29 Temmuz 2007 Pazar

Alzheimer'a çare bulundu!













Alzheimer artık kader değil. Yeni bulunan yöntemlerle hastalığın beyinde oluşturduğu tahribat onarılabilecek.

İskoç bilim adamları, alzheimer hastalarını tedavi edebilecek ve hastalığın beyinde yarattığı tahribatı onararak hafıza kaybını tersine çevirebilecek bir yöntem geliştirdi. Alzheimer hastalarının beyinlerinde, amiloid olarak adlandırılan zehirli bir proteinin biriktiği ve bu proteinlerin beyinde hafıza ve düşünme gibi işlevlerden sorumlu sinir hücrelerine yapışarak onları öldürdüğü biliniyor.

Hafıza kaybı sürecini tersine çeviriyor
Geliştirdikleri kimyasalın zararlı amiloid proteinlerine yapışarak etkisiz hale getirdiğini ve bu proteinlerin, beyin hücrelerini tahrip etmelerini önlediğini kaydeden araştırmacılar, kimyasalın hafıza kaybı sürecini tersine çevirebildiğini vurguladılar. Kimyasalın insanlar üzerinde kullanılabilecek bir ilaç haline getirebilmesi için 3 yıllık bir çalışma gerekiyor.

Kan ve Doku Uyumu Olmadan İlk Nakil













Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, dünya literatüründe ilk defa, kan ve doku grupları birbirine uymayan, Hepatit C hastası bir kişiye böbrek nakli yaptıklarını bildirdi.

Gerçekleştirdiği böbrek nakli sayısı ve yakaladığı başarı oranıyla Avrupa'nın ''bir numarası'' olan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi, 20 Temmuz'da Hepatit C'li bir hastaya yapılan kan ve doku uyumsuz böbrek nakliyle dünya literatürüne girdi. 10 yıldır böbrek rahatsızlığı yaşayan, yedi yıldır da Hepatit C tedavisi gören 43 yaşındaki Seydi Aydıroğlu'na, 49 yaşındaki eşi Orhan Aydıroğlu'ndan böbrek nakli gerçekleştirildi.Naklin ardından geçen bir hafta içinde yavaş yavaş sağlığına kavuştuğunu belirten Seydi Aydıroğlu, hasta olduğu süre içinde en çok su içmeyi ve yemek yemeyi özlediğini söyledi. Prof. Dr. Alper Demirbaş, Seydi Aydıroğlu ve eşi Orhan Aydıroğlu arasında kan ve doku uyumu olmadığına dikkati çekti. Demirbaş, ''Yaptığımız araştırmalara göre dünyada literatüründe ilk defa, kan grupları, dokuları birbirine uymayan ve alıcının Hepatit C hastası olduğu bir nakli gerçekleştirdik'' dedi.

Naklin gerçekleştirildiği Seydi Aydıroğlu'nun sağlık durumunun gayet iyi olduğunu belirten Demirbaş, hastanın böbrek fonksiyonlarının iyi düzeyde olduğunu ve önümüzdeki günlerde taburcu edilebileceğini ifade etti. Alper Demirbaş, bu vakanın kan grubu uyumu olmadan Antalya'da yapılan üçüncü canlı vericili nakil olduğunu belirterek, ''İlkini üç ay önce, ikincisini 2,5 ay önce yaptık. Daha önce yaptığımız nakillerde de sorun çıkmadı. Hastalar normal böbrek fonksiyonlarıyla yaşamaya devam ediyorlar'' diye konuştu.Demirbaş, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Kan grubu uyumu olmadan yapılan canlı vericili böbrek nakilleri, ailede kan grubu uyan verici olmadığı zaman son seçenek olarak uygulanan bir yöntem. Bu yöntemin bir maliyeti vardır. Özel ekipman gerekmektedir ve bu ekipmanı bazı firmaların bağışlarıyla sağladık. Ayrıca kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan başka bir ilaç gerekiyor. Bunun izni için Sağlık Bakanlığı ile istişarelerimiz devam ediyor.

Sağlık Bakanlığı'ndan, ilacın kullanılabileceğine dair üç hasta için de izin aldık.'' Kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan ilacın yan etkilerinin olduğu yönündeki söylemin gerçeği yansıtmadığını bildiren Demirbaş, bu ilacın başka hastalıklarda da kullanılabilen tek dozluk bir ilaç olduğunu söyledi. Demirbaş, kan grubu uyumsuz nakillerde kullanılan bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçların normal kan grubu ve doku uyumlu nakillerde kullanılanlardan farkı olmadığını belirtti. Demirbaş, şöyle dedi: ''Ailelerinde kan grubu uyumu olmadığı için böbrek nakli yapılamayanlara sesleniyorum. Bize başvursunlar. Bu ameliyatlara başladık ve devam edeceğiz. İlk sonuçlarımız oldukça yüz güldürücü, kaldı ki Avrupa'da da bazı büyük merkezlerde yapılmaya başlandı. Onların da sonuçları aynı şekilde.''

Bekleyen 30 Hasta Var
Demirbaş, kan uyumsuz nakil için Sağlık Bakanlığı'ndan izin bekleyen 30 hasta bulunduğunu, bakanlığın bu hastalara tek tek izin verdiğini de bildirdi. Her hasta için özel izin alındığını belirten Demirbaş, şunları söyledi: ''Sağlık Bakanlığı'nda bu konuda olumlu gelişmeler yaşanıyor. Kendi kurullarında bu konuya sıcak baktıklarını belirttiler. Sağlık Bakanlığı hastaların tümüne onay verirse canlı vericili böbrek nakli oranının yüzde 15-20 artacağını düşünüyoruz.'' Operasyonun maliyetinin yüksek olduğunu belirten Demirbaş, operasyon maliyetlerinin bir sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Demirbaş, ''Ameliyat maliyetinin yüksek olmasına karşın, uzun dönemde sonuçlar diyaliz maliyetlerinin altında'' dedi.

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Rahim Ağzı Kanseri










Her yıl 250 bin kadının ölümüne yol açan, kadınların korkulu rüyası "Rahim Ağzı Kanseri" ile ilgili merak ettikleriniz. Belirtileri nelerdir, nasıl önlenir ve tanıtım video görüntüleriyle birlikte bilmeniz gereken herşey!

KİM BİLİYOR?!

1. "Rahim Ağzı Kanserinin" dünyada kadınlar arasında en sık görülen 2.ci kanser türü olduğunu...

2. Dünyada her 2 dakikada 1 kadının "Rahim Ağzı Kanseri" nedeniyle hayatını kaybettiğini...

Rahim Ağzı Kanseri Tanıtım Videosu 1




Rahim Ağzı Kanseri Tanıtım Videosu 2


Rahim ağzı kanseri nedir?
Rahim ağzında görülen ve HPV(Human Papilloma Virüsü) adı verilen virüsün yol açtığı bir kanser türüdür.HPV virüsü çok yaygın ve bulaşıcı bir virüs olarak biliniyor.Tüm dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konuyor ve 250 bin kadın, bu virüsün yol açtığı rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor.Dünyada kadınlarda ölüme en sık neden olan 2.kanser türüdür.

HPV virüsü nasıl bulaşıyor?
HPV cinsel ilişki ile bulaşan bir virüs.Genital bölgede siğillere,enfeksiyonlara ve rahim ağzı kanserine yol açan lezyonlara neden oluyor.100 çeşitten fazla HPV virüsü mevcut.Ancak bunların pek çoğu zararsız.Rahim ağzı kanseri ve genital hastalıkların çoğuna 4 tip HPV virüsü neden oluyor.Cinsel olarak aktif kişilerin yüzde 50’si hayatlarının bir döneminde(genellikle ergenlik döneminde)bu virüsleri kapıyor zaten.Ancak bunların yüzde 90’ında virüs 1-2 yıl içinde kendiliğinden vücuttan atılıyor.Atılmazsa 10-15 yıl sonra rahim ağzı kanserine yol açıyor.

Rahim ağzı kanserinin belirtileri nelerdir?
HPV virüsünün yol açtığı enfeksiyonların çoğu maalesef klinik belirti vermiyor.Rahim ağzı kanserinde bir belirti görülmeyebiliyor.İleri aşamada ise anormal vajinada kanama, cinsel ilişki sırasında acı,anormal vajinada akıntı ve pelvik ağrılar görülebiliyor.

Rahim ağzı kanseri nasıl tespit edilir?
Smear testleri,kanser öncesi rahim ağzı lezyonlarını ve rahim ağzı kanserini tespit edebilir.Bu test jinekolojik muayenenin bir parçasıdır.Ancak sonucu negatif çıkan bir test,gelecekte rahim ağzı kanserinin oluşmayacağını garanti etmez;kadın düzenli olarak jinekoloğa giderek papsmear testini yaptırmalıdır.Zira kanser, gelişmesi 10-15 yılı alan bir süredir ve düzenli kontrole giden bir kadın da öncül lezyon dönemindeyken yakalanabilir.

Rahim ağzı kanseri nasıl önlenir?
Bugün geldiğimiz noktada rahim ağzı kanserinden korunmak iki aşamada ele alınmalı.Birincil koruma:HPV aşıları, ikincil koruma:erken teşhis amaçlı tarama, yani pap-smear testleri. Kişinin aşılanmış olması tarama testlerini aksatmasını gerektirmiyor.Tarama amaçlı kontrollere yine düzenli olarak gidilmeli.

Aşı hangi HPV tiplerinden koruyor?
Aşı HPV 6,11,16,18 tiplarini içeriyor.HPV 16 ve 18 dünya üzerindeki rahim ağzı kanserlerinin yüzde 75’ine neden olurken, HPV 6 ve 11 genital siğillerin yüzde 90’ından fazlasından sorumlu.Yani aşı,şu anda rahim ağzı kanserinin yüzde 75’ine neden olan HPV virüslerini hedef alıyor.Zaten bu nedenle kadınlar aşılanmış olsalar da düzenli jinekolojik muayenelerini yaptırıp,smear aldırmalılar.

Koruyuculuğu ne kadar?
Rahim ağzı kanseri aşısı;HPV 6,11,16,18 tiplerine maruz kalmamış kadınlarda,ilgili virüslerin neden olduğu rahim ağzı kanserine karşı yüzde 70-75 koruyor.

Bu aşıyı herkes yaptırabilecek mi?
Şu an 9-26 yaş grubundaki kadınlara uygulanıyor.İlerleyen dönemlerde ise 26 yaş üstü kadınlar ve erkekler için de aşının kullanılması planlanıyor.Özellikle cinsel ilişki yaşı başlamadan, yani ergenlik döneminde yapılması öneriliyor.Çünkü aşının HPV ile temas etmeden önce uygulanması esas alınıyor.

Aşı nasıl uygulanıyor?
Sene içinde 3 doz olarak kullanılıyor.İlk uygulamadan sonraki 2.ay ikinci doz ve daha sonra da 6. ayda üçüncü doz yapılıyor.Aşı 5 yıl boyunca etkili düzeyde antikor oluşturuyor.Koruyuculuk süresini uzatmak için çalışmalar devam ediyor.

Aşı Türkiye’de var mı?
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi(FDA) tarafından 9 Haziran 2006 tarihinde onaylanan aşı, şu anda dünya üzerinde 55 ülkede uygulanıyor.Türkiye’de de yakın zaman önce ruhsatlandırıldı ve Nisan 2007 sonundan itibaren kullanıma sunuldu.

Zayıflatan 10 Yaz Yiyeceği !

Bu yaz zayıflayanlar kervanına katılmak istiyorsanız, size yardımcı olacak öneriler burada.

1. Salatalık
Düşük kalori ve yüksek su içeren salatalık, formda kalmanızı ve zayıflamanızı sağlar. Sadace bir salatalıkta sadece 45 kalori vardır.

2. Kırmızı üzüm
Bir kasede ortalama 80 kalori içerir, soğuk üzüm tatlı isteğinizi karşılayan mükemmel bir seçenek olabilir.

3. Yaz salatası
Ağırlıklı olarak düşük kalorili yaz sebzeleri içeren yaz salataları, kalori bakımından oldukça düşük ancak doyurucu ve zayıflatıcıdır.

4. Soğuk filtre kahve
Cafein sizi canlandırır.. Kaymaksız süt eklenmiş filtre kahve, kan şekeri seviyenizin normal kalmasına ve metabolizmanızın çalışmaya devam etmesine yardımcı olur.

5. Izgarada pişirilmiş sebzeler..
Mantar, soğan, dolmalık biberler, kabak, patlıcan, kuş konmaz gibi sebzeleri ızgarada pişirin. Hem hazırlaması kolay hem de düşük kalorilidir.. Zeyinyağı ile hafifçe yağladığınız sebzeler, tuz eklenerek yenilebilir.

6. Yağsız patlamış mısır
Mısır yağda yapıldığında kilo almanıza neden olabilir. Ancak bir kase yağsız patlamış mısırda sadece 30 kalori ve 2 gr lif bulunur. Bunu yiyerek de zayıf kalabilirsiniz.

7. Yağsız çeşnili yoğurt
Serinlemenin en doğal yolu yoğurt aynı zamanda zayıflamanıza da yardımcı oluyor. Yağsız yoğurdun içerdiği karbonhidrat ve protein uzun süre tok hissetmenizi sağlar.

8. Şekersiz buzlu çay
İlk başta ´şekersiz´ tanımlaması size hoş gözükmeyebilir. Kalorisiz doğal içecek buzlu çayınıza taze meyve dilimleri ekleyerek içeceğinizi tatlandırabilir, gecenizi serinletebilirsiniz.

9. Karpuz
Bol bol karpuz yiyin.. Su ve C vitamini bakımından zengin olan karpuzun bir kasesi veya suyu sadece 80 kaloridir.

10. Çorba
Midenizi yeni yapılmış ve biraz soğumaya bırakılmış domates çorbası ile doldurun. Bir kase çorba sadece 50 ila 100 kalori arasındadır..

Sporunuzu Vücut Tipinize Göre Seçin

Fiziki yapıya göre seçilmeyen spor, yarar yerine zarar getirebilir, hatta sakat bırakabilir.

Antalya'da aerobik - fitness öğretmenliği yapan Macar Betty Elona, insanların her istedikleri sporu yapmalarının mümkün olmadığını söyledi. Elona, "Fiziki yapınız için önce hangi egzersizin uygun olduğunu belirlemelisiniz. Aksi halde hem sağlığınızı kaybeder, hem sakat kalırsınız" uyarısında bulundu.

Vücut yapıları 3'e ayrılıyor

Sportif vücut:
Geniş omuzlar ve dar kalçalar en belirgin özelliklerdir. Bu tipteki kadınlar hızla kilo alır, aynı hızla kilo verebilir. Özellikle egzersiz yaparken ani hareket değişimlerine dikkat etmeleri gerekir. Naomi Campbell ve Cindy Crawford gibi sportif vücutlu kadınlara tırmanma ve vücut geliştirme uygundur.

Dişi vücut:
Daha geniş kalçalara ve kuvvetli bir kemik yapısına sahip kadınlardır. Metabolizma değişimi yavaş gerçekleştiği için çabuk kilo alırlar, ama aynı kolaylıkta veremezler. Vücut geliştiren ve esneklik gerektiren egzersizler yapabilirler. Kate Winslett ve Isabella Rosselini gibi dişi vücutlu kadınlara voleybol veya pinpon türü sporlar uygundur.

Dar vücut:
Uzun ve ince yapı ilk anda göze çarpar. Hassas bir kemik yapısına ve ince eklemlere sahiptir. Vücutta çok az yağ ve kas dokusu bulunur. Egzersiz sırasında sık ara vermeli, hareketlerini ağır ağır yapmalıdır. Kate Moss ve Winona Ryder gibi dar vücutlu kadınların da paten, jimnastik ve Asya ülkelerine özgü çeşitli meditasyon teknikleri yapmaları uygundur. Aşırıya kaçmamak koşuluyla trekking ve yüzme de yapabilir.

Kaşıntı Geni Bulundu

ABD’li bilim adamları, devrim niteliğinde bir buluşa imza atarak kaşıntıya neden olan geni buldular.

Buluş sayesinde kaşıntı sorunu çeken milyonlarca kişi sinir bozucu bu problemden kurtulacak. Washington Üniversitesi bilim adamlarının fareler üzerinde yaptığı araştırmada ortaya çıkan kaşıntı geni deriden aldığı kaşıntı sinyallerini beyne iletiyor. GRPR diye adlandırılan "kaşıntı geni" egzama gibi kronik hastaların tedavisi için umut olacak.

Diabet İlacı Alırken Kalbe Dikkat!

Tip 2 şeker hastalığı tedavisinde kullanılan 'Actos' ve 'Avandia' adlı iki ilaç, 78 bin hasta üzerinde yapılan araştırmaya göre, kalp yetmezliği riskini ikiye katlıyor.


BBC'nin internet sitesinde yer alan habere göre, East Anglia Üniversitesi'nden araştırmacılar, ilaçların neden olduğu sıvı tutulmasının risk artışına sebep olabileceğini açıkladı. Bu iki ilaç, geçtiğimiz yıl sadece İngiltere'de 1.5 milyon hastaya kullanması için reçete edildi. ABD'li bilimadamları da Mayıs 2007'de 'Avandia' adlı ilacın kalp krizi ve ölüm riskini artırdığını açıklamıştı.

New England İlaç Dergisi'nde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, ilacın kullanımının ölüm riskini yüzde 64, kalp krizi riskini ise yüzde 43 oranında artırdığı belirtilmişti. ABD'deki doktorlar bu sonuçlar üzerine Federal Gıda ve İlaç Dairesi'ni 'Avandia'yı yasaklamak için harekete geçmeye çağırmıştı. Ancak daire, sadece ilacı kullanan hastaların doktorlarına danışması uyarısında bulunmuştu.

İlacı üreten Glaxo Smith Kline Şirketi'nden yapılan açıklamada da araştırma sonuçlarını doğrular nitelikte bulgulara rastlanmadığı kaydedilmişti. Dünya çapında 6 milyondan fazla kullanıcısı bulunan 'Avandia', Türkiye'de de yaygın olarak kullanılıyor.

27 Temmuz 2007 Cuma

Şok ve Felçte İlkyardım

Kan dolaşımının ihtiyacı karşılayamaz duruma gelmesi şok, beyin dokusunun hasar görmesi ile vücudun bir kısmı ya da tamamının işlev bozukluğuna uğraması ise felç yani inme olarak tanımlanıyor.


Baş dönmesi, göz kararması, sıcak basması veya üşüme, terleme, solukluk, hareketsizlik ve giderek bilinç kaybı gibi belirtilerle gelişen şok ölümle sonuçlanabilen ciddi bir sağlık sorunu. Şiddetli baş ağrısı, kolunu ya da bacağı hareket ettirememe, gözü veya ağzı tam kapatamama gibi belirtilerle gelişen felç de ani ölümlere neden olabilir.

Şokta uygulanacak ilkyardımda da eğer solunum normal değilse ‘Temel Yaşam Desteği’ uygulanır. Hasta yalnız kalacaksa iyileşme pozisyonuna getirilir yani yan çevrilir.

Şok posizisyonu:
Arı sokması gibi alerjik nedenler, kanama, kusma, ishal, büyük kemik kırıkları, geniş yanıklar ve fazla terleme gibi aşırı kan ve sıvı kaybından eminseniz hastanın ayaklarını 45 derece yukarı kaldırın.

Üzerini örtün:
Hava sıcak olsa bile kan dolaşımının yetersizliği nedeniyle hastanın vücut ısısı tehlikeli bir şekilde düşebilir. Bu nedenle üzeri örtülür.

Gözlem altında tutun:
Ambulans gelene kadar hasta gözlem altında tutulur.

Felç yani inmede de ambulans gelinceye kadar aynı ilkyardım uygulanır. Ancak halk arasında sıkça gözlendiği gibi felç gelen hastayı suyla ıslatmak, yıkamak doğru değildir.

Kalori Tablosu






Online Tv İzle, Müzik Dinle

Yerli ve yabancı TV ve radyo kanallarını canlı olarak izleyebilir ve dinleyebilirsiniz.


26 Temmuz 2007 Perşembe

Diyetinizi Sabote Eden 10 Hata!

Uzun zamandır diyet yapıyor ama bir türlü kilo veremiyorsanız, tartıda ibre hiç düşmüyor ya da grafiğiniz sürekli artıp eksiliyorsa, yolunda gitmeyen bir şeyler var demektir.

1: Hızlı Yemek
Hızlı yemek yeme yarışmaları dışında, rekor kırmak istermişçesine hızlı yemek yemenin kimseye yararı yok. Hızlı yaşam ve iş çevremiz hepimizi aceleci kişiliklere çevirmiş olsa da yemek zamanı kişiye özeldir, her öğün yavaş ve küçük lokmalar halinde tüketilmelidir.

2: Öğün Atlamak
Araştırmalar kahvaltı yapmayanların, yapanlara oranla daha kilolu olduklarını gösteriyor. Öğün atlayarak daha başarılı kilo verilecektir yönünde yanlış bir inanış var. Ancak gerçek şu ki günde 3 öğünden az yiyenler, gün sonunda çok daha fazla kalori alır. Güne kalorisi dengeli, lif oranı yüksek, besleyici bir öğünle başlayıp, az az ve sık sık beslenmeye devam edin.

3: Sıvı Nasılsa Deyip Geçmek
Alkol, kremalı tatlı kahveler, meyve konsantreleri, şekerli çaylar ve meşrubatlar sinsice kilo alımını hızlandırabilecek, besin değeri düşük ve yüksek kalorili içeceklerdir. Yapılan bir çalışma, Amerikalıların günlük kalorilerinin ortalama yüzde 21’ini meşrubatlardan aldıklarını gösteriyor. İçecekler tokluk duygusu vermediğinden daha fazla yemeye teşvik eder. Unutmayın, küçük değişiklikler büyük kalori tasarrufu yapmanıza yardımcı olabilir.

4: Büyük Porsiyonlar
Mide doygunluğundan çok, göz doygunluğuna dikkat edin. Restoranlarda, izlediğimiz reklam ve filmlerde büyük ebatlarda yenen yemekleri görmeye alışan beynimiz, evde de bu ebatları aramaya yönelebilir. Öncelikle mide kapasitenize uygun, makul porsiyonlarda yemeği, ekstra büyük menüler seçmemeyi, restoranların küçük bir ekstra ile verecekleri promosyonlara hayır demeyi öğrenin. İhtiyacınızdan fazlasını yemeyin, yemek sonrası duyabileceğiniz rahatsızlığı anımsayın.

5: Sağlıksız Ekstralar
Diyet yapmanın salata ve sebze yemek ile diyet kola içmekten ibaret olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Güzelliğin zayıf olmaktan geçtiği inancının yaygın olduğu günümüzde değişen yemek kültürümüz, restoran mönülerinde salataları ana yemek olarak görmeye başlamamıza neden oldu. Ancak eklenen ekstra soslar ve malzemelerle mükellef bir ana yemeğin kalorisine ulaşabilecek salatalarınızı doğru süslemeniz gereğini unutmayın.

6: Şuursuzca Yemek
“Şuursuz yemek yeme” adeta bir hafıza kaybı yaşayıp bilinçsizce bulunan yemeklere saldırmaktır. Yemek yemek nefes almak gibi kişilerin fizyolojik ihtiyaçları için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır ve zevk alma duyusu olarak kullanılmamalı. Her ekstra kaçamağın, karın ve bel bölgenizde çıkacak ekstra katlar olarak size döneceğini unutmayın.

7: Şok Diyetlere İtibar Etmek
Büyük vaatlerle hızla yayılan medyatik diyetlerin başında düşük karbonhidrat içeriği olan programlar geliyor.

Özellikle Amerikan halkının 10 milyondan fazlasının kalbini feth eden bu diyetler uzun vadede baş ağrısı, mide bulantısı, sersemlik ve kendini yorgun hissetme halleri yaratabilir. Bu tarz tek tip kalori kısıtlı diyetler uzun vadede kişilerde kalori atakları yaratarak, yoğun kalorili besinlere saldırılara neden olabilir. Bu nedenle en doğru yanıtı, kişiye özel diyetlerle alabilirsiniz.

8: Nasılsa Kilo Veremiyorum Demek
Tartı ibresi düşüşü göstermeyince pek çok kişi hemen çok ciddi kalori kısıtlamaları yaparak kilo kaybı sağlamaya çalışır. Oysa ki günlük alınan kaloriyi çok fazla düşürdüğümüz zaman vücut direnç gösterebilir ve yağ kaybı yavaşlayabilir. Bu durumda enerji alımını düşürmekten çok, harcamayı artırmak daha faydalı bir etki yaratacaktır.

9: Dışarda Yerken İpin Ucunu Kaçırmak
Yemek fizyolojik ihtiyacımız olduğu kadar aynı zamanda sosyal içerikli keyif alınan bir ihtiyaçtır. Özellikle kadınların çalışma hayatına daha fazla dahil olması, dışarıda yemek yeme sıklığını da artırdı. Buradaki en önemli nokta her dışarıda yemek olayını şölene çevirmemek, makul ve doğru seçimler yaparak diyet yolundaki başarı ivmesini düşürmemektir.

10: Kendinize İnanmamak
Merdivenin en uç noktasını görmek zorunda değilsiniz, önemli olan her adımda hedefe yaklaşıyor olduğunuzu bilmekte. Diyetinizdeki sinsi hataları bertaraf ederek hedefe ulaşmak için küçük başarılardan keyif almalı, takdir etmeli ve kendinize inanmalısınız.

Ne Yapmalısınız?

  • Kendi kendinizi test edin. ‘Diyet mi yapıyorum yoksa diyette olduğumu mu sanıyorum?’ diye kendinize sorun. Uzman kontrolünde diyet yapmayan kişiler zayıflama süreçlerinde almaları gerekenden fazla kalori alıp kendilerini diyet yapıyor sanabilirler. Bunun için diyetinizin size özel olduğundan emin olun.

  • Kendi kendinizin diyet polisi olmaya çalışın. Diyette olduğunuzu düşünmeyin. Kalorileri ve diyet yemeklerini düşünmekten çok, beslenme biçiminizde yapmakta olduğunuz hataları ve size kilo aldıran suçluları tespit etmeye çalışın. Sürekli diyette olduğunuzu düşünmek, yemeğe karşı kuşkucu olmanıza, yeme atakları geliştirmenize ve erken havlu atmanıza neden olabilir.

  • Başarı hikayelerini okuyun. Kendi beslenme hatalarınızdan olduğu kadar başkalarının hatalarından ve başarılarından da dersler almaya çalışın. Diyetinizi sabote edebilecek gizli düşmanların farkına varın ve onların üzerine gidin. İşte diyetinizi sabote edebilecek 10 gizli düşman.

Epilepsi (Sara) ve Havale Nöbetinde İlkyardım

3 ay ile 6 yaş arasındaki çocuklarda vücut ısısının 38.5 dereceyi aşmasıyla oluşan havale ile epilepsi yani sara hastalığında görülen nöbetlerde bilinç kaybı ön palana çıkar.

Nöbetlerde hasta önce kasılır, nefes alamaz, morarır, bilinci kapanır, yere düşer, kasılıp kalır ve çoğunlukla çırpınmaya başlar. Bu sırada idrarını kaçırabilir, artan tükürük salgısı nedeniyle ağzından köpük gelebilir. Bu tür nöbetlerin en büyük risklerinden biri de bilinç kaybıyla gelişen düşmelerde meydana gelen yaralanma ve ölümlerdir.

Sara ya da havale nöbetlerinde de diğer ilkyardım uygulamalarında olduğu gibi solunum normal değilse, Temel Yaşam Desteği uygulanır. Bu nöbetlerdeki ilkyardımın püf noktasını ise çırpınan hastaya müdahale oluşturur. Çırpınan hastaya yaklaşım şöyle olmalıdır:

Çırpınmasını önlemeyin: Çünkü çırpınmanın hastaya zararı yoktur, öte yandan hareketleri durdurmaya çalışmak kas yırtılması gibi yaralanmalara neden olabilir.

Çevresini açın veya güvenli bir yere sürükleyin: Hasta çırpınırken yakınındaki sert ve sivri cisimlere çarparak yaralanabilir. Mümkünse etraftaki eşyayı, değilse hastayı uzaklaştırın

Başının altına yastık veya ceket koyun: Sert zemin üstünde nöbet geçiren hastanın kafası yere çarparak yaralanabilir. Bu nedenle başının altına yastık görevi görecek yumuşak bir malzeme koyun

Nöbet sonrası yana çevirin: Artan tükürük salgısı nedeniyle hastanın ağzında köpük oluşarak hastanın soluk yolunu tıkayıp boğulmasına neden olabilir. Bu nedenle nöbet sırasında değil ama nöbet sonrasında hastanın yana çevrilmesi gerekir.

Ambulans çağırın: Vakit geçirmeden ambulans çağırın. Ancak epilepsi hastası iyi tanıdığınız biri ise kontrol altında ise doktorunun önerisiyle her nöbette ambulans çağrılmayabilir.

Yalnız bırakmayın: Bilinç açılsa bile hastada bir süre sarhoşluk benzeri bir durum olacağından yalnız bırakılmamalıdır.

Ateşli havale nöbetlerinde ise giysilerini çıkarıp pencereyi açarak çocuğun vücudunun soğumasını sağlayabilirsiniz. Dirençli durumlarda normal banyo suyu ile duş aldırmak en iyi yöntemdir. Ateş düşünce havale durur ancak ateşin tekrar ve kısa sürede yükseleceğini unutmamak ve vakit geçirmeden ambulans çağırmak gerekir.

14 Temmuz 2007 Cumartesi

Kırazın da Tableti Geliyor

Kirazdaki antosiyan maddesinin özel yöntemlerle ayrıştırılarak tablet haline getirileceği ve kirazdan yaz-kış yararlanabileceği bildirildi.


Celal Bayar Üniversitesinde, ABD’nin de uzun süredir üzerinde durduğu kirazın tablet haline getirilmesi yolundaki çalışmalar sürüyor. Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Tokuşoğlu, Türkiye’nin kiraz üretimi açısından dünyada ilk sıralarda olduğunu ve ABD ile yarıştığını söyledi.

Kirazın iyi bir C vitamini ve lif kaynağı olduğunu vurgulayan Özlem Tokuşoğlu, yağ oranı son derece az olan kirazın kalorisinin düşük olduğunu, 100 gramının yaklaşık 70 kalori verdiğini bildirdi. Özellikle fitokimyasal maddelerin varlığının kirazı son derece sağlıklı hale getirdiğini ifade eden Tokuşoğlu, şunları kaydetti:

“Hayati önem taşıyan antioksidanların, kanserle ilişkilendirilen rahatsızlıklar, kalp hastalıkları, romatizma ve alzheimer gibi yaşla ilgili hastalıklara karşı önleyici etkisinin olduğu yapılan araştırmalarla belirlenmiştir. Kiraz antioksidanlar ve bunların bir grubu olan antosiyaninler açısından oldukça zengindir.”
Bir Çok Faydası Var
Kirazın antosiyaninler açısından kırmızı üzüm, böğürtlen ve erikten önce geldiğini vurgulayan Tokuşoğlu, şöyle devam etti: “Epidemiyolojik çalışmalarla, kirazdaki antosiyaninlerin ağrı kesici ve damar genişletici etkilerinden dolayı aspirinden daha etkin olduğu görülmüştür. Kiraz, antosiyaninler sayesinde vücudu ve kanı zehirli maddelerden temizleyen bir meyvedir. Böbrekleri etkili bir biçimde çalıştırır, dolayısıyla vücutta biriken üre, ürik asidi ve ürat tuzlarının düzeyini düşürür, atılımını sağlar. Romatizma, kireçlenme ve damar sertliği gibi hastalıkların önlenmesinde etkin olduğu bildirilmektedir.”

“Kiraz meyvesinin sapları kaynatılarak suyu içildiğinde idrar söktürücüdür. Kiraz, içerdiği mineral ve öteki maddelerle bedenin su dengesini düzenler ve kabızlığı giderir. Ayrıca bedeni güçlendirici tonik etkileri bulunmaktadır. Kiraz diş çürümelerini önleyebilen bazı bileşenleri içerir. Cildi temizleyici etkilidir, sivilce benzeri cilt bozukluklarını azaltıcı yönde etkisi vardır.”

Tablet Kiraz
Tokuşoğlu, kirazın 6 ay süreyle soğukta depolamayla (dondurarak saklama) bünyesindeki antosiyaninlerin içeriğinin yüzde 50’sinden fazlasının kayba uğrayabildiğini bildirdi. Bu nedenle ABD’nin uzun süredir üzerinde durduğu tablet kiraz konusunda üniversitelerinde çalışma başlattıklarını vurgulayan Tokuşoğlu, şunları söyledi:“Sağlığa önemli katkıları olan kirazdaki antosiyaninlerin beslenme açısından her an hazır olabilmesi için Türk kirazlarındaki antosiyaninlerin tablet haline getirilmesine çalışıyoruz. Kirazlardan sadece yaz aylarında değil yılın bütün dönemlerinde sağlık açısından faydalı şekilde yararlanılmasını istiyoruz. Tablet olarak üretilirse kiraz, birçok hastalığın önleyici tedavisinde kullanılabilecek. Tablet kirazlar, gıda ürünlerine katkı maddesi olarak girebilecek ya da doğrudan tüketilebilecek. Özellikle bebek mamalarında kullanılacak olması büyük önem taşıyor.”

Bebeklerin Uyuası İçin de Kullanılıyor
Burada kirazın uyku verici melatoninlerin iyi bir kaynağı olduğunu da belirten Tokuşoğlu, “Melatoninler yurt dışında bazı meyvelerden ayrıştırılıp bebeklerin mamalarında kullanılıyor. Bu madde bebeklerin mamadan sonra rahat uyumalarını sağlıyor. Kirazdaki kuersetin ise damar tıkanıklığı, kalp krizi ve inme riskinin azalması ile ilişkilendirilmiştir” dedi.

Suyla Gelen Güzellik

Çoğumuz değerini önemsemesek de uzmanlar, kilo vermek ve bir daha almamak için en ideal formülün su olduğunu söylüyor.


Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli öğe. İnsan, besin almadan haftalarca canlılığını sürdürmesine karşın, susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. İnsan vücudunun su içeriği yaşa ve cinsiyete göre yüzde 42 ile 71 arasında değişir. Çocukların vücudunun su oranı yüksektir ve yaş ilerledikçe suyun yerini yağ almaya başlar. Yetişkin insan vücudunun ortalama yüzde 59’u sudur.

Su iştahı doğal olarak bastırır ve bedenin depolanmış yağları metabolize etmesine yardımcı olur diyen Anadolu Sağlık Merkezi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Çağatay Demir, özellikle sıcak yaz günlerinde vücudun en önemli temel taşlarından birisi olan su tüketiminin önemine dikkat çekti ve alınan su miktarı azalınca vücutta depolanan yağ miktarının artmaya başladığını söyledi.

Yaşam için vazgeçilmez olan suyun vücuttaki işlevlerini şöyle sıralamak mümkün:
  • Yediğimiz besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması

  • Hücrelerin, dokuların organ ve sistemlerin çalışması

  • Metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması

  • Vücut ısısının denetiminin sağlanması

  • Eklemlerin kayganlığının sağlanması

  • Çeşitli biyokimyasal olayların oluşması
Bir yetişkin günde ortalama 10 bardak su kaybeder ve bu kaybedilen suyun yerine konması gerekmektedir. Günlük tüketilen 8-12 bardak su, sıvı ihtiyacımızı karşılamaktadır. Kilolu bireylerin daha çok suya ihtiyacı vardır çünkü bu bireylerin metabolik yükleri fazladır. Yağların kullanılmasında suyun özel bir yeri olduğundan dolayı, şişmanlar suya çok daha fazla ihtiyaç duyarlar. Kilolu bir kişi her 12 kilo fazlası için bir bardak daha fazla su içmelidir. Eğer egzersiz yapıyorsanız yada hava sıcak ya da kuru ise, yine tüketilen su miktarı arttırılmalıdır.

Su tüketiminde birkaç püf nokta:
  • Sabah kalktığınızda ilk yapmanız gereken işlerin başında 2 bardak su içmek olmalıdır.

  • Yemeklerden önce mutlaka su içmelisiniz bu sizin erken tokluk hissi duymanızı sağlayacaktır.

  • İdrarınızı yaptıktan sonra, kaybedilen sıvıyı yerine koymak için 1 bardak su içmelisiniz.

  • Suyu her zaman görebileceğiniz bir yerde bulundurun. Özellikle çalışırken masanızda sürekli su bulunsun.

Hamilelik Sorunları Bebeğin Kalbini Etkiliyor

Doğuştan gelen kalp rahatsızlıklarında, annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların etkili olduğu bildirildi.

Doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5’lik kısmının nedeninin bilindiğini ve hastalığın çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini söyleyen Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Kardiyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkati çekti.

Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Prof. Halil Ertuğ, ayrıca gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Özellikle hamileliğin ilk üç ayının bebeğin kalp gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Ertuğ, bu ayda ilaç alımı, röntgen çekilmesi gibi çevresel etkilerin anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkilediğine işaret etti.

Prof. Dr. Ertuğ, annenin geçirdiği bazı hastalıkların da anne karnındaki bebek üzerinde diğer vücut gelişimi bozukluklarıyla birlikte kalp yönünden anormalliklere yol açabildiğini bildirdi. Annenin döküntülü hastalık geçirmesinin bebekte doğuştan kalp hastalığı oluşmasında etkisinin olabileceğine dikkati çeken Ertuğ, şöyle konuştu:
“Bunların arasında en iyi bildiğimiz annenin kızamıkçığa yakalanması. Kızamıkçık bir çocukluk hastalığı olmasına rağmen eğer anne çocukluk döneminde geçirmemişse, tesadüfen gebelikte de buna yakalanabilir. Oldukça riskli bir hastalık. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yakalanırsa, bebeğinde, yüzde 100’e yakın oranda diğer organların gelişim bozukluğuyla birlikte kalp anomalisi ortaya çıkıyor. Kalpte akciğer damarıyla şah damarı arasında bağlantı olabiliyor. Akciğer damarının çıkışında koroner darlık dediğimiz kalp rahatsızlığı olabiliyor. Anne hastalığa gebeliğin ne kadar erken evresinde yakalanırsa risk artıyor.”

Nefesten Akciğer Kanseri Tespiti

ABD’nin Ohio eyaleti Cleveland Clinic hastanesinin geliştirdiği cihazla kanser olasılığı taşıyan kişilerin nefeslerinden alınan örnekle yüzde 70 oranının üzerinde akciğer kanseri doğru teşhis edildi.


Reuters ajansının “Thorax” tıp dergisinden aktardığına göre, akciğerde önemli boyutta kanserli hücre gelişmiş 49 hasta ile daha hafif değişik ölçülerde 73 hasta ve hastalığa yakalanmamış 21 kişi deneye tabi tutuldu.

Cleveland Clinic’den Dr. Peter J. Mazzone’nun ekibi, 36 kimyasal alıcı nokta yerleştirdikleri küçük bir cihazla hastadan nefes örneği sayesinde sonuç aldı.Yüzde 73 oranında doğru kanser teşhisi sağlanırken, geliştirilen nefes aleti yüzde 27 oranında habis hücre taşımayan sağlam akciğerlerde yanlış kanser tanısı verdi.

13 Temmuz 2007 Cuma

Bayılma ve Sinir Krizi

Bayılmada önemli noktalardan biri, kişinin kusarak hava yolunu tıkamasıdır. Bu nedenle ambulans gelene kadar hastanın gözlem altında tutulması gerekir.


Bayılmalarda ve sinir krizlerinde önce baş geri çene yukarı yöntemiyle havayolu açılır. Solunum normal değilse “Temel Yaşam Desteği” uygulanır. Bayılmalarda kusarak hava yolunu tıkaması riskine karşı, sinir krizlerinde ise yalnız kalacaksa hasta, iyileşme pozisyonuna getirilir. Çeşitli tipleri olan iyileşme pozisyonunda, havayolunun açık olması, göğsün solunumu engelleyecek şekilde baskılanmaması ve kolun altta kalmaması anahtar noktaları oluşturur.

HASTAYA İYİLEŞME POZİSYONU VERMEK
  • Hastanın varsa gözlüğünü çıkarın

  • Yanına yanına diz çökün ve iki bacağını düzgünce uzatın

  • Size yakın olan kolu yana açın, dirsekten yukarı doğru katlayın

  • Diğer elinin sırtını size yakın olan yanağına yaslayın, diğer elinizle size uzak olan bacağı dizden katlayın

  • Hastayı kendinize doğru çevirin

  • Üstteki bacağın kalçadan ve dizden kıvrılmış olmasına dikkat edin

  • Kafayı geri itin
Sinir krizlerinde bütün bunlara ek olarak stres nedeninin ortamdan uzaklaştırılması gerekir. (Örneğin; Sinir krizi bir tartışma sonucu geldiyse tartıştığı kişiden uzaklaştırılır.)

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Temel Yaşam Desteği

Ani ölümlerde yaşam kurtarıcı etkisi kanıtlanmış olan bu uygulama, ilkyardımın en önemli ayaklarından birini oluşturuyor.

Yöntem, elektrik çarpması, boğulma, donma, göğüs ya da boyuna gelen ani darbe gibi kazalarda gelişebilen ani solunum veya kalp durmasında kullanılan bir tekniktir.

1- TEHLİKE
Kendiniz, hasta ve olay yerindekilerin güvende olduğundan emin olunTehlike yoksa; hastanın ya da yaralının yanına giderek diz çökün. Tehlike varsa; ambulans çağırın, güvenli bölgede bekleyin ve ambulans ekibine bilgi verin.

2- BİLİNÇ
Hastayı bir kol boyu mesafeden omuzlarından yavaşça sarsın ve “iyi misiniz” diye seslenin. Yanıt veriyorsa konuşarak sorunu anlayın. Yanıt vermiyorsa hastayı sert bir zemin üzerine sırt üstü çevirerek yardım isteyin.

3- HAVAYOLU
Hastanın başını geri, çenesini ise yukarı iterek havayolunu açın

4-SOLUNUM
Havayolunu açık tutarak “Bak, dinle, hisset” yöntemiyle solunumu kontrol edin.
Solunum normal değilse ambulans çağırın. Solunum normalse ambulans çağırdıktan sonra hastalı yan çevirerek solunumun sürekliliğini gözleyin.

5- KALP MASAJI

  • Bir elinizin topuğunu hastanın göğsünün ortasına yerleştirin

  • Diğer elinizin topuğunu elinizin üstüne yerleştirin

  • Parmaklarınızı kenetleyin ve baskı noktasının kaburga üzerine kaymadığından emin olun

  • Hastanın göğsünü 90 derece açıyla 4-5 cm bastırın. (30 kez)

  • Bırakırken ellerinizi hastanın göğsünden ayırmayın

  • Dakikada 100 masaj hızıyla devam edin

  • Baskı ve bırakma süreleri eşit olmalıdır

6-SUNİ SOLUNUM

  • Havayolunu baş geri, çene yukarı yöntemiyle tekrar açın. Alındaki elinizin baş ve işaret parmaklarıyla burun ucundaki yumuşak kısmı kapatın

  • Çeneyi yukarı iterken ağzı açın

  • Normal bir nefes alın ve dudaklarınızla hastanın ağzını örtün

  • Hastanın ağzına yavaşça üfleyin ve göğsünün yükseldiğini görün 1’ saniye normal nefes verin.

  • Baş geri, çene yukarı pozisyonunda ağzınızı hastanın ağzından uzaklaştırın ve göğsünün tekrar indiğini gözleyin

  • Tekrar bir normal nefes alın ve deminki gibi hastanın ağzına üfleyin

  • (30 Kalp masajı ve 2 suni solunum uygulayın)

İlk Yardım Hayat Kurtarır

Hayatı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlileri gelinceye kadar ve ilaç kullanılmadan yapılan uygulamalar ilkyardım olarak tanımlanıyor ve doğru ilkyardım, hayat kurtarıyor.


Bilinçsizce uygulanan ilkyardım sakatlığa ya da ölüme neden olabilir. Dünyanın en gelişmiş bölgelerinde bile ambulansın hasta ya da yaralıya ulaşması için ortalama 10 dakika gerekiyor. Ancak yaşam kurtarmak için bu süre yeterli değil, ilkyardım eğitiminin önemi de bu noktada ortaya çıkıyor. Erken dönemde ve doğru şekilde uygulanacak ilkyardım, hayat kurtardığı gibi kalıcı sakatlıkları da önlüyor. Örneğin; kemik kırığında yanlış bir hareket, kırık kemiğin keskin uçlarının sinirleri kesmesi sonucu felce yol açabiliyor. Bu nedenle hem hasta ya da yaralının hayatını kurtarmak hem de kalıcı sakatlıklara yol açmamak için doğru ilkyardım büyük önem taşıyor.





İlkyardım hakkında herkesin bilmesi gereken temel konular aşağıdaki gibi sırasıyla anlatılacaktır.

  • Boğulma

  • Kanama, Böcek sokması

  • Yanık

  • Trafik kazası

2 Temmuz 2007 Pazartesi

DSÖ: Bir Milyar Kişi Sigaradan Ölebilir

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri, önlem alınmaması halinde bu yüzyılda bir milyar kişinin sigaraya bağlı hastalıklardan öleceğini bildirdiler.

Örgütün Tütünsüz Girişimi Başkanı Douglas Bettcher, Bangkok’taki bir konferansın açılışında yaptığı konuşmada, “Tütün kötü bir ürün. Kullananların yarısını öldürüyor” dedi.

Sigara yüzünden yılda 5,4 milyon kişinin öldüğünü, bunların yarısının gelişmekte olan ülkelerde olduğunu belirten Bettcher “Bu, her saat bir jumbo jetin düşmesi demek” diye konuştu.
Bettcher, gelişmekte olan ülkelerde özellikle gençler arasında sigara kullanımının giderek arttığına dikkat çekerek, gelecek 20 yılda sigaradan ölenlerin sayısının yılda 8,3 milyona çıkacağını söyledi. Vergilerin artırılması, reklamların yasaklanması gibi tedbirlerle sigara tüketiminin düşürülebileceğini belirten Bettcher, buna sıkı sigara yasakları getiren Singapur, Avustralya ve Tayland’ı örnek verdi.

Bettcher, bunun “önlenebilir bir salgın” olduğunu kaydederek, “Bunu başarabilirsek 2050’ye kadar 200 milyon hayatı kurtarabiliriz” dedi.

Yüksek Tansiyona Mucize Aşı

Alman ve İsviçreli biliminsanları, yüksek tansiyona karşı aşı geliştirerek önemli bir başarıya imza attı.

Yüksek tansiyon hastalarına müjde. Alman Bild Am Sonntag gazetesinin haberine göre, CYT-006 adlı aşı, vücutta kan basıncını artıran Angiotensin adlı hormona karşı antikor geliştiriyor. Antikor sayesinde hormonun etkisi azalıyor, bunun sonucunda da tansiyon düşüyor.

Söz konusu aşının, yaşları 18-65 arasında değişen 72 kadın ve erkek üzerinde başarıyla denendiği belirtilirken, aşının yüksek tansiyonu, özellikle sabah saatlerinde büyük ölçüde düşürdüğü ifade edildi. Aşı sayesinde günde birkaç kez hap almak zorunda kalan yüksek tansiyonlu hastaların büyük ölçüde rahatlayacağı ifade ediliyor.