23 Eylül 2007 Pazar

Ülserin Mucidinden Aşı Müjdesi

Ülserin nedenini bulan ve bu nedenle Nobel Ödülü kazanan Prof. Dr. Barry Marshall, Türkiye’ye geldi. “İkinci Nobel’i de geliştireceğim aşıyla almak istiyorum” diyen Prof. Dr. Marshall, ülser aşısının 3 yıl sonra insanlarda deneneceğinin müjdesini verdi.

Türkiye’de her 10 kişiden 8’i, Avrupa’da ise her 10 kişiden 4’ü “Helikobakter Pylori” adlı bakteriyi taşıyor. “Helikobakter Pylori”; gastrit, mide ülseri, oniki parmak bağırsağı ülseri ve mide kanserinin en önemli nedeni olarak gösteriliyor. Bu bakteri, kirli içme suları sebze ve meyvelerle bulaşıyor. “Helikobakter Pylori”nin ülsere neden olduğunun saptayarak yüzyılın en önemli keşiflerinden birini yapan ve bu çalışması nedeniyle Nobel Tıp Ödülü kazanan Avustralyalı Prof. Dr. Barry Marshall, deneyimlerini Türk meslektaşlarıyla paylaşmak için Türkiye’ye geldi.
Bu önemli keşfi 25 yıl önce gerçekleştiren 55 yaşındaki Prof. Dr. Marshall, tezini kanıtlayabilmek için “Helikobakter” mikrobu içeren bir çözeltiyi içmekten de kaçınmadığını söyledi.

Bakteriyi Kendime Bulaştırdım
Marshall, “Ülsere asit fazlalığının, stresin ve sigaranın neden olduğu sanılıyordu. Bazı bilimadamları buna din gibi inanıyordu. Bunun ‘Helikobakter Pylori’den kaynaklandığını keşfedince bize inanmadılar. Hastamızın midesinden ‘Helikobakter Pylori’ örneği alıp, bir çözeltiye katarak içtim ve hastalandım. Daha sonra da antibiyotikle kendimi tedavi ederek, tezimi kanıtladım” dedi.

Gözünü İkinci Nobel'e Dikti
“Helikobakter Pylori”nin ülsere neden olduğunu keşfeden Prof. Dr. Marshall, arkadaşı Dr. Robin Warren’le birlikte 2005 yılında Nobel Ödülü almayı başardı.

Ülser Tarihe Karışacak
Şimdiki hedefinin ikinci kez Nobel Ödülü kazanmak olduğunu ifade eden Marshall, “Nobel’i kazanmak benim için cennete gitmek kadar önemli. ‘Helikobakter Pylori’ye karşı bir aşı geliştirirek, Nobel’i ikinci kez almak istiyorum. ‘Helikobakter Pylori’nin DNA haritasını çıkarmak için uğraşıyoruz. Geliştirdiğimiz aşı 3 yıl sonra insanlarda denenebilecek. Aşı hazır olduğunda hem çocuklara hem de yetişkinlere uygulanacak. Bizden sonraki kuşak bir daha bu hastalıkla uğraşmayacak” diye konuştu.
Prof. Dr. Barry Marshall, Türkiye’de “Helikobakter Pylori” oranını azaltmak için hükümetin temiz su sağlamak için altyapı yatırımlarına ağırlık vermesi gerektiğini de vurguladı.

Doğal Yollarla Güzelleşmenin Sırları

Her alanda karşımıza çıkan doğal ürünler, son dönemde özellikle kozmetik ürünlerinin içeriklerinin de büyük bölümünü oluşturuyor. Buzdolaplarımızın vazgeçilmez besinleri, aynı zamanda inanılmaz birer güzellik silahına dönüşüyor.


Eğer doğal kozmetik deyince aklınıza sadece "bio-reyonlar" geliyorsa, size yanıldığınızı hatırlatmak isteriz. Çünkü son dönemde birçok kozmetik markasının ürün içeriği neredeyse bir süpermarket alışveriş listesi kadar çeşitli. Mutfaklarımızın vazgeçilmezleri üzüm, mango, bal, Hindistan cevizi, zeytinyağı güzelliğin hizmetinde.

Özellikle zeytinyağı sadece yemeklere kattığı lezzetle değil tedavi edici özelliğiyle de biliniyor. İçindeki bakım yapan besin maddeleri, alerjik ya da çok hassas ciltler için bile rahatlıkla kullanılabildiğinden pek çok üründe yer alıyor. Zeytinyağı, kuru ciltlerin bakımının yanı sıra saç ve saç derisi bakımında da kullanılıyor. Zeytinin çekilmiş çekirdekleri de yumuşak bir cilt peeling'i için şimdilerde ürünlerde yer alıyor.

Üzüm suyu, pirinç, salatalık
Üzüm suyu da güzelliğin yeni iksiri olarak bakım ürünlerinde sıkça kullanılıyor. Bileşimindeki polifenoller cilt için birer gençlik mucizesi olarak kadınların hizmetine sunuluyor. Üzümdeki OPC fenolleri, cilt kırışıklıklarının en büyük nedenlerinden biri olarak gösterilen serbest radikaller üzerinde etkili. Kırmızı üzüm de gerginleştirici ve hücre yenileyici özelliklerinden dolayı kozmetikçilerin tercihleri arasında yer alıyor.

Cilt yenilenmesinde etkili bir başka besin maddesi de pirinç. "Mikro-dermasion" peeling etkisiyle cildi pürüzsüzleştiriyor. Salatalık ekstresi ya da aloe vera ise cildi rahatlatırken aynı zamanda tazelik hissi veriyor.
Ve bal... Sadece benzersiz tadıyla sofralarımıza konuk olmuyor, aynı zamanda cilt kuruluğunda ve elastikiyet kaybında kadınların imdadına koşuyor. Eğer kendinizi günün stresinden arındırmak istiyorsanız, o zaman ölüdeniz tuzuyla kaybettiğiniz mineralleri yeniden kazanmanız da mümkün.

Magnezyum iyi uykuya birebir
Artık rahat bir uyku çekebilmek için ilaçlara ihtiyacınız yok. Eğer gündüzleri içtiğiniz kahveden vazgeçmenize, saat 20.00'den sonra egzersiz yapmayı bırakmanıza ve uyku maskesi kullanmanıza rağmen bir türlü uyuyamıyorsanız, o zaman vücudunuzun magnezyuma ihtiyacı var demektir. Bir doz magnezyum sizi rahatlatır, uyumanıza yardımcı olur ve kendinizi sürekli yorgun hissetmenizi engeller.

Doktorlar sağlıklı kemikler ve kaslar için de günde en az 270 mg. magnezyum alınmasını öneriyor. Magnezyum ihtiyacını ayrıca yeşil sebze, balık ve fındık yiyerek de gidermek mümkün.

21 Eylül 2007 Cuma

Dikkat! Cep Telefonu Sağırlık Nedeni

ABD’de düzenlenen bir kulak burun boğaz konferansında, günde bir saatten fazla cep telefonuyla konuşmanın işitme kaybına yol açabileceği belirtildi.


ABD’de bu hafta yapılan bir kulak-burun-boğaz konferansında sunulan araştırmada, cep telefonunu çok kullananların, özellikle yüksek frekanslı sesler sayılan s, f, h, t ve z ile başlayan kelimeleri anlamakta güçlük çektikleri belirlendi.

Daily Mail’in internet sitesindeki habere göre, araştırma, 18-25 yaş arasındaki 100 cep telefonu kullanıcısıyla kullanmayan 50 kişi karşılaştırılarak yapıldı. Araştırma sonucunda, 4 yıldan fazla bir süre günde bir saati aşkın cep telefonu kullananların sesleri ayırt etmede güçlük çektikleri belirlendi. Bilim adamları, sorunun özellikle çoğu insanın kullandığı sağ kulakta görüldüğünü belirttiler.

Hintli kulak-burun-boğaz uzmanı Nareş Panda, işitme kaybının sebebinin uzun süre cep telefonu kullanımından kaynaklanan radyasyonun iç kulakta tahribata yol açması olabileceğini söyledi. Panda, araştırmanın teyit edilmesi için daha çok sayıdaki denek arasında yapılması gerektiğini vurguladı.

E-Saglik.blogspot.com'da Reklamlarınızın Yayınlanmasını İstermisiniz

E-Saglik, Türkiye'de ve Dünya'da en son çıkan sağlık haberlerini, tıp'ta en yeni araştırmaları, hastalıklardaki yenilikeri yayınlayan ve sürekli olarak güncellenen içeriğiyle hedef kitlesine hitap etmektedir.


Her geçen gün gelişen içeriğiyle sağlık alanında ziyartçilerini bilgilendirme konusunda önemli adımlar atmaktadır.

Reklam Hizmetleri Sağlık ve Tıp alanındaki kuruluşlarla ilgili olup, reklam talepleriniz uygun görüldüğü taktirde bloglarımızda yayınlanacaktır.

Reklam Seçenekleri:

1. Kare Banner 125x125 boyutlarında
2. Standart Banner 468x60 boyutlarında
3. Kule Banner 600x120 boyutlarında

Fiyatlandırma:

1. Kare Banner 80 ytl/Aylık
2. Standart Banner 120Ytl/Aylık
3. Kule Banner 150 Ytl/Aylık

Reklam vermek için lütfen bizimle iletişime geçin!

Kanserin Tedavisinde Sonlara Doğru Yaklaşılıyor

ABD’de, bünyesi kansere dirençli kişilerden alınan ’süper güçlü’ hücrelerin hastalara nakliyle kanserin alt edilmesine yönelik çalışmalar, büyük umut vaatediyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin ’hücre nakli’ için izin verdiği araştırmaların başındaki Dr. Zheng Cui, "İki yıl içinde kanseri tamamen iyileştirmeyi umut ediyoruz" dedi.


BİLİM dünyasında büyük umut vaateden haber, Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Zheng Cui’nin araştırmaları üzerine geldi. Cui, bazı insanların bağışıklık hücrelerinin, kanseri yenmekte diğerlerinden 50 kat güçlü olabileceğini laboratuvar deneyleriyle gösterdi. New Scientist Dergisi’nin son sayısında bu araştırması yayımlanan Dr. Cui, daha önceki bir çalışmasında farelerdeki bağışıklık hücrelerinin diğer farelerdeki tümörleri iyileştirdiğini kanıtlamıştı.

DENEYLER ÇOK BAŞARILI
Donörlerden alınan ’granülosit’ adlı kanser-öldürücü bağışıklık sistemi hücreleri kullanılarak, hastaların vücutlarının kanserle savaşma gücünün önemli ölçüde artacağını gösteren Dr. Cui’nin son araştırması, kanserin iyileştirilmesi konusundaki umutları artırdı. ABD Gıda ve İlaç Dairesi FDA, 22 hastasına süper-güçlü grönülositler enjekte etmesi için Dr Cui’ye geçen hafta izin verdi. İznin ardından Dr. Cui, şöyle konuştu: "Klinik öncesi deneylerimiz olağanüstü başarılı oldu. İnsanlarda işe yararsa iki yıl içinde kanserin tedavisini başarabiliriz."

TEKNOLOJİ YETERLİ
Dr. Cui, bu teknolojinin, son derece hızla hastaların hizmetine gireceğinden de emin; çünkü kandaki granülositleri çıkartmak için kullanılan teknoloji, hastanelerde diğer kan bileşenleri olan plazma ve trombosit ayrıştırmak için kullanılan teknoloji ile aynı.

Güçlüler, kanseri 24 saatte öldürdü!

Bulgularını geçen hafta Cambridge’de sunan Dr. Cui, bazıları kanserli 100 kişiden granülosit aldı. En güçlü hücreler 24 saat içinde kanser hücrelerinin yüzde 97’sini, zayıf olanları yalnızca yüzde 2’sini öldürebildi. 50 yaş üzerindeki donörlerin hücrelerinin yeteneği ortalamanın altında; bunlardan kanserli olanların ise daha da düşük çıktı.

Stres, çok önemli etken!

DR. Cui, araştırmaları sırasında, bir kişinin bağışıklık sisteminin kanserle savaşma gücünün, ne kadar stres altında olduğuna bağlı değiştiğini de fark etti. Cui’nin ilk deneyleri, kanserli hastalara güçlü granülositler nakletmenin mümkün olduğunu gösterdi. Dr. Cui, teorik olarak hücre nakline bağlı öldürücü ’Graft-versus-host’ hastalığı riskini en aza indirmek için çalışıyor.

19 Eylül 2007 Çarşamba

Göktaşı Düşen Peru Köyünde Gizemli Hastalık

Peru’da küçük bir köyün sakinleri, geçen Cumartesi köy yakınlarına bir göktaşı düşmesinden bu yana gizemli bir şekilde bulantı ve baş ağrısından yakınıyor.

Caranca köyünün bağlı olduğu Puno bölgesinin sağlık müdürü Jorge Lopez, köy sakinlerinin mustarip oldukları baş ağrısı ve bulantının, göktaşının açtığı kraterden gelen tuhaf kokudan kaynaklandığını belirtti.

Cumartesi büyük bir ateş topu şeklinde köy yakınına düşen meteorit, bölge halkının paniğe kapılmasına yol açan bir yer sarsıntısına da neden oldu. Krateri incelemeye giden 7 polis memuru da rahatsızlanarak, hastanede tedavi altına alındı. Yerel yetkililer, 30 metre çapında ve 6 metre derinliğindeki kraterden kaynar su çıktığını ve çevresinde kaya parçaları ile kül bulunduğunu belirterek, göktaşının düştüğü yere bir kurtarma ve uzmanlar ekibi gönderildiğini kaydettiler. Meteoritin düşüşünü anlatan görgü tanıkları da bir ateş topu gördüklerini ve alevler içinde bir uçağın düşmekte olduğunu düşündüklerini belirttiler.


Türk Hocamızdan Çok Önemli Buluş

ABD'nin Connecticut Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Nejat Olgaç ve başında bulunduğu araştırmacıların, kök hücreler üzerinde araştırmalara hız getirecek yenibir yöntem geliştirdiği öğrenildi.

Connecticut Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Nejat Olgaç, AA'ya yaptığı açıklamada, “Buluşumuz sadece kök hücre konusunda değil, aynı zamanda tüp bebek ve klonlama sahalarında da çok etkili ve pratik klinik uygulamaları beraberinde getirecek” dedi.

Olgaç'ın verdiği bilgiye göre, rotasyonel-titreşimli hücre delici “Ros-Drill” olarak isimlendirilen bu buluş sayesinde araştırmacılar, fareler üzerinde yapılan biyolojik testlerde oldukça “hızlandırılmış, yüksek hassasiyette ve otomatik duruma getirilmiş tüpte” yavru yetiştirme ve klonlama sonuçları gözlemlediler.“ Bu buluş kök hücre çalışmalarında çok kritik bir açığı kapatmakta” diyen Olgaç, yeni teknolojinin laboratuar çalışmalarını son derecede hızlandıracağını bildirdi.

Olgaç, çalışmalarının teknoloji ağırlıklı özetini geçen ay “Journal of Biomedical Microdevices” adlı bilim dergisinde yayınladığını söyledi. Olgaç, buluşunu bu yıl mart ayında Connecticut'ta düzenlenen uluslararası kök hücre konferansında da tanıttığını ve aralarında dünyada ilk kez koyun klonlaması yapan Prof. Dr. Ian Wilmut'un da bulunduğu araştırmacıların yeni yöntemin son derece değerli bir katkı olduğunu ifade ettiklerini dile getirdi.

Konuyla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

18 Eylül 2007 Salı

Boğulmada İlkyardım

Katı cisimle oluşan ancak tam tıkanmanın gerçekleşmediği boğulmada kişinin kendi refleksleriyle sorunu halletmesi beklenir. Çünkü müdahale edilirse tıkanıklık artabilir, bu nedenle kişiyi sakinleştirip öksürmeye teşvik etmek en doğru yaklaşımdır.

Ancak tam tıkanma varsa hastanın arkasında durup bir elle göğsünü destekleyerek öne eğilmesini isteyin. Diğer elinizin topuğuyla hastanın kürek kemiklerinin ortasına 5 kez kuvvetle vurun. Tıkanıklık açılmaz ise Heimlich manevrasına geçmek gerekir.

Heimlich Manevrası

  • Hastanın arkasına geçip sarılın

  • Bir elinizi yumruk yapıp hastanın göğüs kemiği ile göbeği arasına yerleştirin. Diğer elinizle bu yumruğu tutup 5 kez içe ve yukarı doğru ani baskı uygulayın

  • Tıkanıklık açılınca işlemi durdurun

  • Heimlich manevrası iç organlara zarar verebileceği için dikkatli olunmalıdır Hastayı sağlık kuruluşuna yönlendirin
Tıkanıklık açılmadıysa

  • Tekrar sırta vurun

  • Bu işlemleri 5’er kez olacak şekilde dönüşümlü olarak tekrarlayın

  • Bilinç kapanırsa temel yaşam desteği uygulayın

Suda Boğulmada İlkyardım
Mümkünse kişiyi suya girmeden kurtarın. (Elbisesinden çekin, can simidi, ip vb.. atın) Boğulmakta olan kişi panik içinde kendini kurtarmak isteyenlere sarılır ve onu da boğabilir. Ancak özel eğitimi yani cankurtaran lisansı bulunanlar suya girip boğulan kişiyi kurtarabilirler.

Bilinç Açıksa

  • Kanaması varsa tampon yapın. Kırık varsa hareket ettirmeyin

  • Sudan yatay halde çıkarın

  • Kurulayın, ısıtın

  • Ambulans çağırın

Normal solunum yoksa

  • Sudan hemen çıkarın veya sudayken suni solunuma başlayın

  • Ambulans çağırın


Solunum normalse

  • Kanaması varsa tampon yapın

  • Kırık varsa hareket ettirmeyin

  • Sudan yatay halde çıkarın

  • Kurulayın, ısıtın

  • Ambulans çağırın

16 Eylül 2007 Pazar

3 Boyutlu Yüz Tarama ile Hastalıklara Erken Teşhis

3 boyutlu yüz tarama cihazları çocuklardaki genetik hastalıkların teşhisini hızlandırabilir.


Down sendromu gibi genetik hastalıkların daha erken teşhis edilmesi mümkün olacak. İngiliz bilimadamlarına göre; 3 boyutlu yüz taraması yapan yeni bir yazılımla bu hastalıkların belirlenmesi artık çok daha kolay olacak.

Yüz hatlarını 700’den fazla genetik sendrom etkiliyor ama bunların pek azının tespiti mümkün oluyor. Ancak yeni yazılımda elde edilen 3 boyutlu tarama, hafızada bulunan normal koşullardaki taramalarla karşılaştırma yapma imkanı tanıyor bu da çocukların yüz hatlarındaki ufak anormallikleri ve oransızlıkları hemen seçiyor.

Cep Telefonları Kanser Riski Taşıyor

Cep telefonu kullanımı ve baz istasyonlarının uzun dönemde kansere yol açma ihtimalinin bu aşamada “göz ardı edilemeyeceği” belirtildi.

İngiltere’de hükümet ve iletişim endüstrisinin birlikte yürüttüğü 6 yıllık araştırmanın sonucunda, kısa sürede cep kullanımının kansere yol açma ihtimali olmadığı belirlenirken, uzun dönemde bu riskin “göz ardı edilemeyeceği” vurgulandı.

Uzun dönemde cep telefonu kullanımı ve kanser riskini araştırmak için yürütülen “Mobil Telekomünikasyon ve Sağlık Araştırma Programı”nın 10 yıla uzatılması kararlaştırıldı. Ayrıca 6 yıllık program sırasında araştırılmayan cep telefonu kullanımının çocukların sağlığı üzerindeki etkilerinin de araştırmaya dahil edilmesi kararlaştırıldı.

Söz konusu 6 yıllık program sırasında cep telefonları ve baz istasyonlarının sağlıkla ilgili etkileriyle ilgili 23 araştırma yapıldı. Araştırma ekibi, cep telefonu kullananlar arasında beyin ve kulak (akustik nevroma) kanserine yakalanmada küçük bir artış görüldüğünü, “bunun istatistiksel olarak önemli olma ile olmama arasındaki sınırda bir bulgu olduğunu” kaydetti.

Sonuçları açıklamak için basın toplantısı düzenleyen araştırma programının başkanı Lawrie Challis, araştırmaya katılanlardan çok azının 10 yıl ya da daha uzun süre cep telefonu kullanmış olduğunu belirtti ve kanserin normal olarak 10 ila 15 yılda ortaya çıkan bir hastalık olduğuna dikkati çekti. Challis, bu nedenle, bu aşamada cep telefonu kullanımı nedeniyle, “Birkaç yıl içinde kanser ortaya çıkma ihtimalini reddedemeyiz” dedi. Şimdi tavsiyede bulunmanın hükümete düşen bir görev olduğunu belirten Prof. Challis, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kaydetti.

İlk başlarda sigara ile akciğer kanseri arasında ilişki kurulmamış olduğunu hatırlatan Challis, buna rağmen genel olarak cep telefonlarının önemli bir sağlık riski oluşturmadığına ilişkin kanıtın “yeterince güven tazeleyici” olduğunu söyledi.Çocukların radyo frekansının yaydığı radyasyona karşı yetişkinlerden daha hassas olabileceğine işaret eden Challis, Danimarka, Finlandiya, İsveç ve İngiltere’de 200 bin kişiyi kapsayan ikinci bir araştırma yapmakta olduklarını söyledi.

Karpal Tünel Sendromunu Duydunuz Mu?

Karpal tünel sendromu, parmaklarda, parmak uçlarında, elde ve bazen kolda hissedilen karıncalanma, uyuşukluk, güçsüzlük veya ağrı semptomlarına denir.

Bilekteki median sinirinin üstüne fazla baskı olduğunda bu semptomlar ortaya çıkar. Karpal tünel sendromu, median sinirin üzerine baskı yaparak kan geçişini engelleyen durumlar ya da hareketler nedeniyle ortaya çıkar.

Karpal tünel, bilek kemikleri (karpal kemikler) ve ligamentten oluşan küçük bir kanal ya da “tünel” dir. Ön koldaki median siniri ve tendonlar, karpal tünelin içinden geçerek ele ulaşır. Tendonlar, tüp şeklindeki dokularla (tendon kılıfı) çevrelidir. Median sinir, baş parmağın bazı hareketlerini kontrol eder. Bu sinir baş parmağın büyük bölümünü, işaret parmağını, orta parmağı ve yüzük parmağının bir kısmını hissedebilmenizi de sağlar.

Semptomları Nelerdir?
Karpal tünel sendromunun ne çok görülen belirtileri; parmaklarda ve nadiren avuç içlerinde karıncalanma, uyuşukluk, güçsüzlük ve ağrı hissedilmesidir. Semptomlar genellikle median sinirin kontrolünde olan başparmak, işaret parmağı, orta parmak ve yüzük parmağının yarısında ortaya çıkar.

Eğer serçe parmağınızda hissettiğiniz bir semptom yoksa karpal sendromdan şüphelenilebilir çünkü serçe parmak farklı bir sinir tarafından kontrol edilir. Semptomları öncelikle geceleri fark edersiniz ve elinizi sallayarak rahatlayabilirsiniz.

Nasıl Teşhis Edilir?
Karpal tünel sendromu tıbbi geçmişiniz, fiziksel muayenenizin sonuçları ve diğer testlerin neticelerine göre teşhis edilir. Doktorunuz, tıbbi geçmişinizle ilgili bilgi sahibi olurken size, artrit, hipotiroid, diyabet hastası veya hamile olup olmadığınızı sorabilir (Hamile kadınların %25-30’unda karpal tünel sendromu görülür).

Doktorunuz yakın zamanda bilek, kol, ya da boynunuzdan bir sakatlık yaşayıp yaşamadığınızı da öğrenmek isteyebilir. Günlük aktivitelerinizin yanı sıra, bazen yaptığınız aktiviteler de tıbbi geçmişinizin önemli bir parçasıdır. Fiziksel muayenenizde duygularınızın ve gücünüzün durumuna, boynunuzun görünüşüne, omuz, kol, bilek ve ellerinize bakılır.

Doktorunuz;
  • Eğer sağlık durumunuz semptomlarınızın oluşmasına neden oluyorsa, kan testi,
  • Sinyallerin, median sinire normal bir şekilde ulaşıp ulaşmadığını öğrenebilmek için sinir sistemi testi yapılmasını,

  • Karpal tünelin büyüklüğünü, şeklini ve bazı özel durumlarda, boynunuzun durumunu değerlendirmek için röntgen çekilmesini isteyebilir.
Nasıl Tedavi Edilir?
Ameliyat dışındaki tedavi yöntemleri genellikle bilek ve elde hissedilen baskı ve ağrıyı iyileştirebilir. Karpal tünel sendromunun belirtilerinin hafif olduğu durumlarda, yaptığınız bazı hareketleri değiştirmeniz faydalı olabilir. Eğer uyguladığınız bir faaliyetin, semptomlarınızı kötüleştirdiği fark ederseniz bu aktiviteyi daha az yapmayı tercih edebilirsiniz, böylece hareket tekrarları arasında dinlenmek için zamanınız olur. Düzenli olarak yaptığınız aktiviteleri değiştirmeyi de deneyebilirsiniz.

Ayrıca geceleri bileğinizin düz durmasını sağlayacak bir bandaj kullanabilirsiniz.. Ellerinizi esnetmeniz ve güçlendirmeniz de yararlı olabilir. Eğer evde uyguladığınız tedavi yöntemlerine rağmen semptomlarınız devam ederse bir uzmana başvurabilirsiniz. Doktorunuzun ilaçlı tedavi uygulayabilir ya da karpal tünel sendromuna sebep olan rahatsızlıkları tedavi eder.Ameliyat, karpal tünel sendromunu tedavi etmek için uygulanan bir diğer yöntemdir. Fakat bu yöntem hareket kabiliyetinin kısıtlandığı veya karpal tünel sendromunun, 3 ila 12 ay boyunca denenen tedavilere rağmen geçmediği durumlarda uygulanabilir.
Ameliyat işleminde karpal tünelin üst tabakasını oluşturan ligament kesilerek, tünelin içinde daha fazla yer açılmış olur ve median sinir üstündeki baskı azaltılmış olur. Ameliyat (karpal tünel dekompresyonu), genellikle faydalı olan bir tedavi yöntemidir fakat bazı vakalarda, uyuşukluğu ve ağrıyı tam olarak iyileştirmez. Durumunuz erken teşhis edilirse semptomların düzelmesi ve median sinirde oluşabilecek kalıcı hasarlar önlenmiş olur.

Nasıl Önleyebilirim
Karpal tünel sendromundan korunmak için; sağlıklı bir kiloda olmanız, sigara içmemeniz, güçlenmek ve esnek olmak için egzersiz yapmanız gerekir. Artrit ya da diyabet gibi kronik bir hastalığınız varsa doktorunuzun tavsiyelerine uyarak sağlığınızı kontrol altında tutun. Elinizi kullanarak gerçekleştirdiğiniz sürekli tekrarlayan, stresli faaliyetlerde bulunuyorsanız, zaman zaman mola vererek bileklerinizi düz konumda tutmaya çalışın (Bir bardağı tutarken bilekleriniz düz konumdadır).

Eğer sizde de karpal tünel sendromunun semptomları varsa, parmak, el veya bileklerinizi zorlayan hareketleri yapmayı azaltın veya tamamen bırakın ve yapmanız gereken hareketi sizi zorlamayacak başka bir şekilde yapmaya çalışın.

14 Eylül 2007 Cuma

C Vitamini Kanseri Engelliyor

ABD’nin Baltimore kentindeki Johns Hopkins Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, C vitamini ve diğer antioksidanların “HIF-1” adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engellediği belirlendi.


Karaciğer kanseri gibi hızlı gelişen kanserlerin, çevrelerindeki tüm oksijeni yakarak büyük enerji tükettikleri için yaşamlarını sürdürebilmeleri HIF-1 adı verilen proteine bağlı bulunuyor.

Yaklaşık 10 yıl önce ABD’li araştırmacılar tarafından keşfedilen bu protein, hücrelerde kullanıma hazır oksijeni dengeliyor. Ancak, bu protein serbest kökleri ve çok reaktif bir molekül olmadan faaliyet gösteremiyor. Serbest köklerinse yaşlanmada rol oynadığı sanılıyor.
C vitamini gibi antioksidanlar, bu serbest kökleri imha ediyor ve HIF-1’i nötralize ederek kanserli tümörün gelişimini engelliyor. Kanserolog Profesör Dr Chi Dang ve ekibi, antioksidanların harekete geçirdiği bu mekanizma sayesinde, bunların tedavi edici etkilerinin azami düzeye ulaştırılabileceğini belirtiyorlar. Yaklaşık 30 yıl önce Nobel Tıp Ödülü sahibi Dr. Linus Pinus, ilk kez C vitamininin kanseri önleyici etkisi olabileceği görüşünü ileri sürmüştü.