık, yaşanmamış olsa bile kimi olayları geçmişte yaşadıklarını sanabildiklerini söyledi.

Cabeza, bu araştırmanın normal yaşlılık sürecinde bellekte oluşan değişikliklerin daha iyi değerlendirilmesi ve Alzheimer hastalığının erken tanısında yararlı olabileceğini bildirdi. Daha önce yapılan araştırmalar, yaşlanıldığında beynin genellikle kesin olayları hatırlama özelliğini genel izlenimleri hatırlamaktan daha hızlı yitirdiğini göstermişti.

Araştırma, Journal of Neurosciences adlı dergide yayımlandı.

Akciğer Kanserinin Gen Haritası Çıkarıldı

Araştırmacılar, akciğer kanserinin gen haritasını çıkarmayı başardı.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, 528 kanser tümörünün DNA’sını inceleyen bilim adamları, akciğer kanser tümörleri üzerinde genetik 50’den fazla anormalliği belirleyerek, bu kanserin gen haritasını oluşturdu. Araştırmada, 14. kromozomda bulunan daha önce gözardı edilmiş NKX2-1 geninin kanserden sorumlu olabileceği ortaya çıktı.

Harvard ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki Broad Enstitüsü’nden Matthew Meyerson, bu incelemelerin akciğer kanserinin gen haritası konusunda benzersiz bir tablo çizdiğini söyledi.
Meyerson, bu çalışmanın başlıca temelleri ve akciğer hücrelerinin büyümesini denetleyen önemli bir genin fark edilmesini sağladığını, bunun akciğer kanserinin teşhisi ve tedavisinde yeni stratejileri değerlendirmenin yolunu açtığını vurguladı.

Araştırmaya imza atanlardan Eric Lander de “akciğer kanserinin genetik haritasının, bilinen bazı şeyleri doğrulayarak bu korkunç hastalığın sistematik bir tasvirini sağladığını, ancak bulmacanın birçok yerinin eksik olduğunu” söyledi.
Akciğer kanseri, diğer birçok kanser türünde olduğu gibi, DNA’daki değişikliklerin sonucu oluşuyor ancak bu değişikliklerin kaynağı ve biyolojik sonuçları halen büyük ölçüde bilinmiyor.
Yılda bir milyondan fazla kişinin yaşamını yitirmesine neden olan akciğer kanseri, dünyada en çok ölüme yol açan kanser türlerinin başında yer alıyor.

Kepek Sorunun Çözümü Bulundu

Uluslararası bilim adamları ekibi, kepeğe neden olan mantarın (fungus) genetik şifresini çözmeyi başardı.


“Malassezia globosa” adı verilen bu mantarın gen yapısının ayrıntılı biçimde bilinmesinin, bu sorunun ortaya çıkmasını engelleyecek daha etkili tedaviler geliştirilmesinde yardımcı olması bekleniyor.

İnsan cildinde yaşayan ve beslenen bu mantarın kaşınmaya ve duruma bağlı olarak pul pul dökülmeye neden olduğunu belirten araştırmacılar, insanların yarısının kepek sorunu bulunduğunu ve erkeklerin daha fazla bu soruna maruz kaldığını kaydediyor. Proctor and Gamble firmasının desteğiyle yürütülen ve Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin bilimsel yayınlarında yayımlanan araştırmaya katılan bilim adamları, insan kafasında ortalama 10 milyon globosa mantarı bulunduğunu belirterek, genetik olarak mayayla bağlantılı olan bu fungusun, ciltte bulunan “sebase” bezlerinin salgıladığı yağ, diğer bir deyişle cilt yağıyla beslendiğinin altını çiziyor.

Yağ ve yağ üreten ölü hücrelerin kalıntılarından oluşan cilt yağı (sebum), saçın ve cildin korunmasına ve su geçirmez olmasına yarıyor, kurumasını, çatlamasını önlüyor. Şifresi çözülen globosa mantarının sadece 4 bin 285 genden oluştuğu ve insan gen sayısının 300’de biri sayısına sahip en basit organizmalardan biri olduğu anlaşılırken, bu mantarın, yaşam için temel olan kendi yağ asitlerini üretme yeteneği bulunmadığı ve bu nedenle insan cilt yağına bağımlı olduğu belirlendi.

Araştırmacılar, bu fungusun “lipase” adlı bir enzim üreterek kepeğe neden olduğunu, mantarın sebumu (cilt yağını) parçalamak için lipase adlı enzimi kullandığını ve böylece oleik asit denilen bir madde ürettiğini tespit etti. Bunun derinin en üst katmanına girdiği ve deri hücrelerinin hassas ciltlerde daha hızlı bozulmasını tetikleyerek kepeğe neden olduğu ortaya çıktı. Fungusun sekiz çeşit lipase ürettiği ve bunların her birinin proteininin yeni kepek tedavisi ilaçları geliştirilmesi için hedeflenebileceği düşünülüyor.

Araştırmacı Dr Thomas Dawson, bu mantarın gen haritasının çıkarılmasının, mantar ile insan etkileşimini anlayabilmek için harika fırsatlar yarattığını söyledi. Bilim adamları, 5 yıl önce globosa mantarının kepeğe yol açtığını keşfetmişti. Ancak bu ana kadar üretilen medikal şampuanlar, mantar enfeksiyonunu kontrol altına alırken, yüzde 100 sonuç alamıyor.

2 Kasım 2007 Cuma

Hava Kirliliği Erken Doğum Riskini Artırıyor

ABD’de yapılan bir araştırma, büyük oranda motorlu araçların neden olduğu hava kirliliğinin, gebe kadınlarda erken doğum riskini artırdığını ortaya koydu.


Araştırmaya göre, havadaki karbonmonoksit veya parçacık oranının yüksek olduğu bölgelerde yaşayan gebe kadınlarda, temiz bölgelerde yaşayanlara kıyasla yüzde 10 ila 25 arasında bir oranda daha fazla “erken doğum” (37 haftadan önce gerçekleşen doğum) görüldüğü belirtildi. Amerikan Epidemiyoloji Dergisi’nde yayınlanan araştırmada, bu etkinin özellikle hamileliğinin ilk 3 ayında ya da son döneminde “kirli hava” soluyan kadınlarda görüldüğü kaydedildi.

Kaliforniya Üniversitesi Halk Sağlığı bölümü Uzmanı Dr. Beate Ritz ve ekibinin, araştırma kapsamında 2003’de Los Angeles’da doğum yapan yaklaşık 2 bin 500 kadını ayrıntılı olarak değerlendirdikleri bildirildi. Ekibin, kadınlarla yüzyüze görüşmeler yaparak, diğer risk faktörlerinin mi yoksa hava kirliliğinin mi erken doğuma neden olduğu konusunda bilgiye ulaşabildikleri ifade edildi. Ritz, araştırma ekibinin daha önce de karbonmonoksit ve parçacıkların zararları üzerine raporlar hazırladıklarını, ancak yeterli veri olmadığı için erken doğuma neden olup olmadığı konusunda kesin sonuçlar elde edemediklerini kaydetti. Ritz, son çalışmalarının, büyük oranda motorlu araçların neden olduğu hava kirliliğinin erken doğum riskini artırdığı yolundaki daha önceki savlarını doğruladığını söyledi.

Uyku Hapı Sayesinde Komadan Çıktı

Bir uyku hapı, 20’li yaşlarındaki bir genç kızı altı yıllık komadan çıkarmayı başardı.


2001 yılında erkek arkadaşının ikna etmesiyle eroin enjekte ettikten kısa süre sonra komaya giren 23 yaşındaki Amy Pickard, Zolpidem adlı uyku hapının yan etkileri üzerine bir araştırma sayesinde, yeniden hayata dönmeye başladı.

Amy’nin, ilk hapı aldıktan dört hafta sonra, kendi başına nefes almaya başladığı, odasındaki objelerin ve güçlü tadı olan yiyeceklerin farkına varıp kelimeler kurmaya başladığı belirtiliyor. Deney kapsamında 360 hastaya Zolpidem tedavisi uygulanmaya başlandı. Hastaların yüzde 60’ının yaşam belirtisi göstermeye başladıkları açıklandı.

Sihirli Kurşun İle Kanser Hücreleri Yok Edilmeye Çalışılıyor

İngiliz araştırmacılar sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücreleri yok eden tedavi yöntemini insanlar üzerinde denemeye başlayacak. Sihirli kurşun adı verilen yöntem üzerinde 11 yıldır çalışılıyordu.


İngiliz bilim adamları, dünyada ilk kez, sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücreleri yok edebilen bir tedavi yöntemi geliştirdi. Kemoterapi ve radyoterapiye oranla çok daha etkili olduğu belirtilen yeni tedavi, şimdilik fareler üzerinde başarı sağladı. İnsanlar üzerinde denemelerse gelecek yıl başlayacak.
İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi’nde 11 yıldır süren çalışmalar kanser tedavisinde umutlandıran sonuçlar verdi.

Yumurtalık Kanserini Yok Ettiler
Bilim adamları sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücreleri yok edebilen bir tedavi geliştirdiklerini duyurdu. Yeni tedavi yöntemi, fareler üzerinde çok başarılı sonuçlar verdi. Uzmanlar, farelerde yumurtalık kanserini yok etmeyi başardı.

Sırada Akciğer, Prostat ve Safra Kesesi Kanseleri Var
Yeni yöntemin asıl umut verici tarafıysa, insanlarda akciğer, prostat, safra kesesi kanseri ve göz tümörlerinin tedavisinde kullanılabilecek olması.Yöntemde, vücudun doğal savunma sisteminin bir parçası olan antikorlar hastaya enjekte ediliyor. doğrudan tümörü hedef alan antikorlar, ultraviyole ışığa maruz kaldıklarında harekete geçiyor ve sağlıklı hücrelere dokunmadan kanserli hücreleri yok etmeyi başarıyor.Bilim adamları, bu özelliği nedeniyle tedaviyi “sihirli kurşun” olarak nitelendiriyor.

İnsanlarda Gelecek Yıl Denenecek
Sağlıklı hücrelere de zarar veren, yan etkileri bulunan radyoterapi ve kemoterapiyle kıyaslandığında kanser tedavisinde yepyeni bir aşama olarak görülen yöntemin insanlar üzerinde denenmesineyse gelecek yıl içinde başlanması bekleniyor.

Erkeklerde Cinsel Sorun, Sosyal Hayatı Etkiliyor

Psikiyatrist Dr. Levent Soylu, özellikle erkeklerin cinsel sorunlarının çok büyük bölümünün yanlış cinsel inanış, yanlış bilgilendirilme ve cinsiyet rollerinin sosyokültürel yansımaları ile ilgili olduğunu söyledi.


Cinsel yaşam sorunları, kendine güvensizlik ve sosyal hayata uyum sağlayamama gibi olumsuzları tetikliyor. Psikiyatrist Dr. Levent Soylu, sorunun farkına vararak doktora başvuranlarda psikolojik konumun etkisinin yüksek bulunduğunu belirterek, özellikle işe bağlı aşırı stres, ilişki sürecinde başarısızlık düşüncesinin yarattığı sıkıntı, depresyon, kötü bir çocukluk dönemi ve cinsel bilgisizliğin bunda etkili olduğunu ifade etti. Erkeklerde yaşanan en önemli cinsel sorunlar arasında, erken boşalmanın ilk sırada yer aldığını anlatan Soylu, şunları söyledi:
“Hekimlere başvuran hastaların çok büyük bir yüzdesi, erken boşanma sorunu yaşadığını ifade ediyor. Yapılan araştırmalara göre, erkeklerin üçte biri bu sorunu yaşıyor. Ancak, hekimlere başvuranların çoğunluğunu sertleşme sorunları yaşayanlar oluşturuyor. Erken boşalma yaşayanlar, çoğunlukla dikkatini başka yere verme, geciktirici krem kullanma gibi yöntemlere başvururlar. Ancak bu sorunu çoğunlukla çözmediği gibi, alınan zevki de büsbütün azaltmaktan başka bir işe yaramaz. Cinsel hayatta yaşanan sorunlar, kendine güvensizlik ve sosyal hayata uyum sağlayamama gibi olumsuzlukları tetiklemektedir. Bu nedenle sorun ihmal edilmemeli ve uzmana başvurmaktan çekinilmemelidir.”

Soylu, cinsel sorunların önemli bölümünün psikolojik nedenlerden kaynaklandığını, bunlar arasında sıkıntı, stres gibi nedenlerin erken boşalmanın ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu vurgulayarak, tedavisinin ise çok kolay olduğunu söyledi. Soylu, ayrıca, eşle olan genel ilişkinin de cinsel ilişkiyi etkilediğini kaydetti.Soylu, sosyokültürel düzeyi yüksek ve cinsel kültürünü sorgulayıp olumlu yönde değiştirebilme yeteneğini sergileyen kişilerin çok kısa sürede, önerilen bazı egzersiz ve bilgilendirmelerle erken boşalma sorununu kısa sürede çözümleyebileceklerini sözlerine ekledi.

Her 8 Kişiden Birinin Beyninde Anormallik Var

Hollanda’da yapılan bir araştırmada, sağlıklı her 8 kişiden birinin beyninde teşhis edilmemiş “anormallik” bulunduğu tespit edildi.

Rotterdam’daki Erasmus MC Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Meike Vernooij başkanlığındaki ekibin araştırmasında, sağlıklı 45 yaş üstü 2000 kişinin beyinlerine MRI taraması yapıldı.
Bunun sonucunda, araştırmaya katılanların yüzde 13’ünün beyninde bazı anormalliklerin bulunduğu tespit edildi. Bunlardan yüzde 7’sinde pıhtı saptandı ancak bunların belirti vermeyecek kadar küçük olduğu belirtildi. Deneklerin yüzde ikisinde anevrizma denilen, damarlarda çok fazla genişlemesi halinde çatlamayla sonuçlanarak felce yol açabilecek şişlik olduğu belirlendi. Ancak saptanan 35 anevrizmadan 32’sinin çok küçük olduğu bildirildi.

New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan araştırma çerçevesinde yapılan taramalarda, 32 kişide tümör saptandı ancak bunların hepsinin zararsız olduğu belirtildi. Araştırmaya katılan 13 kişinin beyninde ise birden fazla “anormalillik” bulunduğu bildirildi. Araştırmacılar, MRI görüntülerinin daha detaylı hale gelmesiyle “beyindeki küçük anormalliklerin saptanmasının” daha kolay olacağını ve böylece doktorların bunlardan hangilerinin göz ardı edilebilir nitelikte olduğunu daha kolay anlayabileceklerini söylediler.

İştahınızı Kesmek İçin Leptin Hormonu

Bir süredir zayıflama deneylerinde kullanılan leptin hormonunun, şişmanların iştahını kesmekte kullanılabileceği açıklandı.


ABD’nin Los Angeles kentindeki Semel sinir bilimleri enstitüsü uzmanları, genetik bozukluk yüzünden organizmaları leptin üretmeyen üç şişmanın yüksek kalorili yemekler karşısındaki iştahını kesebilmek amacıyla kendilerine leptin zerk ederek gözlemde bulundu.

Deneklere burger, pizza, kızarmış tavuk gibi ağızlarını sulandırıcı yemekler gösterildi ve o sırada kendilerine leptin zerk edilirken beyin faaliyetleri manyetik rezonans (MR) tekniğiyle görüntülendi. Bu deney leptinli ve leptinsiz olarak tekrarlandı ve MR sonuçları kıyaslandığında, leptin enjeksiyonunun açlık hissini ve iştahı azalttığı belirlendi. Hormon yokken, yemek resimleri açlık hissini artırıyordu. Profesör Edythe London, bu sonuçların, obezite ve diğer metabolizma sorunlarının tedavisinde yeni yöntemler geliştirilmesinin yolunu açabileceği yorumunu yaptı.

29 Ekim 2007 Pazartesi

Sigara İçen Annenin Çocuğunda Obezite Riski

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre, sigara tiryakisi annelerin, hatta sadece gebeliğin başında sigara içenlerin çocukları, diğerlerine göre, yaklaşık üç kat fazla obez olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.


Yamanashi Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yürütülen araştırmanın sonuçlarıyla ilgili olarak hekimler tam bir bağlantı kuramasalar da bazıları tiryaki annelerin bebeklerinin, plasentadayken yeterli beslenemediği teorisini ortaya attılar.

Sigara tiryakisi annelerin çocuklarının obezite riski artıyor. Profesör Zentaro Yamagata başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülen ve 1400 kadın ile çocuklarının 10 yaşına kadar izlendiği araştırmada, gebeliğin ilk üç ayında, hatta sadece en başında sigara içen annelerin çocukları, sigara içmeyen annelerin çocuklarına oranla 2,9 kez daha fazla obezite riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Araştırmada ayrıca, annesi hamilelik döneminde kahvaltı etme alışkanlığı olmayan bir çocuğun kilo sorunuyla karşılaşma riskinin de 2,4 kez fazla olduğu ortaya çıktı.

Prof Yamagata, araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak, “Sonuçlar, gebelik sırasında, hatta sadece en başında sigara içmenin, çocukların sağlığı üzerinde yaşamlarının uzun bir dönemi boyunca etkileri olabileceğini gösteriyor” diye konuştu. Araştırmacıların, gebelik sırasında kötü beslenen çocukların, doğumdan sonra gıda stoklayabileceği şeklinde bir spekülasyonda bulunabileceklerini belirten Yamagata, “Ancak, bunun doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Önemli olan sigarayı bırakmak” dedi. Prof Yamagata, dünyada tütün kullanımı ile çocuk obezliği arasındaki bağı gösteren başka araştırmalar da bulunduğunu, ancak ilk kez bir grup çocuğun doğumundan 10 yaşına kadar bu araştırmanın konusu olduğunu söyledi.

23 Eylül 2007 Pazar

Ülserin Mucidinden Aşı Müjdesi

Ülserin nedenini bulan ve bu nedenle Nobel Ödülü kazanan Prof. Dr. Barry Marshall, Türkiye’ye geldi. “İkinci Nobel’i de geliştireceğim aşıyla almak istiyorum” diyen Prof. Dr. Marshall, ülser aşısının 3 yıl sonra insanlarda deneneceğinin müjdesini verdi.

Türkiye’de her 10 kişiden 8’i, Avrupa’da ise her 10 kişiden 4’ü “Helikobakter Pylori” adlı bakteriyi taşıyor. “Helikobakter Pylori”; gastrit, mide ülseri, oniki parmak bağırsağı ülseri ve mide kanserinin en önemli nedeni olarak gösteriliyor. Bu bakteri, kirli içme suları sebze ve meyvelerle bulaşıyor. “Helikobakter Pylori”nin ülsere neden olduğunun saptayarak yüzyılın en önemli keşiflerinden birini yapan ve bu çalışması nedeniyle Nobel Tıp Ödülü kazanan Avustralyalı Prof. Dr. Barry Marshall, deneyimlerini Türk meslektaşlarıyla paylaşmak için Türkiye’ye geldi.
Bu önemli keşfi 25 yıl önce gerçekleştiren 55 yaşındaki Prof. Dr. Marshall, tezini kanıtlayabilmek için “Helikobakter” mikrobu içeren bir çözeltiyi içmekten de kaçınmadığını söyledi.

Bakteriyi Kendime Bulaştırdım
Marshall, “Ülsere asit fazlalığının, stresin ve sigaranın neden olduğu sanılıyordu. Bazı bilimadamları buna din gibi inanıyordu. Bunun ‘Helikobakter Pylori’den kaynaklandığını keşfedince bize inanmadılar. Hastamızın midesinden ‘Helikobakter Pylori’ örneği alıp, bir çözeltiye katarak içtim ve hastalandım. Daha sonra da antibiyotikle kendimi tedavi ederek, tezimi kanıtladım” dedi.

Gözünü İkinci Nobel'e Dikti
“Helikobakter Pylori”nin ülsere neden olduğunu keşfeden Prof. Dr. Marshall, arkadaşı Dr. Robin Warren’le birlikte 2005 yılında Nobel Ödülü almayı başardı.

Ülser Tarihe Karışacak
Şimdiki hedefinin ikinci kez Nobel Ödülü kazanmak olduğunu ifade eden Marshall, “Nobel’i kazanmak benim için cennete gitmek kadar önemli. ‘Helikobakter Pylori’ye karşı bir aşı geliştirirek, Nobel’i ikinci kez almak istiyorum. ‘Helikobakter Pylori’nin DNA haritasını çıkarmak için uğraşıyoruz. Geliştirdiğimiz aşı 3 yıl sonra insanlarda denenebilecek. Aşı hazır olduğunda hem çocuklara hem de yetişkinlere uygulanacak. Bizden sonraki kuşak bir daha bu hastalıkla uğraşmayacak” diye konuştu.
Prof. Dr. Barry Marshall, Türkiye’de “Helikobakter Pylori” oranını azaltmak için hükümetin temiz su sağlamak için altyapı yatırımlarına ağırlık vermesi gerektiğini de vurguladı.

Doğal Yollarla Güzelleşmenin Sırları

Her alanda karşımıza çıkan doğal ürünler, son dönemde özellikle kozmetik ürünlerinin içeriklerinin de büyük bölümünü oluşturuyor. Buzdolaplarımızın vazgeçilmez besinleri, aynı zamanda inanılmaz birer güzellik silahına dönüşüyor.


Eğer doğal kozmetik deyince aklınıza sadece "bio-reyonlar" geliyorsa, size yanıldığınızı hatırlatmak isteriz. Çünkü son dönemde birçok kozmetik markasının ürün içeriği neredeyse bir süpermarket alışveriş listesi kadar çeşitli. Mutfaklarımızın vazgeçilmezleri üzüm, mango, bal, Hindistan cevizi, zeytinyağı güzelliğin hizmetinde.

Özellikle zeytinyağı sadece yemeklere kattığı lezzetle değil tedavi edici özelliğiyle de biliniyor. İçindeki bakım yapan besin maddeleri, alerjik ya da çok hassas ciltler için bile rahatlıkla kullanılabildiğinden pek çok üründe yer alıyor. Zeytinyağı, kuru ciltlerin bakımının yanı sıra saç ve saç derisi bakımında da kullanılıyor. Zeytinin çekilmiş çekirdekleri de yumuşak bir cilt peeling'i için şimdilerde ürünlerde yer alıyor.

Üzüm suyu, pirinç, salatalık
Üzüm suyu da güzelliğin yeni iksiri olarak bakım ürünlerinde sıkça kullanılıyor. Bileşimindeki polifenoller cilt için birer gençlik mucizesi olarak kadınların hizmetine sunuluyor. Üzümdeki OPC fenolleri, cilt kırışıklıklarının en büyük nedenlerinden biri olarak gösterilen serbest radikaller üzerinde etkili. Kırmızı üzüm de gerginleştirici ve hücre yenileyici özelliklerinden dolayı kozmetikçilerin tercihleri arasında yer alıyor.

Cilt yenilenmesinde etkili bir başka besin maddesi de pirinç. "Mikro-dermasion" peeling etkisiyle cildi pürüzsüzleştiriyor. Salatalık ekstresi ya da aloe vera ise cildi rahatlatırken aynı zamanda tazelik hissi veriyor.
Ve bal... Sadece benzersiz tadıyla sofralarımıza konuk olmuyor, aynı zamanda cilt kuruluğunda ve elastikiyet kaybında kadınların imdadına koşuyor. Eğer kendinizi günün stresinden arındırmak istiyorsanız, o zaman ölüdeniz tuzuyla kaybettiğiniz mineralleri yeniden kazanmanız da mümkün.

Magnezyum iyi uykuya birebir
Artık rahat bir uyku çekebilmek için ilaçlara ihtiyacınız yok. Eğer gündüzleri içtiğiniz kahveden vazgeçmenize, saat 20.00'den sonra egzersiz yapmayı bırakmanıza ve uyku maskesi kullanmanıza rağmen bir türlü uyuyamıyorsanız, o zaman vücudunuzun magnezyuma ihtiyacı var demektir. Bir doz magnezyum sizi rahatlatır, uyumanıza yardımcı olur ve kendinizi sürekli yorgun hissetmenizi engeller.

Doktorlar sağlıklı kemikler ve kaslar için de günde en az 270 mg. magnezyum alınmasını öneriyor. Magnezyum ihtiyacını ayrıca yeşil sebze, balık ve fındık yiyerek de gidermek mümkün.

21 Eylül 2007 Cuma

Dikkat! Cep Telefonu Sağırlık Nedeni

ABD’de düzenlenen bir kulak burun boğaz konferansında, günde bir saatten fazla cep telefonuyla konuşmanın işitme kaybına yol açabileceği belirtildi.


ABD’de bu hafta yapılan bir kulak-burun-boğaz konferansında sunulan araştırmada, cep telefonunu çok kullananların, özellikle yüksek frekanslı sesler sayılan s, f, h, t ve z ile başlayan kelimeleri anlamakta güçlük çektikleri belirlendi.

Daily Mail’in internet sitesindeki habere göre, araştırma, 18-25 yaş arasındaki 100 cep telefonu kullanıcısıyla kullanmayan 50 kişi karşılaştırılarak yapıldı. Araştırma sonucunda, 4 yıldan fazla bir süre günde bir saati aşkın cep telefonu kullananların sesleri ayırt etmede güçlük çektikleri belirlendi. Bilim adamları, sorunun özellikle çoğu insanın kullandığı sağ kulakta görüldüğünü belirttiler.

Hintli kulak-burun-boğaz uzmanı Nareş Panda, işitme kaybının sebebinin uzun süre cep telefonu kullanımından kaynaklanan radyasyonun iç kulakta tahribata yol açması olabileceğini söyledi. Panda, araştırmanın teyit edilmesi için daha çok sayıdaki denek arasında yapılması gerektiğini vurguladı.

E-Saglik.blogspot.com'da Reklamlarınızın Yayınlanmasını İstermisiniz

E-Saglik, Türkiye'de ve Dünya'da en son çıkan sağlık haberlerini, tıp'ta en yeni araştırmaları, hastalıklardaki yenilikeri yayınlayan ve sürekli olarak güncellenen içeriğiyle hedef kitlesine hitap etmektedir.


Her geçen gün gelişen içeriğiyle sağlık alanında ziyartçilerini bilgilendirme konusunda önemli adımlar atmaktadır.

Reklam Hizmetleri Sağlık ve Tıp alanındaki kuruluşlarla ilgili olup, reklam talepleriniz uygun görüldüğü taktirde bloglarımızda yayınlanacaktır.

Reklam Seçenekleri:

1. Kare Banner 125x125 boyutlarında
2. Standart Banner 468x60 boyutlarında
3. Kule Banner 600x120 boyutlarında

Fiyatlandırma:

1. Kare Banner 80 ytl/Aylık
2. Standart Banner 120Ytl/Aylık
3. Kule Banner 150 Ytl/Aylık

Reklam vermek için lütfen bizimle iletişime geçin!

Kanserin Tedavisinde Sonlara Doğru Yaklaşılıyor

ABD’de, bünyesi kansere dirençli kişilerden alınan ’süper güçlü’ hücrelerin hastalara nakliyle kanserin alt edilmesine yönelik çalışmalar, büyük umut vaatediyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin ’hücre nakli’ için izin verdiği araştırmaların başındaki Dr. Zheng Cui, "İki yıl içinde kanseri tamamen iyileştirmeyi umut ediyoruz" dedi.


BİLİM dünyasında büyük umut vaateden haber, Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Zheng Cui’nin araştırmaları üzerine geldi. Cui, bazı insanların bağışıklık hücrelerinin, kanseri yenmekte diğerlerinden 50 kat güçlü olabileceğini laboratuvar deneyleriyle gösterdi. New Scientist Dergisi’nin son sayısında bu araştırması yayımlanan Dr. Cui, daha önceki bir çalışmasında farelerdeki bağışıklık hücrelerinin diğer farelerdeki tümörleri iyileştirdiğini kanıtlamıştı.

DENEYLER ÇOK BAŞARILI
Donörlerden alınan ’granülosit’ adlı kanser-öldürücü bağışıklık sistemi hücreleri kullanılarak, hastaların vücutlarının kanserle savaşma gücünün önemli ölçüde artacağını gösteren Dr. Cui’nin son araştırması, kanserin iyileştirilmesi konusundaki umutları artırdı. ABD Gıda ve İlaç Dairesi FDA, 22 hastasına süper-güçlü grönülositler enjekte etmesi için Dr Cui’ye geçen hafta izin verdi. İznin ardından Dr. Cui, şöyle konuştu: "Klinik öncesi deneylerimiz olağanüstü başarılı oldu. İnsanlarda işe yararsa iki yıl içinde kanserin tedavisini başarabiliriz."

TEKNOLOJİ YETERLİ
Dr. Cui, bu teknolojinin, son derece hızla hastaların hizmetine gireceğinden de emin; çünkü kandaki granülositleri çıkartmak için kullanılan teknoloji, hastanelerde diğer kan bileşenleri olan plazma ve trombosit ayrıştırmak için kullanılan teknoloji ile aynı.

Güçlüler, kanseri 24 saatte öldürdü!

Bulgularını geçen hafta Cambridge’de sunan Dr. Cui, bazıları kanserli 100 kişiden granülosit aldı. En güçlü hücreler 24 saat içinde kanser hücrelerinin yüzde 97’sini, zayıf olanları yalnızca yüzde 2’sini öldürebildi. 50 yaş üzerindeki donörlerin hücrelerinin yeteneği ortalamanın altında; bunlardan kanserli olanların ise daha da düşük çıktı.

Stres, çok önemli etken!

DR. Cui, araştırmaları sırasında, bir kişinin bağışıklık sisteminin kanserle savaşma gücünün, ne kadar stres altında olduğuna bağlı değiştiğini de fark etti. Cui’nin ilk deneyleri, kanserli hastalara güçlü granülositler nakletmenin mümkün olduğunu gösterdi. Dr. Cui, teorik olarak hücre nakline bağlı öldürücü ’Graft-versus-host’ hastalığı riskini en aza indirmek için çalışıyor.

19 Eylül 2007 Çarşamba

Göktaşı Düşen Peru Köyünde Gizemli Hastalık

Peru’da küçük bir köyün sakinleri, geçen Cumartesi köy yakınlarına bir göktaşı düşmesinden bu yana gizemli bir şekilde bulantı ve baş ağrısından yakınıyor.

Caranca köyünün bağlı olduğu Puno bölgesinin sağlık müdürü Jorge Lopez, köy sakinlerinin mustarip oldukları baş ağrısı ve bulantının, göktaşının açtığı kraterden gelen tuhaf kokudan kaynaklandığını belirtti.

Cumartesi büyük bir ateş topu şeklinde köy yakınına düşen meteorit, bölge halkının paniğe kapılmasına yol açan bir yer sarsıntısına da neden oldu. Krateri incelemeye giden 7 polis memuru da rahatsızlanarak, hastanede tedavi altına alındı. Yerel yetkililer, 30 metre çapında ve 6 metre derinliğindeki kraterden kaynar su çıktığını ve çevresinde kaya parçaları ile kül bulunduğunu belirterek, göktaşının düştüğü yere bir kurtarma ve uzmanlar ekibi gönderildiğini kaydettiler. Meteoritin düşüşünü anlatan görgü tanıkları da bir ateş topu gördüklerini ve alevler içinde bir uçağın düşmekte olduğunu düşündüklerini belirttiler.


Türk Hocamızdan Çok Önemli Buluş

ABD'nin Connecticut Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nejat Olgaç ve başında bulunduğu araştırmacıların, kök hücreler üzerinde araştırmalara hız getirecek yenibir yöntem geliştirdiği öğrenildi.

Connecticut Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Nejat Olgaç, AA'ya yaptığı açıklamada, “Buluşumuz sadece kök hücre konusunda değil, aynı zamanda tüp bebek ve klonlama sahalarında da çok etkili ve pratik klinik uygulamaları beraberinde getirecek” dedi.

Olgaç'ın verdiği bilgiye göre, rotasyonel-titreşimli hücre delici “Ros-Drill” olarak isimlendirilen bu buluş sayesinde araştırmacılar, fareler üzerinde yapılan biyolojik testlerde oldukça “hızlandırılmış, yüksek hassasiyette ve otomatik duruma getirilmiş tüpte” yavru yetiştirme ve klonlama sonuçları gözlemlediler.“ Bu buluş kök hücre çalışmalarında çok kritik bir açığı kapatmakta” diyen Olgaç, yeni teknolojinin laboratuar çalışmalarını son derecede hızlandıracağını bildirdi.

Olgaç, çalışmalarının teknoloji ağırlıklı özetini geçen ay “Journal of Biomedical Microdevices” adlı bilim dergisinde yayınladığını söyledi. Olgaç, buluşunu bu yıl mart ayında Connecticut'ta düzenlenen uluslararası kök hücre konferansında da tanıttığını ve aralarında dünyada ilk kez koyun klonlaması yapan Prof. Dr. Ian Wilmut'un da bulunduğu araştırmacıların yeni yöntemin son derece değerli bir katkı olduğunu ifade ettiklerini dile getirdi.

Konuyla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

18 Eylül 2007 Salı

Boğulmada İlkyardım

Katı cisimle oluşan ancak tam tıkanmanın gerçekleşmediği boğulmada kişinin kendi refleksleriyle sorunu halletmesi beklenir. Çünkü müdahale edilirse tıkanıklık artabilir, bu nedenle kişiyi sakinleştirip öksürmeye teşvik etmek en doğru yaklaşımdır.

Ancak tam tıkanma varsa hastanın arkasında durup bir elle göğsünü destekleyerek öne eğilmesini isteyin. Diğer elinizin topuğuyla hastanın kürek kemiklerinin ortasına 5 kez kuvvetle vurun. Tıkanıklık açılmaz ise Heimlich manevrasına geçmek gerekir.

Heimlich Manevrası

  • Hastanın arkasına geçip sarılın

  • Bir elinizi yumruk yapıp hastanın göğüs kemiği ile göbeği arasına yerleştirin. Diğer elinizle bu yumruğu tutup 5 kez içe ve yukarı doğru ani baskı uygulayın

  • Tıkanıklık açılınca işlemi durdurun

  • Heimlich manevrası iç organlara zarar verebileceği için dikkatli olunmalıdır Hastayı sağlık kuruluşuna yönlendirin
Tıkanıklık açılmadıysa

  • Tekrar sırta vurun

  • Bu işlemleri 5’er kez olacak şekilde dönüşümlü olarak tekrarlayın

  • Bilinç kapanırsa temel yaşam desteği uygulayın

Suda Boğulmada İlkyardım
Mümkünse kişiyi suya girmeden kurtarın. (Elbisesinden çekin, can simidi, ip vb.. atın) Boğulmakta olan kişi panik içinde kendini kurtarmak isteyenlere sarılır ve onu da boğabilir. Ancak özel eğitimi yani cankurtaran lisansı bulunanlar suya girip boğulan kişiyi kurtarabilirler.

Bilinç Açıksa

  • Kanaması varsa tampon yapın. Kırık varsa hareket ettirmeyin

  • Sudan yatay halde çıkarın

  • Kurulayın, ısıtın

  • Ambulans çağırın

Normal solunum yoksa

  • Sudan hemen çıkarın veya sudayken suni solunuma başlayın

  • Ambulans çağırın


Solunum normalse

  • Kanaması varsa tampon yapın

  • Kırık varsa hareket ettirmeyin

  • Sudan yatay halde çıkarın

  • Kurulayın, ısıtın

  • Ambulans çağırın

16 Eylül 2007 Pazar

3 Boyutlu Yüz Tarama ile Hastalıklara Erken Teşhis

3 boyutlu yüz tarama cihazları çocuklardaki genetik hastalıkların teşhisini hızlandırabilir.


Down sendromu gibi genetik hastalıkların daha erken teşhis edilmesi mümkün olacak. İngiliz bilimadamlarına göre; 3 boyutlu yüz taraması yapan yeni bir yazılımla bu hastalıkların belirlenmesi artık çok daha kolay olacak.

Yüz hatlarını 700’den fazla genetik sendrom etkiliyor ama bunların pek azının tespiti mümkün oluyor. Ancak yeni yazılımda elde edilen 3 boyutlu tarama, hafızada bulunan normal koşullardaki taramalarla karşılaştırma yapma imkanı tanıyor bu da çocukların yüz hatlarındaki ufak anormallikleri ve oransızlıkları hemen seçiyor.

Cep Telefonları Kanser Riski Taşıyor

Cep telefonu kullanımı ve baz istasyonlarının uzun dönemde kansere yol açma ihtimalinin bu aşamada “göz ardı edilemeyeceği” belirtildi.

İngiltere’de hükümet ve iletişim endüstrisinin birlikte yürüttüğü 6 yıllık araştırmanın sonucunda, kısa sürede cep kullanımının kansere yol açma ihtimali olmadığı belirlenirken, uzun dönemde bu riskin “göz ardı edilemeyeceği” vurgulandı.

Uzun dönemde cep telefonu kullanımı ve kanser riskini araştırmak için yürütülen “Mobil Telekomünikasyon ve Sağlık Araştırma Programı”nın 10 yıla uzatılması kararlaştırıldı. Ayrıca 6 yıllık program sırasında araştırılmayan cep telefonu kullanımının çocukların sağlığı üzerindeki etkilerinin de araştırmaya dahil edilmesi kararlaştırıldı.

Söz konusu 6 yıllık program sırasında cep telefonları ve baz istasyonlarının sağlıkla ilgili etkileriyle ilgili 23 araştırma yapıldı. Araştırma ekibi, cep telefonu kullananlar arasında beyin ve kulak (akustik nevroma) kanserine yakalanmada küçük bir artış görüldüğünü, “bunun istatistiksel olarak önemli olma ile olmama arasındaki sınırda bir bulgu olduğunu” kaydetti.

Sonuçları açıklamak için basın toplantısı düzenleyen araştırma programının başkanı Lawrie Challis, araştırmaya katılanlardan çok azının 10 yıl ya da daha uzun süre cep telefonu kullanmış olduğunu belirtti ve kanserin normal olarak 10 ila 15 yılda ortaya çıkan bir hastalık olduğuna dikkati çekti. Challis, bu nedenle, bu aşamada cep telefonu kullanımı nedeniyle, “Birkaç yıl içinde kanser ortaya çıkma ihtimalini reddedemeyiz” dedi. Şimdi tavsiyede bulunmanın hükümete düşen bir görev olduğunu belirten Prof. Challis, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.

İlk başlarda sigara ile akciğer kanseri arasında ilişki kurulmamış olduğunu hatırlatan Challis, buna rağmen genel olarak cep telefonlarının önemli bir sağlık riski oluşturmadığına ilişkin kanıtın “yeterince güven tazeleyici” olduğunu söyledi.Çocukların radyo frekansının yaydığı radyasyona karşı yetişkinlerden daha hassas olabileceğine işaret eden Challis, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve İngiltere’de 200 bin kişiyi kapsayan ikinci bir araştırma yapmakta olduklarını söyledi.

Karpal Tünel Sendromunu Duydunuz Mu?

Karpal tünel sendromu, parmaklarda, parmak uçlarında, elde ve bazen kolda hissedilen karıncalanma, uyuşukluk, güçsüzlük veya ağrı semptomlarına denir.

Bilekteki median sinirinin üstüne fazla baskı olduğunda bu semptomlar ortaya çıkar. Karpal tünel sendromu, median sinirin üzerine baskı yaparak kan geçişini engelleyen durumlar ya da hareketler nedeniyle ortaya çıkar.

Karpal tünel, bilek kemikleri (karpal kemikler) ve ligamentten oluşan küçük bir kanal ya da “tünel” dir. Ön koldaki median siniri ve tendonlar, karpal tünelin içinden geçerek ele ulaşır. Tendonlar, tüp şeklindeki dokularla (tendon kılıfı) çevrelidir. Median sinir, baş parmağın bazı hareketlerini kontrol eder. Bu sinir baş parmağın büyük bölümünü, işaret parmağını, orta parmağı ve yüzük parmağının bir kısmını hissedebilmenizi de sağlar.

Semptomları Nelerdir?
Karpal tünel sendromunun ne çok görülen belirtileri; parmaklarda ve nadiren avuç içlerinde karıncalanma, uyuşukluk, güçsüzlük ve ağrı hissedilmesidir. Semptomlar genellikle median sinirin kontrolünde olan başparmak, işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının yarısında ortaya çıkar.

Eğer serçe parmağınızda hissettiğiniz bir semptom yoksa karpal sendromdan şüphelenilebilir çünkü serçe parmak farklı bir sinir tarafından kontrol edilir. Semptomları öncelikle geceleri fark edersiniz ve elinizi sallayarak rahatlayabilirsiniz.

Nasıl Teşhis Edilir?
Karpal tünel sendromu tıbbi geçmişiniz, fiziksel muayenenizin sonuçları ve diğer testlerin neticelerine göre teşhis edilir. Doktorunuz, tıbbi geçmişinizle ilgili bilgi sahibi olurken size, artrit, hipotiroid, diyabet hastası veya hamile olup olmadığınızı sorabilir (Hamile kadınların %25-30’unda karpal tünel sendromu görülür).

Doktorunuz yakın zamanda bilek, kol, ya da boynunuzdan bir sakatlık yaşayıp yaşamadığınızı da öğrenmek isteyebilir. Günlük aktivitelerinizin yanı sıra, bazen yaptığınız aktiviteler de tıbbi geçmişinizin önemli bir parçasıdır. Fiziksel muayenenizde duygularınızın ve gücünüzün durumuna, boynunuzun görünüşüne, omuz, kol, bilek ve ellerinize bakılır.

Doktorunuz;
  • Eğer sağlık durumunuz semptomlarınızın oluşmasına neden oluyorsa, kan testi,
  • Sinyallerin, median sinire normal bir şekilde ulaşıp ulaşmadığını öğrenebilmek için sinir sistemi testi yapılmasını,

  • Karpal tünelin büyüklüğünü, şeklini ve bazı özel durumlarda, boynunuzun durumunu değerlendirmek için röntgen çekilmesini isteyebilir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Ameliyat dışındaki tedavi yöntemleri genellikle bilek ve elde hissedilen baskı ve ağrıyı iyileştirebilir. Karpal tünel sendromunun belirtilerinin hafif olduğu durumlarda, yaptığınız bazı hareketleri değiştirmeniz faydalı olabilir. Eğer uyguladığınız bir faaliyetin, semptomlarınızı kötüleştirdiği fark ederseniz bu aktiviteyi daha az yapmayı tercih edebilirsiniz, böylece hareket tekrarları arasında dinlenmek için zamanınız olur. Düzenli olarak yaptığınız aktiviteleri değiştirmeyi de deneyebilirsiniz.

Ayrıca geceleri bileğinizin düz durmasını sağlayacak bir bandaj kullanabilirsiniz.. Ellerinizi esnetmeniz ve güçlendirmeniz de yararlı olabilir. Eğer evde uyguladığınız tedavi yöntemlerine rağmen semptomlarınız devam ederse bir uzmana başvurabilirsiniz. Doktorunuzun ilaçlı tedavi uygulayabilir ya da karpal tünel sendromuna sebep olan rahatsızlıkları tedavi eder.Ameliyat, karpal tünel sendromunu tedavi etmek için uygulanan bir diğer yöntemdir. Fakat bu yöntem hareket kabiliyetinin kısıtlandığı veya karpal tünel sendromunun, 3 ila 12 ay boyunca denenen tedavilere rağmen geçmediği durumlarda uygulanabilir.
Ameliyat işleminde karpal tünelin üst tabakasını oluşturan ligament kesilerek, tünelin içinde daha fazla yer açılmış olur ve median sinir üstündeki baskı azaltılmış olur. Ameliyat (karpal tünel dekompresyonu), genellikle faydalı olan bir tedavi yöntemidir fakat bazı vakalarda, uyuşukluğu ve ağrıyı tam olarak iyileştirmez. Durumunuz erken teşhis edilirse semptomların düzelmesi ve median sinirde oluşabilecek kalıcı hasarlar önlenmiş olur.

Nasıl Önleyebilirim
Karpal tünel sendromundan korunmak için; sağlıklı bir kiloda olmanız, sigara içmemeniz, güçlenmek ve esnek olmak için egzersiz yapmanız gerekir. Artrit ya da diyabet gibi kronik bir hastalığınız varsa doktorunuzun tavsiyelerine uyarak sağlığınızı kontrol altında tutun. Elinizi kullanarak gerçekleştirdiğiniz sürekli tekrarlayan, stresli faaliyetlerde bulunuyorsanız, zaman zaman mola vererek bileklerinizi düz konumda tutmaya çalışın (Bir bardağı tutarken bilekleriniz düz konumdadır).

Eğer sizde de karpal tünel sendromunun semptomları varsa, parmak, el veya bileklerinizi zorlayan hareketleri yapmayı azaltın veya tamamen bırakın ve yapmanız gereken hareketi sizi zorlamayacak başka bir şekilde yapmaya çalışın.

14 Eylül 2007 Cuma

C Vitamini Kanseri Engelliyor

ABD’nin Baltimore kentindeki Johns Hopkins Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, C vitamini ve diğer antioksidanların “HIF-1” adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engellediği belirlendi.


Karaciğer kanseri gibi hızlı gelişen kanserlerin, çevrelerindeki tüm oksijeni yakarak büyük enerji tükettikleri için yaşamlarını sürdürebilmeleri HIF-1 adı verilen proteine bağlı bulunuyor.

Yaklaşık 10 yıl önce ABD’li araştırmacılar tarafından keşfedilen bu protein, hücrelerde kullanıma hazır oksijeni dengeliyor. Ancak, bu protein serbest kökleri ve çok reaktif bir molekül olmadan faaliyet gösteremiyor. Serbest köklerinse yaşlanmada rol oynadığı sanılıyor.
C vitamini gibi antioksidanlar, bu serbest kökleri imha ediyor ve HIF-1’i nötralize ederek kanserli tümörün gelişimini engelliyor. Kanserolog Profesör Dr Chi Dang ve ekibi, antioksidanların harekete geçirdiği bu mekanizma sayesinde, bunların tedavi edici etkilerinin azami düzeye ulaştırılabileceğini belirtiyorlar. Yaklaşık 30 yıl önce Nobel Tıp Ödülü sahibi Dr. Linus Pinus, ilk kez C vitamininin kanseri önleyici etkisi olabileceği görüşünü ileri sürmüştü.

2 Ağustos 2007 Perşembe

Araştırmacılar Kanser Yapan Geni Etkisiz Hale Getirmeyi Başardılar

Amerikalı bilim insanları kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen, ama bununla da kalmayıp hasta hücrelerin tamamını yok eden bir yöntem geliştirdi.

ABD’nin en saygın bilimsel kurumlarından Stanford Üniversitesi uzmanları, kanserli hücrelerin kendi kendine yok etmesini sağlayan bir yöntem geliştirdi. Karaciğer, bağırsak ve ilik kanserleri başta olmak üzere kanser vakalarının yüzde 70’inde, bir gen mutasyona uğrayarak Myc adında bir proteinin aşırı salgılanmasına neden oluyor. Bu protein de kanserli hücrelerin normalden hızlı bölünmesine neden oluyor. Dolayısıyla kanser hızla yayılıyor.

Ama Myc proteininin salgılanmasını sağlayan gen etkisiz hale getirildiğinde hem hücre bölünmesi duruyor, hem de hücreler kendi kendini yok ediyor. Araştırmayı yöneten Doktor Dean Felsher “Bölünme durunca, tam tersi yönde bir gerileme yaşanıyor” açıklamasını yaptı.

İnsan deneyleri başlıyor
Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde de yayınlanan araştırma ilk aşamada fareler üzerinde yapıldı. Deney fareleri üzerinde genetik oynama yapılarak Myc proteini tarafından tetiklenen bir kanser çeşidiyle doğmaları sağlandı. Myc proteinini salgılayan genin antibiyotikle bloke edilmesi de yine genetik olarak ayarlandı. Dolayısıyla farelere antibiyotik verildiğinde gen etkisiz hale geldi ve kanserli hücrelerin tamamen yok olduğu görüldü. Bilim insanları şimdi insanlar üzerinde denemelere başlayacak.

Yazıcı mürekkepleri sigara kadar tehlikeli
Avustralya’da yapılan bir araştırma ofislerdeki gizli bir tehlikeyi ortaya çıkardı. Farklı markalardan 62 yazıcının insan sağlığı üzerindeki etkisini inceleyen uzmanlar, bunların akciğer sağlığına büyük zarar verdiğini ve kanser riskini artırabileceğini ortaya koydu. Queensland Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre yazıcıların yüzde 30’u havaya tehlikeli toner parçacıkları saçıyor. Bu parçacıklar akciğere yerleştikleri zaman sigara kadar kanserojen etki gösteriyor.

Alkol, Bağırsak Kanseri Riskini Artırıyor!

İngiltere’de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu.

Kanser Araştırma Enstitüsünden Profesör Tim Key ve ekibinin yaptığı araştırma, günde 2 büyük kadeh şarap ya da 2 bardak bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini yaklaşık yüzde 25 artırdığını gösterdi. Her gün bir kadeh şarap ya da bir bardak bira içenlerinse hastalığa yakalanma riskinin yüzde 10 arttığı ortaya çıktı.

Key, Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan açıklamasında, “Araştırmalar çok açık şekilde ne kadar alkol alınırsa bağırsak kanserine yakalanma riskinin o kadar arttığını gösteriyor” dedi.“Riskin artışı çok önemli değil, ancak insanların alkol tüketimini sınırlandırarak başta bağırsak kanseri olmak üzere bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltabileceklerini anlaması gerek” diye konuştu.International Journal of Cancer dergisinde yayımlanan ve 6 yıl süren araştırmaya, 10 Avrupa ülkesinden 1800’ü bağırsak kanserine yakalanmış 478 bin kişi katıldı.

Güneşlenirken Cilt Kanseri Olmayın

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, ''Cilt kanserlerinin yüzde 80'i uzun süre güneşe maruz kalan bölgelerde görülmektedir'' dedi.

Prof. Dr. Yorulmaz, bronzlaşma ile derinin güneşin ultraviyole ışınlarının vücuda zarar vermesini engellemeye çalıştığını söyledi.
Güneşin, vücuda D vitamini sağlama, mikropları öldürme, psikolojik olarak iyilik verme gibi faydaları bulunduğunu vurgulayan Yorulmaz, "Ancak uzun süre ve korunmasız bir şekilde güneş altında kalındığında cilt kanserinden güneş yanıklarına, lekelerden erken yaşlanmaya kadar pek çok soruna yol açabilmektedir" dedi.

Güneşe doğrudan maruz kalmanın dışında, güneş ışınlarının su yüzeyi, kum ve betondan da yansıyarak insanları etkileyebildiğini belirten Yorulmaz, şunları kaydetti:

"Güneş yanıkları ve güneş alerjileri, güneş ışınlarının kısa zamanda ortaya çıkan zararlı etkileridir. Uzun dönemde ortaya çıkan en kötü sonuç cilt kanserleridir. Güneş yanıkları ve alerjileri güneşe maruz kaldıktan birkaç saat ile birkaç gün içinde ortaya çıkan kızarıklık, şişlik, ağrı, içi su toplayan kabarcıklar ve soyulma ile gözlenmektedir.Özellikle çocuklarda ve açık tenli insanlarda bu zarar çok daha yüksektir. Cilt kanserlerinin yüzde 80'i uzun süre güneşe maruz kalan bölgelerde görülmektedir. Güneş yanıkları güneşe maruz kalınmasından sonra 2-4 saat içinde başlayan bir kızarıklık, yanma hissi ile başlar, 24 saat sonra yanığın şiddetli ise su dolu kabarcıklar ortaya çıkar. Ağrı, kaşıntı ve yanma hissi artar."

Güneş yanığı oluştuğunda ne yapılmalı?
Prof. Dr. Yorulmaz, güneş yanığı üzerine asla diş macunu, yoğurt ya da yağlı merhemler gibi maddelerin sürülmemesi gerektiğini söyledi.
Ağrı için 2-3 gün basit bir ağrı kesici kullanılabileceğini bildiren Yorulmaz, su kabarcıkları varsa patlatılmamasının faydalı olacağını bildirdi.

Ağrı ve sıcaklık hissi için günde 3-4 kez nemlendirici krem sürmek, soğuk banyo, soğuk su ile ıslatılmış bezleri yanık yerine koymanın da doğru bir davranış olacağını ifade eden Yorulmaz, güneş yanığı oluştuğunda yapılması gerekenleri şöyle anlattı:

"Güneş yanığı olduğunda su kaybı artmıştır. Bu nedenle daha çok su içilmelidir. Su kabarcıkları patlamış ise üzerindeki ölü deri temiz küçük bir makasla temizlendikten sonra antibiyotikli pomat kullanılabilir. Yanık deri çok temiz tutulmalıdır. Güneşin zararlarından korunmak için ultraviole ışınlarının en şiddetli olduğu sabah 10.00 ve öğleden sonra 16.00 saatleri arasında güneşten uzak durmak doğru olacaktır. Güneşe çıkmak zorunda kalındığında geniş kenarlı şapka, bol, pamuklu kumaştan yapılmış hafif giysi giyilerek dışarı çıkılmalı, şiddetli güneş ışınları gözlerde katarakta yol açabileceğinden mutlaka UV korumalı güneş gözlüğü ve mutlaka güneş koruyucuları kullanılmalıdır. Giysilerin cildi güneş ışınlarından tümüyle korumadığı unutulmamalıdır."

Altı aylıktan küçük çocukların cildi çok daha hassas olduğundan ,titanyum dioksit içeren güneş koruyucuları kullanılmalısı ve ancak yine de mümkün olduğunca bu yaş bebeklerin yazın sabah 10.00 ve akşam 17.00 saatleri arasında güneşten uzak tutulması gerektiğini belirten Yorulmaz, 6 aylıktan büyük bebeklerin güneşten koruyucu krem veya losyonlar sürülerek 5-10 dakika sürelerle günde 2-3 kez geniş kenarlı bir şapka ve pamuklu, bol ve hafif bir giysi ile güneşe çıkarılabileceğini söyledi.

29 Temmuz 2007 Pazar

Alzheimer'a çare bulundu!













Alzheimer artık kader değil. Yeni bulunan yöntemlerle hastalığın beyinde oluşturduğu tahribat onarılabilecek.

İskoç bilim adamları, alzheimer hastalarını tedavi edebilecek ve hastalığın beyinde yarattığı tahribatı onararak hafıza kaybını tersine çevirebilecek bir yöntem geliştirdi. Alzheimer hastalarının beyinlerinde, amiloid olarak adlandırılan zehirli bir proteinin biriktiği ve bu proteinlerin beyinde hafıza ve düşünme gibi işlevlerden sorumlu sinir hücrelerine yapışarak onları öldürdüğü biliniyor.

Hafıza kaybı sürecini tersine çeviriyor
Geliştirdikleri kimyasalın zararlı amiloid proteinlerine yapışarak etkisiz hale getirdiğini ve bu proteinlerin, beyin hücrelerini tahrip etmelerini önlediğini kaydeden araştırmacılar, kimyasalın hafıza kaybı sürecini tersine çevirebildiğini vurguladılar. Kimyasalın insanlar üzerinde kullanılabilecek bir ilaç haline getirebilmesi için 3 yıllık bir çalışma gerekiyor.

Kan ve Doku Uyumu Olmadan İlk Nakil













Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, dünya literatüründe ilk defa, kan ve doku grupları birbirine uymayan, Hepatit C hastası bir kişiye böbrek nakli yaptıklarını bildirdi.

Gerçekleştirdiği böbrek nakli sayısı ve yakaladığı başarı oranıyla Avrupa'nın ''bir numarası'' olan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi, 20 Temmuz'da Hepatit C'li bir hastaya yapılan kan ve doku uyumsuz böbrek nakliyle dünya literatürüne girdi. 10 yıldır böbrek rahatsızlığı yaşayan, yedi yıldır da Hepatit C tedavisi gören 43 yaşındaki Seydi Aydıroğlu'na, 49 yaşındaki eşi Orhan Aydıroğlu'ndan böbrek nakli gerçekleştirildi.Naklin ardından geçen bir hafta içinde yavaş yavaş sağlığına kavuştuğunu belirten Seydi Aydıroğlu, hasta olduğu süre içinde en çok su içmeyi ve yemek yemeyi özlediğini söyledi. Prof. Dr. Alper Demirbaş, Seydi Aydıroğlu ve eşi Orhan Aydıroğlu arasında kan ve doku uyumu olmadığına dikkati çekti. Demirbaş, ''Yaptığımız araştırmalara göre dünyada literatüründe ilk defa, kan grupları, dokuları birbirine uymayan ve alıcının Hepatit C hastası olduğu bir nakli gerçekleştirdik'' dedi.

Naklin gerçekleştirildiği Seydi Aydıroğlu'nun sağlık durumunun gayet iyi olduğunu belirten Demirbaş, hastanın böbrek fonksiyonlarının iyi düzeyde olduğunu ve önümüzdeki günlerde taburcu edilebileceğini ifade etti. Alper Demirbaş, bu vakanın kan grubu uyumu olmadan Antalya'da yapılan üçüncü canlı vericili nakil olduğunu belirterek, ''İlkini üç ay önce, ikincisini 2,5 ay önce yaptık. Daha önce yaptığımız nakillerde de sorun çıkmadı. Hastalar normal böbrek fonksiyonlarıyla yaşamaya devam ediyorlar'' diye konuştu.Demirbaş, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Kan grubu uyumu olmadan yapılan canlı vericili böbrek nakilleri, ailede kan grubu uyan verici olmadığı zaman son seçenek olarak uygulanan bir yöntem. Bu yöntemin bir maliyeti vardır. Özel ekipman gerekmektedir ve bu ekipmanı bazı firmaların bağışlarıyla sağladık. Ayrıca kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan başka bir ilaç gerekiyor. Bunun izni için Sağlık Bakanlığı ile istişarelerimiz devam ediyor.

Sağlık Bakanlığı'ndan, ilacın kullanılabileceğine dair üç hasta için de izin aldık.'' Kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan ilacın yan etkilerinin olduğu yönündeki söylemin gerçeği yansıtmadığını bildiren Demirbaş, bu ilacın başka hastalıklarda da kullanılabilen tek dozluk bir ilaç olduğunu söyledi. Demirbaş, kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçların normal kan grubu ve doku uyumlu nakillerde kullanılanlardan farkı olmadığını belirtti. Demirbaş, şöyle dedi: ''Ailelerinde kan grubu uyumu olmadığı için böbrek nakli yapılamayanlara sesleniyorum. Bize başvursunlar. Bu ameliyatlara başladık ve devam edeceğiz. İlk sonuçlarımız oldukça yüz güldürücü, kaldı ki Avrupa'da da bazı büyük merkezlerde yapılmaya başlandı. Onların da sonuçları aynı şekilde.''

Bekleyen 30 Hasta Var
Demirbaş, kan uyumsuz nakil için Sağlık Bakanlığı'ndan izin bekleyen 30 hasta bulunduğunu, bakanlığın bu hastalara tek tek izin verdiğini de bildirdi. Her hasta için özel izin alındığını belirten Demirbaş, şunları söyledi: ''Sağlık Bakanlığı'nda bu konuda olumlu gelişmeler yaşanıyor. Kendi kurullarında bu konuya sıcak baktıklarını belirttiler. Sağlık Bakanlığı hastaların tümüne onay verirse canlı vericili böbrek nakli oranının yüzde 15-20 artacağını düşünüyoruz.'' Operasyonun maliyetinin yüksek olduğunu belirten Demirbaş, operasyon maliyetlerinin bir sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Demirbaş, ''Ameliyat maliyetinin yüksek olmasına karşın, uzun dönemde sonuçlar diyaliz maliyetlerinin altında'' dedi.

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Rahim Ağzı Kanseri










Her yıl 250 bin kadının ölümüne yol açan, kadınların korkulu rüyası "Rahim Ağzı Kanseri" ile ilgili merak ettikleriniz. Belirtileri nelerdir, nasıl önlenir ve tanıtım video görüntüleriyle birlikte bilmeniz gereken herşey!

KİM BİLİYOR?!

1. "Rahim Ağzı Kanserinin" dünyada kadınlar arasında en sık görülen 2.ci kanser türü olduğunu...

2. Dünyada her 2 dakikada 1 kadının "Rahim Ağzı Kanseri" nedeniyle hayatını kaybettiğini...

Rahim Ağzı Kanseri Tanıtım Videosu 1




Rahim Ağzı Kanseri Tanıtım Videosu 2


Rahim ağzı kanseri nedir?
Rahim ağzında görülen ve HPV(Human Papilloma Virüsü) adı verilen virüsün yol açtığı bir kanser türüdür.HPV virüsü çok yaygın ve bulaşıcı bir virüs olarak biliniyor.Tüm dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konuyor ve 250 bin kadın, bu virüsün yol açtığı rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor.Dünyada kadınlarda ölüme en sık neden olan 2.kanser türüdür.

HPV virüsü nasıl bulaşıyor?
HPV cinsel ilişki ile bulaşan bir virüs.Genital bölgede siğillere,enfeksiyonlara ve rahim ağzı kanserine yol açan lezyonlara neden oluyor.100 çeşitten fazla HPV virüsü mevcut.Ancak bunların pek çoğu zararsız.Rahim ağzı kanseri ve genital hastalıkların çoğuna 4 tip HPV virüsü neden oluyor.Cinsel olarak aktif kişilerin yüzde 50’si hayatlarının bir döneminde(genellikle ergenlik döneminde)bu virüsleri kapıyor zaten.Ancak bunların yüzde 90’ında virüs 1-2 yıl içinde kendiliğinden vücuttan atılıyor.Atılmazsa 10-15 yıl sonra rahim ağzı kanserine yol açıyor.

Rahim ağzı kanserinin belirtileri nelerdir?
HPV virüsünün yol açtığı enfeksiyonların çoğu maalesef klinik belirti vermiyor.Rahim ağzı kanserinde bir belirti görülmeyebiliyor.İleri aşamada ise anormal vajinada kanama, cinsel ilişki sırasında acı,anormal vajinada akıntı ve pelvik ağrılar görülebiliyor.

Rahim ağzı kanseri nasıl tespit edilir?
Smear testleri,kanser öncesi rahim ağzı lezyonlarını ve rahim ağzı kanserini tespit edebilir.Bu test jinekolojik muayenenin bir parçasıdır.Ancak sonucu negatif çıkan bir test,gelecekte rahim ağzı kanserinin oluşmayacağını garanti etmez;kadın düzenli olarak jinekoloğa giderek papsmear testini yaptırmalıdır.Zira kanser, gelişmesi 10-15 yılı alan bir süredir ve düzenli kontrole giden bir kadın da öncül lezyon dönemindeyken yakalanabilir.

Rahim ağzı kanseri nasıl önlenir?
Bugün geldiğimiz noktada rahim ağzı kanserinden korunmak iki aşamada ele alınmalı.Birincil koruma:HPV aşıları, ikincil koruma:erken teşhis amaçlı tarama, yani pap-smear testleri. Kişinin aşılanmış olması tarama testlerini aksatmasını gerektirmiyor.Tarama amaçlı kontrollere yine düzenli olarak gidilmeli.

Aşı hangi HPV tiplerinden koruyor?
Aşı HPV 6,11,16,18 tiplarini içeriyor.HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 75’ine neden olurken, HPV 6 ve 11 genital siğillerin yüzde 90’ından fazlasından sorumlu.Yani aşı,şu anda rahim ağzı kanserinin yüzde 75’ine neden olan HPV virüslerini hedef alıyor.Zaten bu nedenle kadınlar aşılanmış olsalar da düzenli jinekolojik muayenelerini yaptırıp,smear aldırmalılar.

Koruyuculuğu ne kadar?
Rahim ağzı kanseri aşısı;HPV 6,11,16,18 tiplerine maruz kalmamış kadınlarda,ilgili virüslerin neden olduğu rahim ağzı kanserine karşı yüzde 70-75 koruyor.

Bu aşıyı herkes yaptırabilecek mi?
Şu an 9-26 yaş grubundaki kadınlara uygulanıyor.İlerleyen dönemlerde ise 26 yaş üstü kadınlar ve erkekler için de aşının kullanılması planlanıyor.Özellikle cinsel ilişki yaşı başlamadan, yani ergenlik döneminde yapılması öneriliyor.Çünkü aşının HPV ile temas etmeden önce uygulanması esas alınıyor.

Aşı nasıl uygulanıyor?
Sene içinde 3 doz olarak kullanılıyor.İlk uygulamadan sonraki 2.ay ikinci doz ve daha sonra da 6. ayda üçüncü doz yapılıyor.Aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor oluşturuyor.Koruyuculuk süresini uzatmak için çalışmalar devam ediyor.

Aşı Türkiye’de var mı?
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi(FDA) tarafından 9 Haziran 2006 tarihinde onaylanan aşı, şu anda dünya üzerinde 55 ülkede uygulanıyor.Türkiye’de de yakın zaman önce ruhsatlandırıldı ve Nisan 2007 sonundan itibaren kullanıma sunuldu.

Zayıflatan 10 Yaz Yiyeceği !

Bu yaz zayıflayanlar kervanına katılmak istiyorsanız, size yardımcı olacak öneriler burada.

1. Salatalık
Düşük kalori ve yüksek su içeren salatalık, formda kalmanızı ve zayıflamanızı sağlar. Sadace bir salatalıkta sadece 45 kalori vardır.

2. Kırmızı üzüm
Bir kasede ortalama 80 kalori içerir, soğuk üzüm tatlı isteğinizi karşılayan mükemmel bir seçenek olabilir.

3. Yaz salatası
Ağırlıklı olarak düşük kalorili yaz sebzeleri içeren yaz salataları, kalori bakımından oldukça düşük ancak doyurucu ve zayıflatıcıdır.

4. Soğuk filtre kahve
Cafein sizi canlandırır.. Kaymaksız süt eklenmiş filtre kahve, kan şekeri seviyenizin normal kalmasına ve metabolizmanızın çalışmaya devam etmesine yardımcı olur.

5. Izgarada pişirilmiş sebzeler..
Mantar, soğan, dolmalık biberler, kabak, patlıcan, kuş konmaz gibi sebzeleri ızgarada pişirin. Hem hazırlaması kolay hem de düşük kalorilidir.. Zeyinyağı ile hafifçe yağladığınız sebzeler, tuz eklenerek yenilebilir.

6. Yağsız patlamış mısır
Mısır yağda yapıldığında kilo almanıza neden olabilir. Ancak bir kase yağsız patlamış mısırda sadece 30 kalori ve 2 gr lif bulunur. Bunu yiyerek de zayıf kalabilirsiniz.

7. Yağsız çeşnili yoğurt
Serinlemenin en doğal yolu yoğurt aynı zamanda zayıflamanıza da yardımcı oluyor. Yağsız yoğurdun içerdiği karbonhidrat ve protein uzun süre tok hissetmenizi sağlar.

8. Şekersiz buzlu çay
İlk başta ´şekersiz´ tanımlaması size hoş gözükmeyebilir. Kalorisiz doğal içecek buzlu çayınıza taze meyve dilimleri ekleyerek içeceğinizi tatlandırabilir, gecenizi serinletebilirsiniz.

9. Karpuz
Bol bol karpuz yiyin.. Su ve C vitamini bakımından zengin olan karpuzun bir kasesi veya suyu sadece 80 kaloridir.

10. Çorba
Midenizi yeni yapılmış ve biraz soğumaya bırakılmış domates çorbası ile doldurun. Bir kase çorba sadece 50 ila 100 kalori arasındadır..

Sporunuzu Vücut Tipinize Göre Seçin

Fiziki yapıya göre seçilmeyen spor, yarar yerine zarar getirebilir, hatta sakat bırakabilir.

Antalya'da aerobik - fitness öğretmenliği yapan Macar Betty Elona, insanların her istedikleri sporu yapmalarının mümkün olmadığını söyledi. Elona, "Fiziki yapınız için önce hangi egzersizin uygun olduğunu belirlemelisiniz. Aksi halde hem sağlığınızı kaybeder, hem sakat kalırsınız" uyarısında bulundu.

Vücut yapıları 3'e ayrılıyor

Sportif vücut:
Geniş omuzlar ve dar kalçalar en belirgin özelliklerdir. Bu tipteki kadınlar hızla kilo alır, aynı hızla kilo verebilir. Özellikle egzersiz yaparken ani hareket değişimlerine dikkat etmeleri gerekir. Naomi Campbell ve Cindy Crawford gibi sportif vücutlu kadınlara tırmanma ve vücut geliştirme uygundur.

Dişi vücut:
Daha geniş kalçalara ve kuvvetli bir kemik yapısına sahip kadınlardır. Metabolizma değişimi yavaş gerçekleştiği için çabuk kilo alırlar, ama aynı kolaylıkta veremezler. Vücut geliştiren ve esneklik gerektiren egzersizler yapabilirler. Kate Winslett ve Isabella Rosselini gibi dişi vücutlu kadınlara voleybol veya pinpon türü sporlar uygundur.

Dar vücut:
Uzun ve ince yapı ilk anda göze çarpar. Hassas bir kemik yapısına ve ince eklemlere sahiptir. Vücutta çok az yağ ve kas dokusu bulunur. Egzersiz sırasında sık ara vermeli, hareketlerini ağır ağır yapmalıdır. Kate Moss ve Winona Ryder gibi dar vücutlu kadınların da paten, jimnastik ve Asya ülkelerine özgü çeşitli meditasyon teknikleri yapmaları uygundur. Aşırıya kaçmamak koşuluyla trekking ve yüzme de yapabilir.

Kaşıntı Geni Bulundu

ABD’li bilim adamları, devrim niteliğinde bir buluşa imza atarak kaşıntıya neden olan geni buldular.

Buluş sayesinde kaşıntı sorunu çeken milyonlarca kişi sinir bozucu bu problemden kurtulacak. Washington Üniversitesi bilim adamlarının fareler üzerinde yaptığı araştırmada ortaya çıkan kaşıntı geni deriden aldığı kaşıntı sinyallerini beyne iletiyor. GRPR diye adlandırılan "kaşıntı geni" egzama gibi kronik hastaların tedavisi için umut olacak.

Diabet İlacı Alırken Kalbe Dikkat!

Tip 2 şeker hastalığı tedavisinde kullanılan 'Actos' ve 'Avandia' adlı iki ilaç, 78 bin hasta üzerinde yapılan araştırmaya göre, kalp yetmezliği riskini ikiye katlıyor.


BBC'nin internet sitesinde yer alan habere göre, East Anglia Üniversitesi'nden araştırmacılar, ilaçların neden olduğu sıvı tutulmasının risk artışına sebep olabileceğini açıkladı. Bu iki ilaç, geçtiğimiz yıl sadece İngiltere'de 1.5 milyon hastaya kullanması için reçete edildi. ABD'li bilimadamları da Mayıs 2007'de 'Avandia' adlı ilacın kalp krizi ve ölüm riskini artırdığını açıklamıştı.

New England İlaç Dergisi'nde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ilacın kullanımının ölüm riskini yüzde 64, kalp krizi riskini ise yüzde 43 oranında artırdığı belirtilmişti. ABD'deki doktorlar bu sonuçlar üzerine Federal Gıda ve İlaç Dairesi'ni 'Avandia'yı yasaklamak için harekete geçmeye çağırmıştı. Ancak daire, sadece ilacı kullanan hastaların doktorlarına danışması uyarısında bulunmuştu.

İlacı üreten Glaxo Smith Kline Şirketi'nden yapılan açıklamada da araştırma sonuçlarını doğrular nitelikte bulgulara rastlanmadığı kaydedilmişti. Dünya çapında 6 milyondan fazla kullanıcısı bulunan 'Avandia', Türkiye'de de yaygın olarak kullanılıyor.

27 Temmuz 2007 Cuma

Şok ve Felçte İlkyardım

Kan dolaşımının ihtiyacı karşılayamaz duruma gelmesi şok, beyin dokusunun hasar görmesi ile vücudun bir kısmı ya da tamamının işlev bozukluğuna uğraması ise felç yani inme olarak tanımlanıyor.


Baş dönmesi, göz kararması, sıcak basması veya üşüme, terleme, solukluk, hareketsizlik ve giderek bilinç kaybı gibi belirtilerle gelişen şok ölümle sonuçlanabilen ciddi bir sağlık sorunu. Şiddetli baş ağrısı, kolunu ya da bacağı hareket ettirememe, gözü veya ağzı tam kapatamama gibi belirtilerle gelişen felç de ani ölümlere neden olabilir.

Şokta uygulanacak ilkyardımda da eğer solunum normal değilse ‘Temel Yaşam Desteği’ uygulanır. Hasta yalnız kalacaksa iyileşme pozisyonuna getirilir yani yan çevrilir.

Şok posizisyonu:
Arı sokması gibi alerjik nedenler, kanama, kusma, ishal, büyük kemik kırıkları, geniş yanıklar ve fazla terleme gibi aşırı kan ve sıvı kaybından eminseniz hastanın ayaklarını 45 derece yukarı kaldırın.

Üzerini örtün:
Hava sıcak olsa bile kan dolaşımının yetersizliği nedeniyle hastanın vücut ısısı tehlikeli bir şekilde düşebilir. Bu nedenle üzeri örtülür.

Gözlem altında tutun:
Ambulans gelene kadar hasta gözlem altında tutulur.

Felç yani inmede de ambulans gelinceye kadar aynı ilkyardım uygulanır. Ancak halk arasında sıkça gözlendiği gibi felç gelen hastayı suyla ıslatmak, yıkamak doğru değildir.

Kalori Tablosu






Online Tv İzle, Müzik Dinle

Yerli ve yabancı TV ve radyo kanallarını canlı olarak izleyebilir ve dinleyebilirsiniz.


26 Temmuz 2007 Perşembe

Diyetinizi Sabote Eden 10 Hata!

Uzun zamandır diyet yapıyor ama bir türlü kilo veremiyorsanız, tartıda ibre hiç düşmüyor ya da grafiğiniz sürekli artıp eksiliyorsa, yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir.

1: Hızlı Yemek
Hızlı yemek yeme yarışmaları dışında, rekor kırmak istermişçesine hızlı yemek yemenin kimseye yararı yok. Hızlı yaşam ve iş çevremiz hepimizi aceleci kişiliklere çevirmiş olsa da yemek zamanı kişiye özeldir, her öğün yavaş ve küçük lokmalar halinde tüketilmelidir.

2: Öğün Atlamak
Araştırmalar kahvaltı yapmayanların, yapanlara oranla daha kilolu olduklarını gösteriyor. Öğün atlayarak daha başarılı kilo verilecektir yönünde yanlış bir inanış var. Ancak gerçek şu ki günde 3 öğünden az yiyenler, gün sonunda çok daha fazla kalori alır. Güne kalorisi dengeli, lif oranı yüksek, besleyici bir öğünle başlayıp, az az ve sık sık beslenmeye devam edin.

3: Sıvı Nasılsa Deyip Geçmek
Alkol, kremalı tatlı kahveler, meyve konsantreleri, şekerli çaylar ve meşrubatlar sinsice kilo alımını hızlandırabilecek, besin değeri düşük ve yüksek kalorili içeceklerdir. Yapılan bir çalışma, Amerikalıların günlük kalorilerinin ortalama yüzde 21’ini meşrubatlardan aldıklarını gösteriyor. İçecekler tokluk duygusu vermediğinden daha fazla yemeye teşvik eder. Unutmayın, küçük değişiklikler büyük kalori tasarrufu yapmanıza yardımcı olabilir.

4: Büyük Porsiyonlar
Mide doygunluğundan çok, göz doygunluğuna dikkat edin. Restoranlarda, izlediğimiz reklam ve filmlerde büyük ebatlarda yenen yemekleri görmeye alışan beynimiz, evde de bu ebatları aramaya yönelebilir. Öncelikle mide kapasitenize uygun, makul porsiyonlarda yemeği, ekstra büyük menüler seçmemeyi, restoranların küçük bir ekstra ile verecekleri promosyonlara hayır demeyi öğrenin. İhtiyacınızdan fazlasını yemeyin, yemek sonrası duyabileceğiniz rahatsızlığı anımsayın.

5: Sağlıksız Ekstralar
Diyet yapmanın salata ve sebze yemek ile diyet kola içmekten ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Güzelliğin zayıf olmaktan geçtiği inancının yaygın olduğu günümüzde değişen yemek kültürümüz, restoran mönülerinde salataları ana yemek olarak görmeye başlamamıza neden oldu. Ancak eklenen ekstra soslar ve malzemelerle mükellef bir ana yemeğin kalorisine ulaşabilecek salatalarınızı doğru süslemeniz gereğini unutmayın.

6: Şuursuzca Yemek
“Şuursuz yemek yeme” adeta bir hafıza kaybı yaşayıp bilinçsizce bulunan yemeklere saldırmaktır. Yemek yemek nefes almak gibi kişilerin fizyolojik ihtiyaçları için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır ve zevk alma duyusu olarak kullanılmamalı. Her ekstra kaçamağın, karın ve bel bölgenizde çıkacak ekstra katlar olarak size döneceğini unutmayın.

7: Şok Diyetlere İtibar Etmek
Büyük vaatlerle hızla yayılan medyatik diyetlerin başında düşük karbonhidrat içeriği olan programlar geliyor.

Özellikle Amerikan halkının 10 milyondan fazlasının kalbini feth eden bu diyetler uzun vadede baş ağrısı, mide bulantısı, sersemlik ve kendini yorgun hissetme halleri yaratabilir. Bu tarz tek tip kalori kısıtlı diyetler uzun vadede kişilerde kalori atakları yaratarak, yoğun kalorili besinlere saldırılara neden olabilir. Bu nedenle en doğru yanıtı, kişiye özel diyetlerle alabilirsiniz.

8: Nasılsa Kilo Veremiyorum Demek
Tartı ibresi düşüşü göstermeyince pek çok kişi hemen çok ciddi kalori kısıtlamaları yaparak kilo kaybı sağlamaya çalışır. Oysa ki günlük alınan kaloriyi çok fazla düşürdüğümüz zaman vücut direnç gösterebilir ve yağ kaybı yavaşlayabilir. Bu durumda enerji alımını düşürmekten çok, harcamayı artırmak daha faydalı bir etki yaratacaktır.

9: Dışarda Yerken İpin Ucunu Kaçırmak
Yemek fizyolojik ihtiyacımız olduğu kadar aynı zamanda sosyal içerikli keyif alınan bir ihtiyaçtır. Özellikle kadınların çalışma hayatına daha fazla dahil olması, dışarıda yemek yeme sıklığını da artırdı. Buradaki en önemli nokta her dışarıda yemek olayını şölene çevirmemek, makul ve doğru seçimler yaparak diyet yolundaki başarı ivmesini düşürmemektir.

10: Kendinize İnanmamak
Merdivenin en uç noktasını görmek zorunda değilsiniz, önemli olan her adımda hedefe yaklaşıyor olduğunuzu bilmekte. Diyetinizdeki sinsi hataları bertaraf ederek hedefe ulaşmak için küçük başarılardan keyif almalı, takdir etmeli ve kendinize inanmalısınız.

Ne Yapmalısınız?

  • Kendi kendinizi test edin. ‘Diyet mi yapıyorum yoksa diyette olduğumu mu sanıyorum?’ diye kendinize sorun. Uzman kontrolünde diyet yapmayan kişiler zayıflama süreçlerinde almaları gerekenden fazla kalori alıp kendilerini diyet yapıyor sanabilirler. Bunun için diyetinizin size özel olduğundan emin olun.

  • Kendi kendinizin diyet polisi olmaya çalışın. Diyette olduğunuzu düşünmeyin. Kalorileri ve diyet yemeklerini düşünmekten çok, beslenme biçiminizde yapmakta olduğunuz hataları ve size kilo aldıran suçluları tespit etmeye çalışın. Sürekli diyette olduğunuzu düşünmek, yemeğe karşı kuşkucu olmanıza, yeme atakları geliştirmenize ve erken havlu atmanıza neden olabilir.

  • Başarı hikayelerini okuyun. Kendi beslenme hatalarınızdan olduğu kadar başkalarının hatalarından ve başarılarından da dersler almaya çalışın. Diyetinizi sabote edebilecek gizli düşmanların farkına varın ve onların üzerine gidin. İşte diyetinizi sabote edebilecek 10 gizli düşman.

Epilepsi (Sara) ve Havale Nöbetinde İlkyardım

3 ay ile 6 yaş arasındaki çocuklarda vücut ısısının 38.5 dereceyi aşmasıyla oluşan havale ile epilepsi yani sara hastalığında görülen nöbetlerde bilinç kaybı ön palana çıkar.

Nöbetlerde hasta önce kasılır, nefes alamaz, morarır, bilinci kapanır, yere düşer, kasılıp kalır ve çoğunlukla çırpınmaya başlar. Bu sırada idrarını kaçırabilir, artan tükürük salgısı nedeniyle ağzından köpük gelebilir. Bu tür nöbetlerin en büyük risklerinden biri de bilinç kaybıyla gelişen düşmelerde meydana gelen yaralanma ve ölümlerdir.

Sara ya da havale nöbetlerinde de diğer ilkyardım uygulamalarında olduğu gibi solunum normal değilse, Temel Yaşam Desteği uygulanır. Bu nöbetlerdeki ilkyardımın püf noktasını ise çırpınan hastaya müdahale oluşturur. Çırpınan hastaya yaklaşım şöyle olmalıdır:

Çırpınmasını önlemeyin: Çünkü çırpınmanın hastaya zararı yoktur, öte yandan hareketleri durdurmaya çalışmak kas yırtılması gibi yaralanmalara neden olabilir.

Çevresini açın veya güvenli bir yere sürükleyin: Hasta çırpınırken yakınındaki sert ve sivri cisimlere çarparak yaralanabilir. Mümkünse etraftaki eşyayı, değilse hastayı uzaklaştırın

Başının altına yastık veya ceket koyun: Sert zemin üstünde nöbet geçiren hastanın kafası yere çarparak yaralanabilir. Bu nedenle başının altına yastık görevi görecek yumuşak bir malzeme koyun

Nöbet sonrası yana çevirin: Artan tükürük salgısı nedeniyle hastanın ağzında köpük oluşarak hastanın soluk yolunu tıkayıp boğulmasına neden olabilir. Bu nedenle nöbet sırasında değil ama nöbet sonrasında hastanın yana çevrilmesi gerekir.

Ambulans çağırın: Vakit geçirmeden ambulans çağırın. Ancak epilepsi hastası iyi tanıdığınız biri ise kontrol altında ise doktorunun önerisiyle her nöbette ambulans çağrılmayabilir.

Yalnız bırakmayın: Bilinç açılsa bile hastada bir süre sarhoşluk benzeri bir durum olacağından yalnız bırakılmamalıdır.

Ateşli havale nöbetlerinde ise giysilerini çıkarıp pencereyi açarak çocuğun vücudunun soğumasını sağlayabilirsiniz. Dirençli durumlarda normal banyo suyu ile duş aldırmak en iyi yöntemdir. Ateş düşünce havale durur ancak ateşin tekrar ve kısa sürede yükseleceğini unutmamak ve vakit geçirmeden ambulans çağırmak gerekir.