14 Aralık 2008 Pazar

Sigaradan, 25 Yılda 5 Milyon Türk Vatandaşı Hayatını Kaybedecek

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Temiz Nefes Sigarasız Yaşam Derneği Başkanı Doç. Dr. Celal Karlıkaya, "önümüzdeki 25 yılda 5 milyona yakın Türk vatandaşının sigaradan öleceği ve bunun ülkemiz ekonomisine yaklaşık 1,5 trilyon dolara mal olacağı tahmin edilmektedir" diyor.

Sigaranın kanser, nefes darlığı, kalp, beyin ve damar hastalıkları gibi 20;den fazla öldürücü ve 50'nin üzerinde öldürücü olmayan hastalığın ve sağlık sorununun nedenini teşkil ettiğini savunan Doç. Dr. Karlıkaya, 2005 yılında dünya genelinde 5 milyon, Türkiye'de ise 100 bin kişinin hayatını kaybettiğini, bu sayının 2030 yılına kadar her yıl dünyada 10 milyon, Türkiye'de ise 240 bin kişiye yükseleceğinin tahmin edildiğini ifade etti.

Yukarıdaki açıklamaya bir bakarmısınız lütfen! Yılda çeyrek milyona yakın insanın hayatını yitirmesi bekleniyor. Bu ne kadar büyük bir rakam. Ne kadar korkunç bir sonuç. Sigaranın vermiş olduğu zararlar ve vereceği zararlar hiç tartışmasız çok büyük boyutlara ulaşmış durumda. Ve bunun önlemi alınmassa, korkarım ki bu durum daha da vahim bir hal alıcaktır.

Sigara insan hayatını söndürmeye devam ediyor, maddi manevi zararlar vermeye devam ediyor. Artık kendinize ve yakınlarınıza dur demenin zamanı gelmedi mi sizce? Herşey bukadar açık ve net iken, hepimizin bu soruna el atmamızın vakti gelmemiş midir?

Sigaranın maddi zararları çok ama manevi zararları bundan daha da çok. Kendi ellerimizle kendi hayatımızı sonlandırıyoruz! Var mı bunun daha ötesi? Etrafımızda yaşanan o kadar örnekler görüyoruz ki, bunlardan etkilenmeyip acaba
ciddi sağlık sorunları yaşadıktan sonra veya hayatımızı kaybedeceğimiz an mı vazgeçicez! O zaman herşey için çok geç olmaz mı..

Yeter ki sigarayı bırakmayı karar edinin, inanın gerisi çok kolay ve yaşam sizin için sanki yeniden başlamış gibi olacaktır. Öncelikle yakınlarınızdan bu konuda destek isteyin. Doktor'unuza danışın. Ayrıca sigarayı brakmanız için bir sürü tedavi merkezi vardır, sivil toplum kuruluşları farklı kampanyalar yürüterek sizlere yardımcı olmaya çalışmaktadırlar. Önemli olan, sigarayı gerçekten bırakmak istemek.

12 Aralık 2008 Cuma

MS (Multipl Skleroz) Hastalığı İçin Erken Teşhis Umutları

Manyetik Rezonans Görüntüleme'yle (MR) beyni tarayarak, Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini hastalık ortaya çıkmadan uzun yıllar önce tespit etmenin mümkün olabileceği belirtildi.

ABD'nin Kaliforniya Üniversitesi'nden Dr. Darin Okuda, San Francisco kentinde baş ağrısı, migren gibi çeşitli sağlık sorunları sebebiyle beyin taramaları yapılmış 44 hasta üzerinde çalıştıklarına dikkat çekerek, bu kişilerden üçte birinde 5 yıl içinde MS hastalığının belirtilerinin ortaya çıktığını söyledi. Okuda, 44 hastanın tamamında MS olan kişilerde görülen belirtiler olduğunu, MS'in gelişip gelişmediğini görmek için takip etmeye devam ettikleri bu hastaların yüzde 30'unda ortalama 5,4 yıl içinde MS belirtilerinin geliştiğini ifade etti. Okuda, beyin anormallikleri olan insanlarda MS'e yakalanma riskinin ne olduğunu anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladı. Beyin ve omurilik hastalığı olan MS, beynin görme, konuşma gibi fonksiyonlar üzerindeki denetim yeteneğini bozuyor. Dünyada 2,5 milyon kişinin MS hastalığından etkilendiği bildiriliyor.

5 Aralık 2008 Cuma

İnsanın Biyolojik Saati

Biyolojik saat, insan bedeninde olan birçok olayın ritmini belirler. Bu şema, sabah kalkıp öğlen yemek yiyen ve akşam uyuyan bir insanın günlük döngüsünü gösteriyor.

Günlük beden ritmi, gece ve gündüzle paralellik gösterse de kişisel farklar, ortamın sıcaklığı, egzersiz, stres gibi unsurlar bunu etkileyebilir.

24.00 Gece yarısı. Uykunun ilk evresi başlıyor.

01.00 Beden kendini uykuya programlıyor. Dikkat azaldığından bu saatte çalışanların hata yapma olasılığı, iş ve trafik kazaları artıyor.

02.00 Derin uyku. Melatonin en yüksek düzeyde. Beden soğuğa karşı aşırı duyarlı oluyor. Görme duyusu ve refleksler zayıflıyor. Gece yapılan trafik kazalarının çoğu bu saatte oluyor.

03.00 Melatonin salgılanması azalıyor. Kişide kararsızlık ve melankolik hissetme artıyor. İntihar vakaları bu saatte çok görülüyor.

04.30 Beden sıcaklığının en düşük olduğu saat.

05.00 Erkeklik hormonu çok salgılanıyor. Stres hormonları artmaya başlıyor ve kaybolan enerji geri geliyor.

06.00 Kortizon salgılanması artıyor, beden uyanmaya başlıyor. Metabolizma hareketlenerek günün işleri için enerji ve proteinleri hazırlamaya başlıyor.

06.45 Kan basıncında ani yükselme.

07.00 Beden tüm gücünü daha toplayamadığından spor yapmak önerilmiyor. Sabah erken saatlerde yapılan yorucu sporlar kalbe gereksiz yere yüklenilmesine yol açıyor. Sindirim sistemi çalışmaya başlıyor. Güne iyi hazırlanmak için güzel bir kahvaltı şart.

07.45 Melatonin salgılanması duruyor.

08.00 Nikotinin sağlığa en çok zarar verdiği saat. Sabah içilen sigara damarları her zamankinden çok daraltıyor

08.30 Bağırsak hareketleri başlıyor.

09.00 Bedenin kuvveti artmaya başlıyor.

10.00 Yüksek alarm durumu. Enerjimiz yüksek, verimlik üst düzeyde, beyin yaratıcı ve dinamik.

11.00 Beden artık forma girdi. Beynimiz nızlı çalışıyor, özellikle hesap işleri zorlanmadan yapılıyor.

12.00 Öğle zamanı. Artık karnımız acıkıyor, dikkatimiz azalıyor, midedeki asit miktarı artıyor.

13.00 Beden formdan düşmeye başlıyor, verimlilik azalıyor. Sindirim başladığı için dolaşımdaki kanın büyük bölümü bağırsakların çevresinde.

13.30 Kan basıncı düşüyor, kendimizi bitkin hissediyoruz.

14.30 Çevre koşullarına en yüksek uyum.

15.00 Enerjimiz geri geliyor. Belleğimiz tam formunda. Sabahkinden az olmakla birlikte ikinci verimliliğe yaklaşıyoruz.

15.30 En hızlı tepki dönemi, reflekslerimiz hızlı.

16.00 Kalp-damar sisteminin verimliliği çok yüksek, kas gücü dorukta.

17.00 Organların etkinliği üst düzeyde. Kuvvetimiz artıyor. Spor için en iyi saat.

18.30 Kan basıncı en yüksek seviyeye ulaşıyor.

19.00 Beden sıcaklığının en yüksek olduğu saat.

21.00 Melatonin salgılanması başlıyor.

22.30 Bağırsak hareketleri yavaşlıyor.

23.00 Dinlenme saati. Bedende stres hormonu salgılaması duruyor. Sakinleşip gevşiyoruz. Kan basıncı ve beden sıcaklığı düşüyor.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Sigara İçen Kadınların Ömrü 14,5 Yıl Azalıyor

Amerikan Kadın Hastalıkları ve Doğum Koleji (ACOG)'nin raporuna göre, sigara, kadınların yaşamından 14,5 yıl çalıyor.

Amerika'daki her beş kadından birinin sigara içtiği belirtilen raporda, Amerika'daki yaklaşık 438 bin kadın ve erkeğin, aktif ve pasif sigara içmesinden dolayı erken öldüğü açıklandı. Dr. Sharon Phelan, "Sigara içmek kadınların yaşam sürelerini ortalama 14,5 yıl azaltıyor. Sigaranın kadınlar üzerindeki kanıtlanmış hasar verici etkileri çok kapsamlı." dedi.

Kalp Hastalığında Önemli Gelişme

Bilimadamları farelerde kalp rahatsızlığının ilerlemesini durdurmayı ve hatta bazı negatif etkilerini tersine çevirmeyi başardı. Bu yöntemin yakın gelecekte insanlar üzerinde deneneceği de söyleniyor.

Yapılan çalışma mikroRNA denilen küçük, genetik maddenin kalp hastalığı gelişiminde önemli bir rol oynadığına dair güçlü kanıtlar sunuyor. BBC'nin haberine göre, geliştirilen tedavi yöntemi kalp hücrelerindeki mikro RNA'ları hedefleyerek engelliyor.

Amerikalı bir uzman çalışmanın fare dışındaki hayvanlar üzerinde de denendiğini ve birkaç yıl içerisinde insanlar üzerinde denenebileceğini öne sürdü.

MikroRNA maddesinin kalp dışında başka hastalıkların oluşmasında da çok önemli bir etkisi olduğu önceden açıklanmıştı. Bu maddenin birincil görevi genlerimizin hareketlerini düzenlemek fakat hücre içerisinde pek çok türü olduğu için, bilimadamları hangisinin en önemli rolü oynadığını belirlemeye çalışıyor.

Alman ve Amerikalı araştırmacılar özellikle mikroRNA-21 adlı tür ve bunun "kalp fibroblastı" denilen kalp hücresindeki rolü üzerinde duruyor. Kalp yapısının oluşumuna yardımcı olan bu hücre, kalp hastalığı sırasında kalbin çalışmasını engelleyen ilerleyici özelliğe sahip kabuk bağlamada (skarlaşma) sürecinde de oldukça etkili. Yakın bir zamana kadar bu durumu tersine çevirmenin imkansız olduğu düşünülüyordu. Ancak uzmanlar, zayıflayan bir kalbin hücrelerinde mikroRNA seviyesinin daha yüksek olduğunu ve bunun söz konusu artış sırasında ortaya çıkan doku bozulmasını haber veren kimyasal bir sinyalle bağlantılı olduğunu keşfetti.

Farelerde yapılan deneylerde mikroRNA'yı bloke eden bir kimyasal kullanıldı ve seviye artışının önüne geçilmesinin yanı sıra, hayvanların kalp fonksiyonlarının da geliştiği belirtildi. Elde edilen bulguların kalp ilaçları açısından yeni bir umut taşıdığına inanılıyor.

Bazı Yiyecekler Alzheimer Riskini Tetikliyor

Alzheimer'a yakalanmak istemiyorsanız abur cuburdan uzak durun. İsveçli bilimadamları yağ, şeker ve kolesterol açısından zengin besinler tüketmenin beynin bunamanın erken aşamasıyla ilişkilendirilen kısmını harekete geçirdiğini keşfetti.

Yapılan bu yeni araştırma sağlıklı beslenmenin Alzheimer riskini azaltığına dair sayıları git gide artan kanıtlara bir yenisini daha eklemiş oldu. Herald Sun'da yer alan habere göre, bilimadamları deneyde genetik olarak Alzheimer'a yatkın hale getirilmiş farelerde abur cubur ile beslenmenin etkilerini inceledi. Aylar süren şeker, yağ ve kolesterol açısından zengin bir beslenme sonrasında farelerin beyni incelendi. Testler abur cubur yiyeceklerin Alzheimer hastalarının beyninde karışıklığa yol açan "tau" ismindeki proteinin yapısını değiştirerek beyin hücrelerinin küçülmesine ve ölmesine sebep olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca kolesterolün beyinde anıları kaydetmeye yarayan protein seviyesini düşürdüğü ve altmışlı yaşlarda ortaya çıkan kilo fazlasının da ilerki yaşlarda bunamayı tetiklediği de belirtildi.

Gelecek nesil içerisinde Alzherimer hastalarının sayısının iki katına çıkacağı düşünülüyor dolayısıyla bu riski azaltmaya yarayan herhangi bir metot büyük bir önem taşıyor.

30 Kasım 2008 Pazar

HPV Aşısı, Aşı Programında

İsveç, rahim ağzı kanserine neden olan Human Papilloma Virüse (HPV) karşı geliştirilen aşıyı, devletin karşıladığı aşı programına ekleme kararı aldı.

İsveç Sosyal Sağlık Genel Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Müdürü Anders Tegnell, yaptığı basın açıklamasında, HPV aşısının, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren 5. ve 6. sınıftaki tüm kız çocuklarına vurulacağını açıkladı.

Tegnell, aşının koruyucu olduğunu, ancak aşı olanların diğer rutin kontrolleri de yaptırmaları gerektiğini vurguladı.

HPV aşısının yeni yılda değil bir sonraki yılda aşı programına eklenmesinin nedeninin, mali konular olduğu belirtildi.
HPV aşılarının, belirli bir yaş döneminde yapılması halinde rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğu bildiriliyor.

''Rahim Ağzı Kanseri'' hakkında detaylı bilgiye ve tanıtım videolarına ulaşmak için Tıklayın..

Kanser Önceden Belirlenebilir Mi?

Kanser ortaya çıkmadan önce ipucu veriyor mu? Kanser önceden saptanabilir mi?

Kanser hastalığında psikiyatrik şikayetlere çok sık rastlanıyor. Kişinin çektiği ızdırap ve tedavinin zaman alması moral değerlerini zayıflatıyor ve kişiyi depresif yapabiliyor. Konsülyasyon ve Liyozen Psikiyatrisi konusunda çalışmalar yapan Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. M. Kemal Arıkan, kanser ve psikiyatrik hastalıkların beraber olduğu vakalarda tanı koymada objektif ölçüm yöntemlerinden bahsetti.

İşte Arıkan'ın açıklamaları:

"Psikiometrik incelemeler adı altında geçmektedir. Tabi metastaz ve benzeri durumlar hesaba katılarak diğer biyolojik araştırma yöntemlerinden de yararlanılıyor. Psikiometrik incelemerin önemi büyük. EEG'nin buradaki fonksiyonu çok önemli. EEG yöntemi, öncelikle beyin metastazı olup olmadığını ortaya koyabilen oldukça ucuz ve basit bir yöntemdir. İkinci olarak da paraneoplastik sendrom adı verilen henüz kanser ortaya çıkmadan beliren bir tablo var. O tablo bir çeşit limbik ensefalite benzer. EEG bulgusu ile saptanabildiğine dair ipuçları var. EEG vasıtasıyla belirli kemoterapötiklerin psikiyatrik bir sendroma yol açıp açmayacağını önceden kestirmenin mümkün olabileceğini düşünüyorum. Söz konusu kemoterapötiklerin başında örneğin malign melanoma için hemen tek seçenek olan alfa interferon gelmektedir.

Diş Hekimi Korkusuna Son

Miniklerin en büyük korkularından dişçi koltuğu ve ideal hekim. Artık bu korku tarihe karışacak.

Uzman diş hekimleri tedaviye uyum göstermeyen, aşırı endişeli çocuklara temel yönetim teknikleri uygulayarak müdahale edebiliyor. Fakat psikolojik yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlar da yaşanabiliyor.

BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği uzman doktorlarından Gözde Işıksal, aşırı endişe ve korkunun olduğu vakalarda, ağrı ve acının hissedilmeyeceği, anestezi olmadan, sedatif ilaçların kullanıldığı, Sedasyon yöntemine başvurulabildiğini ve bu yöntemin genel anestezi uzmanları ile sağlıklı bir klinik ortamında gerçekleştirildiği takdirde başarılı ve sağlıklı bir yöntem olduğunu belirtiyor…

Sedasyon Nedir?

Psikolojik telkinlerin de yetersiz kaldığı, aşırı endişeli vakalarda uygulanabilen, farklı yöntemler kullanılarak hastanın santral sinir sisteminin baskılanması sonucu çevre ile ilişkisinin ve bilincinin azaltılması yöntemine 'sedasyon' deniyor.

Çocuklarda Sedasyon

Çocuğun diş tedavileri sırasında daha uyumlu ve rahat olmasını sağlayan bir teknik olan 'SEDASYON', doğru klinik ve uzman eller tarafından uygulandığında oldukça güvenilir bir yöntem! Dr. Dt. Gözde Işıksal, yöntemin tüm çocuklarda uygulanabildiğini, BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği'nde diş tedavilerinden korkanların yanı sıra bir seansta birden fazla işlem gerektiren vakalarda yada özürlü çocukların tedavisinde de tercih edildiğini belirtiyor.

Sedasyon Nasıl Uygulanıyor?

BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği, uzman hekimleri tarafından uygulanan bu yöntem oldukça basit ve pratik olma özelliğine sahip. Genel anestezi uzmanı, işlemi çocuğa telkinler vererek, bazı ilaçların kullanıldığı uyutma yöntemi ile bir ameliyathanede değil klinikte rahatlıkla gerçekleştirebiliyor.

İnternet, Hastalık Hastası Yapıyor

Karşılaştığı herhangi bir sağlık sorunu karşısında hemen internete başvuranlar çoğu kez kendilerini "hastalık hastası" yapacak bir sürece giriyor.

Washington'da Microsoft Araştırma Grubu'ndan 2 araştırmacının yaptığı geniş kapsamlı çalışmada, kişilerin ziyaret ettiği siteler incelendi ve çalışmanın bir parçası olarak 515 bireyin sağlıkla ilgili araştırmaları tetkik edildi. Dr. Ryen White ve Dr. Eric Horvitz, web araştırma cihazlarının sağlıkla ilgili kaygıları yükselttiğini belirledi. Web araştırma uzmanı White ve Yapay Zeka Geliştirme Derneği'nin Başkanı Horvitz, sayısız bilgi kaynağıyla internetin, özellikle bir teşhis arandığında, tıp konusunda bilgisi az olan ya da hiç bu bilgiye sahip olmayan kişilerde endişeyi artırabileceğini gösterdi. "Hastalık hastalarının" sıradan ve zararsız belirtileri ciddi bir hastalığın işaretleri olarak yorumlayabileceğine dikkati çeken White ve Horvitz, başı ağrıyan bir "hastalık hastasının" internette araştırma yaptıktan sonra beyninde tümör olduğu sonucuna varabileceği ya da göğsünde ağrı hisseden bir başkasının kalp krizi geçirdiğini sanabileceği örneğini verdi. Bu tür çıkarımların endişenin yanı sıra vakit kaybına ve gereksiz sağlık harcamalarına neden olabileceği de vurgulandı.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Türk Doktordan Tıpta Çığır Açacak Buluş

Çalışmalarını ABD'deki Yale Üniversitesinde sürdüren Prof. Dr. Murat Günel tarafından yapılan araştırmayla, beyin kanamalarına yol açan anevrizmaya neden olan 3 gen bulundu.

Araştırma sayesinde, anevrizma oluşma riski yüksek hastalar basit bir kan testiyle tespit edilerek, beyin kanamaları önlenebilecek.

Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları (Nörovasküler) Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof Dr. Murat Günel'in, aynı üniversiteden Dr. Richard Lifton ve Türk doktorlar Kaya Bilgüvar, Yaşar Bayrı ve Zülfikar Arlıer ile birlikte yürüttüğü 15 yıllık araştırmanın sonuçları, dünyanın en büyük tıp dergilerinden biri olan Nature Genetics'te yayınlandı.

Araştırmada, Hollanda'nın yanı sıra, dünyada anevrizmaya bağlı beyin kanamalarının en çok görüldüğü Finlandiya ve Japonya'dan toplanan 10 binin üzerinde kan örneğinden elde edilen genetik materyal (DNA) kullanıldı. Bunların yaklaşık 2 bin 200'ü anevrizma hastalarından, 8 bini de sağlıklı, anevrizması olmayan insanlardan toplandı.

Araştırmada ilk olarak, Avrupalı hastaların kanlarındaki (DNA) 300 bin değişik bölgeye bakıldı. Sonuçta, 3 bölgedeki değişikliklerin anevrizma riskini tüm dünya toplumlarında artırdığı belirlendi.

Araştırma sayesinde, basit bir kan testiyle beyin kanaması olmadan anevrizma oluşma riski yüksek hastaların tespit edilebileceği bildirildi.

Bu kişiler belirlenince, MR Anjiyo ve KT Anjiyo gibi radyolojik tetkiklerle takip edilebilecek. Oluşumu belirlenebildiği takdirde de anevrizma, patlamadan önce cerrahi veya damar içi yöntemler kullanılarak tedavi edilebilecek.

Anevrizma Ouşmasının Nedenleri

Günel, bu araştırma sayesinde ortaya çıkarılan 3 genin tespitiyle, söz konusu hastalığın oluşum nedenlerinin de anlaşılmaya başlandığını bildirdi.

Araştırmayla, hiç beklenmedik bir şekilde, her 3 genin de damarlardaki bozukluğu tamir eden kök hücreleri etkilediğinin belirlendiğini anlatan Günel, ''Bu genlerdeki bozukluklar, beyin damarlarının sertleşerek erken yaşlarda bile yaşlanmalarına yol açıyor. Bu erken yaşlanmaya bağlı olarak da anevrizmalar ortaya çıkıyor ve zamanla patlayarak beyin kanamalarına ve felçlere sebep oluyor'' şeklinde konuştu.

Günel, uzun vadedeki hedefinin, bu sonuçlara bağlı olarak yeni tedaviler geliştirerek, anevrizmaları kanamadan teşhis edip yeni yöntemler kullanarak hastaları iyileştirmek olduğunu söyledi.

Türkiye'de Anevrizma Hastalığı

Günel'in verdiği bilgiye göre, anevrizmaların toplumda görülme riski yaşla artıyor.

ABD'de yapılan araştırmalara göre, hastalık 60 yaşında toplumun yüzde 5 gibi büyük bir kısmını etkileyebiliyor.

Türkiye gibi sigaranın çok içildiği ve yüksek tansiyonun sık görüldüğü toplumlarda, bu oran yüzde 5'in üzerine bile çıkabiliyor. Ancak, Türkiye'de bu konuda yapılan bir araştırma olmadığı için, tam bir sayı verilemiyor.

Sadece Türkler'de etkin genlerin varlığının mümkün olduğunu, ancak, Türkiye'de böyle bir araştırma yapılmadığı için bunun var olup olmadığının henüz bilinmediğine dikkati çeken Murat Günel, ''Bu yüzden böyle bir araştırmanın Türkiye'de de yapılarak, Türkler'e özgü bu genlerin saptanması halinde, gereken önlemlerin alınması çok önemli'' diye konuştu.

16 Eylül 2008 Salı

Kadınlar Erkeklerden Daha Çok Kabus Görüyor

İngiltere’de yapılan bir araştırma, kadınların erkeklerden daha çok kabus ve duygusal rüyalar gördüğünü ortaya koydu.

170 gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, yakın zamanda gördükleri rüyaları anlatmaları istenen deneklerden erkeklerin yüzde 19’u, kadınların ise yüzde 30’u kabus gördüğünü söyledi.

Başka bir araştırma da, erkeklerin kadınlara nazaran daha rahat bir uyku çektiklerini gösterdi.

Kadınlardaki bu olumsuzluklara tek neden olarak, adet dönemlerinde vücut ısısındaki değişiklik gösterildi.

Edinburgh Uyku Merkezi Müdürü doktor Chris İdzikowski ise araştırmanın sonuçlarına şaşırmadığını belirterek, bu araştırmadan kadınların daha fazla kabus gördükleri mi yoksa bu kabusları daha iyi hatırladıkları mı sonucunun çıkarılması gerektiğine dikkat çekti.

8 Eylül 2008 Pazartesi

Ramazan'da Sağlıklı Beslenin

Yaklaşık 14 saat dinlenmeye çekilen mideye aniden yüklenmek, sindirim sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle orucu hafif yiyeceklerle açmaya özen gösterin. Ramazanda 2 öğün yiyorum diye 2 kişilik yemek yemeyin. İftar ve sahur arasında 10 bardak su için.

Ramazanda Tafsiye Edilen Menü:

İftar:
1 Adet hurma ve 1 adet zeytin
1 Bardak su
1 Kase çorba
1 Kase salata (5 dakikada tüketin) (10 dakika ara vermek daha rahat bir akşam geçirmenize katkı sağlayacaktır.)

Akşam:
3-5 köfte kadar (90-150 g) tavuk, balık, et, peynir (kurubaklagil veya sebze yemeğiyle birlikte olabilir)
10-12 yemek kaşığı sebze yemeği
1-3 Dilim çavdar ekmeği
2-4 Yemek kaşığı pilav(bulgur) veya makarna(kepekli)
1 Su bardağı süt veya yoğurt
Karışık sebze salatası (1 çay kaşığı zeytinyağı )
1-2 porsiyon meyve (meyve suyu olarak tüketilebilir)
½ porsiyon tatlı (sütlü tatlılar tercih edilmelidir)

Ara:
2 Porsiyon meyve (2 adet meyveden elde edilmiş taze sıkılmış meyve suyu)
1 Su bardağı süt veya yoğurt

Sahur
1 Bardak süt veya yoğurt
5 Adet zeytin veya 2 adet ceviz içi veya 6-7 adet badem/fındık/fıstık
2-3 kibrit kutusu kadar (60-90 g) beyaz peynir veya 40-60 gram kaşar peynir
(1 adet haşlanmış yumurta + 1-2 kibrit kutusu kadar (30-60 gr) beyaz peynir)
3-4 Dilim çavdar ekmeği
Biber domates salatalık
1-2 Porsiyon meyve (2 adet meyveden elde edilmiş taze sıkılmış meyve suyu)

Dikkat edilmesi gerekenler!
* Yaklaşık 14 saat dinlenmeye çekilen mideye aniden yüklenmek, sindirim sorunlarına neden olabilir. Orucu hafif yiyeceklerle açın.
* Ramazan ayı süresince yapılan başlıca beslenme hatalarından biri de az meyve yemektir. Günde en az 4-5 porsiyon meyve tüketin.
* Mutlaka sahura kalkın. Bu şekilde hem aç kaldığınız süreyi azaltır hem de metabolizmanızın yavaşlamasını önlemiş olursunuz.
* Oruç tutarken vücut uzun süre susuz kalacağı için, iftar ve sahur arasında bol su içmeye özen gösterin. (En az 10 su bardağı)

10 Haziran 2008 Salı

Panik Atağın 13 Belirtisi, 9 Özelliği

Her geçen gün daha çok insanı pençesine alarak gündemden düşmeyen bir hastalık olan panik atak aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan bir özelliğe sahiptir. İşte Panik Atak hastalığının 13 belirtisi:

Toplum genelinde insanların yüzde kaçı hayatından memnun ve mutlu konulu bir araştırma yapılsa sonuç çok iç açıcı olmaz herhalde…

Hayatın zorlukları yaşanan olumsuzluklar insanları bazen savunmasız ve güçsüz bırakabiliyor. Bu dönemi zaman zaman hepimiz yaşamışızdır, yaşamaya da devam ediyoruz. Böylesi durumlarda insanlar depresyon geçirebiliyor ya da farklı psikolojik hastalıklara yakalanabiliyorlar. Ne yazık ki birçok insanın hayatını zorlaştıran ve son günlerde sıkça duymaya başladığımız panikatak da bu hastalıklardan biri…

Panik Atak nedir?

Panik atak, başta panik bozukluk olmak üzere birçok psikiyatrik bozuklukta ve bazı fiziksel hastalıklarda görülen yoğun korku, kaygı, yoğun endişe karışımı bir nöbettir. Panik atak aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan bir özelliğe sahiptir.

Panik atağın belirtileri nelerdir?

1- Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

2- Terleme

3- Titreme yada sarsılma

4- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

5- Soluğun kesilmesi

6- Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

7- Bulantı ya da karın ağrısı

8- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

9- Derealizasyon (gerçek dışılık duygular) ya da deparsonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu

11- Ölüm korkusu

12- Paresteziler (uyuşma ya da karıncalaşma duyumları)

13- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Panik atak ile ilgili bilinmesi gereken gerçekler nelerdir?

Panik bozukluğu bir kalp rahatsızlığı değildir.

1- Panik bozukluğu ölüme yol açan bir hastalık değildir.

2- Panik bozukluğu bir akıl hastalığı değildir.

3- Panik atağı sırasında insanların öldüklerine, delirdiklerine ya da kontrol dışı davranışlarda bulunduklarına ilişkin hiçbir tıbbi bilgi yoktur.

4- Panik atak insanı hem duygusal yönde hem de bedensel anlamda aşırı derecede zorlayan bir yaşantıdır fakat bunu yaşayan bilir ve dışarıdan anlaşılmaz.

5- Panik atak sırsında yaşanan nefes alma sorununu aşmak için yapılan en büyük hata hızlı nefes alıp vermektir. Oysa o daha yorucudur, yapılması gereken derin ve sakin nefes almaktır.

6- Atak geçireceğim diye dışarı çıkmaktan, kalabalık yerlere gitmekten korkmayınız. Bu konudaki temel davranışınız hastalıktan önce neleri yapabilmekteyseniz onları yapmayı sürdürmek olacaktır.

7- İlaç tedavisi panik atakları azaltmak için etkilidir ama sadece ilaç yeterli değildir. Bunun yanında eğer psikoterapi alırsanız sorunla başa çıkmayı öğrenmiş olursunuz.

8- Tedavi içerisinde bile atakları yaşamaya devam edebilirsiniz, ama nasıl engelleyebileceğinizi öğrenmiş olduğunuzdan daha hafif atlatacaksınızdır.

9- Atak başladığında belirtilerin en yoğun yaşandığı süre 10 dakikadır. Sağlık kuruluşlarına gitmeye çalışsanız bile vardığınızda geçmiş olacaktır. Unutmayın fizyolojik değil psikolojik bir rahatsızlıktır.


Panik atak hastalığının tedavisi mümkün müdür?

Panik atak tedavisi mümkün bir hastalıktır. Hastaya önce hastalığı nasıl kontrol edebileceği öğretilmektedir. Bunu başarabilen hasta ilerleyen zamanlarda panik atağı tamamen hayatından çıkarabilmektedir.

Panik atak tedavisindeki en büyük sorun hastanın fiziksel bir rahatsızlığı olduğuna inanması ve bu nedenle psikolojik desteği geç aramasıdır. Yapılan araştırmalar, panik atak tanısı konulan hastaların yüzde yetmişinin hastalığın ne olduğunu bulmak için en az 10 doktora gittiğini göstermektedir. Birçok defa tam sağlık denetimi ve gerksiz birçok ilaç kullanmış olan hasta doğru yere geldiğinde panik atak teşhisi koymak ise kolay olmaktadır.

Sadece psikiyatrsitler tarafından tedavi ve dönem dönem ilaç kıullanılmasınıda gerektiren tedavi aşamasında hastanın doktoruna güvenmesi çok önemlidir. Güven duyulan ve rahat hissedilen bir uzmana gidilmesi tedavi sürecini hızlandırabilmektedir.

Tedavi sırasında nefes ve rahatlama egzersizleri, atağın üstüne gitme teknikleri ve kas gerginliğini yok etmeye yönelik alıştırmalar hastaya öğretilmekte ve uygulanmaktadır.

26 Mart 2008 Çarşamba

Klon Kök Hücre İle Parkinson Hastalığı Tedavi Edildi

Klonlanmış gelişme aşamasındaki (embriyonik) kök hücreleri kullanan araştırmacılar, denek farelerde parkinson hastalığını tedavi ettiler.

Araştırmacılar, klonlama teknolojisiyle embriyonik kök hücre yapmanın ve bunları her vakaya özel tedavi için kullanmanın mümkün olduğunu kanıtlamaya çalıştığı sırada, bir fareden klonlanmış kök hücrelerinin o farenin vücuduna, başka bir farenin kök hücrelerinden daha az rahatsızlık verdiğini keşfettiler.

New York’taki Memorial Sloan-Kettering Enstitüsünden Viviane Tabar, “Bu, zaten başından beri tahmin ettiğimiz bir şeyi, genetik olarak birbirine uyan hücrelerin daha iyi işe yaradığını ortaya koydu” dedi.

Tabar ve ekibi, ilk önce bir farede beyin hücrelerini öldürmek için kimyasallar kullanarak parkinson benzeri bir hastalık ortaya çıkardı. Aynı farenin kuyruğundan sıradan hücreler alan ekip, hücrelerin çekirdeğini boşaltılmış fare yumurtası hücrelerinin içine aktardı ve klonlama işlemi yaptı. Bu sürece fiziksel hücre nükleer transferi ya da “tedavi edici klonlama” deniyor.

Birkaç gün sonra klonlanmış embriyolar kök hücrelerinden alındı ve bunlar laboratuvarda büyütüldükten sonra parkinson hastalığında kaybolan harekete geçirici (dopaminerjik) beyin hücreleri haline getirildi. Bu hücreler hasta farenin beynine konuldu ve fare iyileşti.

Tabar, bu yöntemin daha önce hiç kimse tarafından denenmediğini söyledi.

25 Mart 2008 Salı

Detox Rejimiyle Sağlığınıza Kavuşun

Hissettiğiniz rehavet ve yorgunluğun nedeninin organizmada biriken ve onun sağlıklı çalışmasını bir anlamda engelleyen toksinlerden kaynaklanabileceğini hiç düşündünüz mü?

Organizmamız her gün sağlıksız beslenmenin neden olduğu toksinlerle savaşıyor. Toksinlerin atılması anlamına gelen ‘detox’ rejiminin amacı, metabolizmayı hızlandırarak kilo verilmesini sağlamak. ‘Detox’ rejiminin önerdiği gibi meyva, sebze, tahıl ürünlerini daha fazla tüketerek vücudunuzu toksinlerden arındırmaya çalışan böbrek ve karaciğerinize yardım edebilir, hatta bir an önce bu toksinlerden büyük ölçüde kurtulabilirsiniz.

‘DETOX’ Rejiminin Sağlıklı Alışkanlıkları
‘Detox’ rejimi, belirli bir menü değil sadece sağlığınız için en uygun olanı ortaya koyarak 10 gün boyunca vücudunuzu toksinlerden uzak tutmanızı sağlayan bir yol göstericidir.

‘Fast-food’ u kesin.
Bu ürünlerde bulunan tat aromaları ve koruyucuları karaciğeri yorar. Tabii sevdiğiniz bu ürünleri yiyemiyorsunuz diye lezzetten ödün vermek zorunda değilsiniz. Kendinize çamfıstığı parçaları ya da kavrulmuş susam ekleyerek enfes ve bir o kadar da sağlıklı bir salata hazırlayabilirsiniz. Üzerine yoğurt sosu (3 çorba kaşığı yoğurt, 1 çorba kaşığı limon veye greyfrut suyu, 1/2 çorba kaşığı zeytinyağı, tuz ve karabiber) veya biraz zeytinyağı ya da elma sirkesi gezdirerek salatanıza değişik tatlar verebilirsiniz. Toksinleri arındırıcı özelliği en fazla olan sarmısak, soğan ve dereotu, maydanoz gibi otları yemeklerinizde mümkün olduğunca sık kullanın.

Öğün arasında acıktığınızda bir elma, havuç veya birkaç çilek yiyin ya da kendinize bir meyva/sebze kokteyli hazırlayın.

Kahve ve sigarayı mümkün olduğunca azaltın.
Eğer kahveden vazgeçemiyorsanız miktarını günde sadece bir fincanla sınırlayın ya da kahve yerine anti-oksidan bakımından zengin yeşil çayı tercih edin. Aynı şekilde bir kadeh içki yerine bir bardak meyve kokteylini deneyin.


Yemeklerinizi buharda, mikrodalgada, fırında yağlı kağıda sararak düşük ısıda pişirin.

Yavaş ve en son hazmedilen moleküller yağlardır. Bu nedenle sindirimde çok fazla kalırlar ve emilimleri organizmaya fazla kalori sağlamaz. Mesela bir porsiyon pilavla bir porsiyon pırasa böreği temelde aynı kaloriye sahiptir. Ama pırasa böreği daha yağlı olmasına rağmen daha az doyurucudur. Nişastalı besinleri, sadece sindirimleri kolay olduğu için değil organizmaya yağlı besinlerden iki ve hatta üç kere daha fazla enerji sağladıkları için tercih etmelisiniz. Yine de vücudun her gün alması gereken belli bir yağ oranı vardır, bu yüzden yemeklerinizi hafif yağlı yapabilirsiniz. Somon ve ton balığı vücudunuz için gerekli yağ asitleri bakımından zengin besinlerdir.

Organizanın Enerji İhtiyacı
Organizma, ihtiyaç duyduğu günlük enerjinin yüzde 50’sini yağlardan, yüzde 35’ini karbonhidratlardan (şekerli-nişastalı yiyecekler), yüzde 15’ini proteinlerden (et ve özellikle balık) alır. Aslında bu oranlar için ideal ölçü, enerjinin yüzde 55’inin karbonhidratlardan, yüzde 30’unun yağlardan sağlanmasıdır. Meyva ve meyvalı yoğurt ya da dondurma yiyerek bu karbonhidrat ihtiyacını karşılayabilirsiniz. Yağlar ise kızartmalar, hazır yemekler, şarküteri ürünleri ve soslarda bol miktarda bulunur.

Kompleks şeker bileşikler
Artık maddelerin bağırsakta ilerlemesini sağlayarak sindirimi devam ettirirler ve bu bileşikler yeşil ve çiğ sebzelerde daha fazla oranda bulunur. Sindirim sisteminin sağlıklı çalışması için bu besinleri daha çok tüketmelisiniz.

Günde en az 1,5 litre su için
Suyu özellikle öğün aralarında içmeye gayret edin. Su toksinleri vücudunuzdan atmak için en etkili silahınızdır. Ne kadar az su içerseniz, toksinler vücudunuzda o kadar çok birikir.

Stres organizmanın en büyük düşmanıdır
Beslenme alışkanlığımızı değiştirir, ama en önemlisi metabolizmanın dengesini bozar. Magnezyum seviyesini azaltır, serbest radikalleri çoğaltarak oksidatif strese neden olur.

Küçük kaçamaklar yapın
Solunum rahatsızlığınız ya da yüksek tansiyonunuz yoksa saunada terlemek sizin için harika bir değişiklik olacaktır. Terlemek, hem toksinleri atar hem de metabolizmanızı hızlandırır. En güzel kıyafetlerinizi giyin ve makyaj yapın. Ormanda yürüyüşe çıkın.

Hareket edin
Kalori yakmak için egzersiz yapmak gerektiğini herkes bilir. Aynı zamanda egzersiz, vücudun bütün organlarının daha düzenli çalışmasına ve sakinleşmeye yardımcı olur. Bunun için haftada 2 gün 1 saatinizi veya 3 gün 45 dakikanızı ayırmanız yeterli. Spor yapmaktan hoşlanmıyorsanız günde yarım saat yürüyün, bisikletle gezin ya da ip atlayın. Önemli olan kendiniz için vakit ayırmaktır.

22 Mart 2008 Cumartesi

Mutlu Evlilik Tansiyona İyi Geliyor

ABD’de yapılan yeni bir araştırmada, mutlu evliliğin tansiyona iyi geldiği, stresli bir evliliğin ise bekarlıktan kötü olabileceği belirlendi. Daha önceki araştırmalarda ise evli insanların her halükarda bekarlardan daha sağlıklı olduğu saptanmıştı.

204 evli ve 99 bekar gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, deneklere 24 saat üzerlerinde taşıdıkları, düzenli tansiyon ölçümü yapan cihazlar takıldı. Evli gönüllülere ayrıca evlilikleri hakkında bilgi almak için anket doldurtuldu.

Araştırma sonucunda, evliliklerinden tatminkar olanların tansiyon değerlerinin ortalaması daha düşük çıktı. Mutsuz evlilerin tansiyon değerleri ise bekar deneklere oranla yüksek çıktı.

Araştırmanın, tansiyon söz konusu olduğunda, evli olup olmamaktan ziyade evliliğin niteliğinin önemli olduğunu gösterdiği belirtildi.

Brigham Young üniversitesi öğretim görevlisi Julianne Holt-Lunstad, “Annals of Behavioral Medicine” dergisinde yayınlanan araştırmada, iyi ve kötü evlilikle bekarlığın uzun dönemde sağlık üzerindeki etkisini saptamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

20 Mart 2008 Perşembe

Sigaradan 'Damla Damla' Uzaklaşın

Sigara bırakma konusunda destek arayışı olan insanlar yeni bir ürün ile tanışacaklar.

Yüzde yüz doğal içeriğiyle tanınan NicoBloc son 10 yıldır Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika'da kullanılıyor. Vücuda herhangi bir yabancı madde alınmadan, sigara filtresine damlatılarak kullanılan ürün, nikotin ve katran oranını azaltarak sigara bağımlılığını engellemeye çalışıyor. Sigara bağımlılığından kurtulmak için şimdiye kadar kullanılan ürünler; bant (patch), oral kullanılan ilaçlar veya aşı formunda iken; NicoBloc kullanım açısından da bir ilk olma özelliği taşıyor. Sigaranın filtresine damlatılarak kullanılan ürün ortalama 6 haftada sigarayı bıraktırmaya destek oluyor. Yapılan araştırmalar NicoBloc tarzındaki destek ürünlerin sigarayı bırakmaya karar veren kişilerin üzerinde % 50 oranında başarı sağladığı yönünde. NicoBloc tüm eczanelerde satışa sunuldu.

Bu Yiyecekler Acıktırıyor!

Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz?

Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı verilir. Her besinin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızı farklıdır. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratırlar. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksektir. Faydalarına rağmen bu besinler dikkatli alınmalıdır.

Patates:
Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.

Havuç:
Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.

Bezelye:
Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.

Mısır:
Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.

10 Mart 2008 Pazartesi

Akciğer Yaşını Öğren, Sigarayı Bırak

Sigara tiryakilerine akciğerlerinin kaç yaşında olduğunu söylemek, sigarayı bırakmalarını kolaylaştırıyor.

Tiryakilerin ciğerlerinin sağlıklı bir insanınkiyle karşılaştırılması sonucu saptanan “akciğer yaşı”, tiryakilerin sigaranın sağlığa ne kadar zararlı olduğunu anlamalarına yardım ediyordu.

British Medical Journal’da yayınlanan yeni araştırmada ise bu bilginin tiryakilerin sigarayı bırakmalarında da etkili olduğu görüldü.

Araştırmayı yapan Gary Parkes, “Tiryakilere akciğer yaşlarını söylemek sigarayı bırakma ihtimallerini önemli ölçüde artırıyor” dedi.

Uzun zamandır sigara içen 35 yaşın üzerindeki 561 kişi üzerinde yapılan araştırma, deneklerin ciğerlerinden çıkardıkları havanın hacmi ve oranının ölçülmesiyle başladı.

Bir gruba, test sonuçları hakkında hiçbir bilgi verilmezken, diğer gruba akciğerlerinin yaşı bildirildi ve sigaranın ciğeri nasıl yaşlandırdığını gösteren resimler gösterilerek, sigara bırakılırsa tahribatın azalacağı söylendi. Bu arada her iki grup da mütemadiyen sigarayı bırakmaya teşvik edildi.

Bir yıl sonra, akciğerlerinin yaşı söylenenlerin yüzde 13’ü sigarayı bırakırken, diğer gruptan sadece yüzde 6’sının bırakmış olduğu görüldü.

İnsanlara bu tür bilgiler vermenin, sigarayı bırakmalarına yardım etmede ucuz ve kolay bir yöntem olduğuna dikkat çekildi.

6 Mart 2008 Perşembe

Bill Gates’ten Sağlık Projesine 100 Milyon Dolar

Dünyanın en zengin adamı Bill Gates, sağlık alanında araştırma projelerine destek vermek amacıyla 100 milyon dolar ayırdı.

Gates Vakfı’nca bu gece yapılan açıklamada, bilim adamlarının büyük sağlık sorunlarının çözümü konusunda orijinal fikirler öne sürmeye teşvik edileceği belirtildi ve vakfa sunulacak önemli araştırma projelerine destek sağlanacağı kaydedildi. Vakıf, projeleri 31 Mart’tan sonra kabul etmeye başlayacak.

Başlangıçta projelerin her birine 100 bin dolarlık destek verilecek. Umut vaat eden parlak projelere ise 1 milyon dolara kadar, hatta daha fazla finansman sağlanabilecek.

Projeler Mayıs sonuna kadar vakfa sunulacak, vakıf, Mayıs’tan sonra üç ay içinde projeleri değerlendirip kayda değer bulduklarına destek verecek.

Uzun Yaşamın Sırrı Kısa Boy

100 yaşına kadar yaşamanın sırrı ne? Bilime göre, kısa boylu olmak bir avantaj olabilir.

New York’ta Albert Einstein Tıp Fakültesi’nde yaşlılık üzerine araştırmalar yapılan enstitünün uzmanları, yaşlanmayı yavaşlatan bir gen belirlediklerini açıkladılar.

Araştırma, 100 yaşın üzerinde yaşayanların kendilerinden uzun boylu olanlardan daha az büyüme hormonu salgılayan bir gene sahip olduklarını gösteriyor.

Dünyanın kayıtlara geçen en yaşlı insanı olan Fransız Jeanne Calment, 1997 yılında öldüğünde, 122 yaşında ve 1 metre 48 santimetre boyundaydı.

Obeziteye Neden Olan Protein Keşfedildi

İsveç Karolinska Enstitüsü’nden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, TRAP (tartarata dirençli asit fosfataz) adı verilen protein yeni yağ hücrelerinin oluşumunu tetikliyor ve kilo alımını hızlandırarak, obeziteye neden olabiliyor.

Yaklaşık 4 yıl boyunca aşırı kilolu 14 kadını inceleyen araştırmacılar, aşırı kilolu kişilerde bu proteinin çok yüksek seviyede olduğunu gördü.

Araştırmada ayrıca bu proteinin bazı kanser türlerinin yanı sıra kaşeksi (aşırı kilo kaybı, deri altı yağ dokusundaki azalma, kas kütlesinde azalma ve iç organlarda küçülme, derideki değişiklikler, saç dökülmesi gibi belirtileri olan vücudun gerilemesi durumu) tedavisinde de umut olabileceği ortaya çıktı.

1 Mart 2008 Cumartesi

Elmayı Kabuğuyla Yemek, Kanseri Önleyebilir

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını ifade etti.

Prof. Dr. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı.

Gökbel, ABD’nin saygın üniversitelerinden Cornell Üniversitesi araştırmacılarının, elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğünü tespit ettiğini vurguladı.

Özellikle karaciğer kanseri, kalın bağırsak kanseri ve göğüs kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olan elmanın bu özelliğinin, elma kabuğundan izole edilen “triterpenoids” adı verilen maddeden dolayı olabileceğinin bilimsel çalışmalarda ortaya konulduğunu anlatan Gökbel, “Daha önce yapılan çalışmalarda elmanın, farelerde meme tümörüne karşı etkili olduğu ortaya çıkmıştı. Bu son çalışma, etkili bir kanser ilacı üretmeye yönelik bir adım sayılabilir” dedi.

Gökbel, ülkemizde her yıl 150 bin kişinin kanser hastalığına yakalandığını, kanserli hastaların tedavisinin sağlık harcamaları içinde büyük bir yer tuttuğunu belirtti.

Kanser vakalarının artmasındaki ana sebeplerden birinin sağlıksız beslenme olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökbel, şunları kaydetti:
“Özellikle meyve ve sebze tüketme alışkanlığının yeterli olmamasının da kanser vakalarının artışında bir etken olduğu söylenebilir. Akdeniz tipi beslenme, pek çok bilim adamına göre en sağlıklı beslenme tarzlarından biridir. Akdeniz tipi diyetin en önemli özelliği, sebze ve meyve yönünden zengin olmasıdır. Kanserden korunmak için Akdeniz tipi beslenmenin ana ögesi olan sebze ve meyvenin bol miktarda tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir.”

Gökbel, ayrıca okullarda meyve, salata ve süt gibi gıdaların öğrenciler tarafından bol miktarda tüketilmesini sağlayacak çalışmalar yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.

25 Şubat 2008 Pazartesi

Hafıza İçin Gündüz 6 Dakika Uyuyun

Alman bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, çok kısa şekerlemeler bile hafızanın tazelenmesinde büyük fayda sağlıyor. Hafızanın sadece 6 dakikalık uykuyla yenilendiği teorisi, bilim dünyasında bir ilk kabul ediliyor.

Geçmişte yapılan birçok çalışma, hafızanın tazelenmesinde uyku düzeninin önemli rol oynadığını kanıtlamıştı. Düsseldorf Üniversitesi’nden bilim adamları da çok kısa süreli uykuların hafıza üzerindeki etkilerini ölçen bir araştırma yaptı.

New Scientist dergisinde yayımlanan araştırmada, öğrencilere ezberlemeleri için bir grup sözcük verildi. Daha sonra öğrenciler iki gruba ayrıldı ve kendilerine bir saat boş zaman tanındı. Bu süre içinde bir grubun yaklaşık altı dakika uyumasına izin verilirken, bir grup uyanık tutuldu. Bir saatlik süre sonunda yapılan hafıza testinde, şekerleme yapan grup çok daha iyi performans gösterdi.

Derin Uykuda Tazeleniyor
Bazı teorilere göre hafıza derin uyku halinde tazeleniyor. Bu derin uykuya da, uykuya dalınmasından en az 20 dakika sonra geçiliyor.

Ancak araştırmayı yürüten ekibin başkanı Doktor Olaf Lahl, hafızanın tazelenmesi sürecini uykuya dalma anının tetikliyor olabileceğini kaydetti. Lahl, “Bildiğimiz kadarıyla bu, çok kısa uykuların hafızayı etkin bir şekilde güçlendirdiğini gösteren ilk çalışma” dedi.

Hafızayı Kameraya Alacaklar
İngiltere’deki Loughborough Üniversitesi’nden Profesör Jim Horne ise araştırmayı ilginç bulmakla birlikte, sonuçlarına temkinli yaklaşmak gerektiği görüşünde. Horne “Hafızanın sadece altı dakikada yenilendiği buluşu ilginç. Ancak hafızanın yenilenmesinin uykuya dalınmasından çok daha sonra başladığı yönünde çok fazla kanıt var” dedi.

21 Şubat 2008 Perşembe

Serviks Kanseri Tedavisinde Son Çalışmalar

Dünyada her 2 dakikada 1, yılda ise 270 bin kadının ölümüne neden olan rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci ölüm nedeni. Hastalığın aşısı 5 yıl koruma sağlıyor. Bilim adamları şimdi etkisi ömür boyu sürecek yeni aşı üzerinde çalışıyorlar.

Genital bölgede ten teması ile bulaşan insan papillomavirüsü (HPV)’den kaynaklanan serviks yani rahim ağzı kanseri, kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ve ölüme neden olan ikinci kanser türü. Glaxo SmithKline’ın Belçika’nın Wavre kentinde düzenlediği serviks kanseri bilgilendirme toplantısında, ölümcül olabilen bu hastalığın aşı ile önlenebileceği ve erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeği bir kez daha gözler önüne serildi.

Serviks kanseri kadınları genellikle 40’lı yaşların ortalarında, çocuk büyüttükleri, aile kurdukları, toplumun sosyal ve ekonomik yaşamına katkıda bulundukları dönemlerde vuruyor. Her yıl dünyada 500.000 yeni serviks kanseri vakası ortaya çıkıyor ve 270.000 kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor.

Bugüne kadar belirlenen 100 insan papillomavirüsü (HPV) tipi arasından 15 kadarının serviks kanserine neden olduğu ve HPV 16, 18, 45 ve 31 tiplerinin hep birlikte dünyada serviks kanserlerinin yüzde 80’inden sorumlu olduğu belirtildi.

Aşıyla Yüzde 80 Oranında Koruma
Antwerp Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Bölümü’nden Prof. Wiebren Tjalma, serviks kanseri aşısıyla artık yüzde 80 oranında ve şimdilik 5.5 yıl süreyle serviks kanserine karşı koruma sağlamanın mümkün olduğunu söyledi.

Prof. Tjalma, ancak konuyla ilgili klinik çalışmaların devam ettiğini ve ileriki yıllarda çalışmadan elde edilecek verilere göre belki de korumanın çok daha uzun olabileceğini belirtti. Glaxo SmithKline’ın düzenlediği toplantıda, her kadının ilk cinsel ilişkisinden itibaren yaşamının sonuna kadar risk altında olduğu, tarama ve aşılamanın hayat kurtardığı belirtilerek rahim ağzı kanseri ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

İnatçı Enefeksiyonlar Kanser Nedeni
Tahminler, serviks kanserinin önlenmesinde önemli bir ilerleme olmadıkça, 2050 yılına kadar her yıl bir milyondan fazla yeni vaka ortaya çıkacağını gösteriyor. Serviks kanseri kalıtımsal değildir. İnsan papillomavirüsü (HPV) olarak adlandırılan ve sık görülen bir virüsün bazı tiplerinin yol açtığı inatçı enfeksiyondan kaynaklanır. Cinsel yönden aktif her kadın yaşamı boyunca kansere yol açan HPV enfeksiyonu riski alındadır ve hep bu riski taşır. Kadınların yüzde 80’inde yaşamlarının bir anında HPV enfeksiyonu gelişeceği hesaplanmıştır.

Tarama ve Aşılama ile Birleşmeli
Her kadın cinsel yönden aktif hale geldiği andan başlayarak yaşamının sonuna kadar serviks kanseri riski taşır ve mümkün olan en erken zamanda ve olabildiğince en uzun süre hastalığa karşı korunması gerekir. Bu noktada da tarama programları büyük önem taşır. Tarama programlarında, cerrahi girişimle alınabilen anormal ve prekanseröz serviks hücreleri belirlenebilir. Ancak tarama tüm prekanseröz serviks hücrelerini ya da kanseri saptayamaz, vakaların yaklaşık yüzde 20’si saptanmayabilir, serviks kanserine karşı olası en iyi korunma düzeyi için taramanın aşılama ile birleştirilmesi gerekir.

Aşılama Kanser Riskini Azaltır
En sık kansere yol açan HPV tiplerine karşı aşılama, bir kadının yaşamının herhangi bir anında serviks kanseri gelişme riskini önemli ölçüde azaltabilir. İlk cinsel aktiviteden önceki her aşılama, kadının yaşamının sonraki evrelerinde olaşabilecek HPV enfeksiyonuna karşı sürekli koruma sağlamalıdır. Kadının cinsel yönden aktif hale gelmesinden sonraki aşılama da yararlı olabilir. Vücudun bağışıklık sistemi yaşla birlikte doğal olarak zayıflar ve bu yüzden bir HPV enfeksiyonu gelişmesi ve bu enfeksiyonun inatçı hale gelmesi riski kadın yaşlandıkça daha da artar.

Google, Binlerce Hastanın Sağlık Kaydını Tutacak


Google, kullanıcılarına sağlık hizmeti vermeye hazırlanıyor. ABD’deki Cleveland Clinic ile bir anlaşma yapan şirket, pilot proje olarak 10 bine kadar gönüllünün kayıtlarını tutacak. Hizmet, kişisel güvenlik açısından şimdiden sorgulanmaya başlandı.

Arama motoru Google binlerce kişinin tıbbi kayıtlarını veri tabanında saklamaya hazırlanıyor. İlk olarak önümüzdeki günlerde bir pilot proje hayata geçirilecek. Proje uyarınca ABD Cleveland Clinic’in 1500 ila 10 bin gönüllü hastasına ait tüm tıbbi kayıtlar Google’ın yeni servisine transfer edilecek.

Kullanıcıların sağlık profilinde, reçete bilgilerinden, doktor isimlerine, geçirdikleri hastalıklarından, ameliyatlarına tıbbi geçmişlerindeki her tür bilgi yer alacak. Bu bilgiler sadece kullanıcılara açık olacak. Kullanıcılar da sadece kendi kişisel bilgilerine ulaşacak. Bir çeşit banka kasası olarak işlev görecek sistemin güvenliği için de Google’ın e-mail ve diğer kişisel hizmetlerinde olduğu gibi şifre kullanılacak.

Yetkililer bu sağlık hizmetinin amacını hastaların tedavi gördükleri doktor ve hastaneyi değiştirdikten sonra da, tıbbi kayıtlarına ulaşabilmelerini sağlamak olarak açıklıyor. Ama Google’un bu hizmeti vermekle ne amaçladığı ise tartışma konusu. Yetkililer niyetlerini tam olarak açıklamıyor, sadece Google aracılığıyla her gün milyonlarca kişinin sağlık sorunlarına ilişkin bilgi aradığını, sağlık hizmeti vermenin ihtiyaçtan doğduğunu söylemekle yetiniyor. Google’ın bu üründen nasıl para kazanacağı da belli değil.

Google’dan önce rakip Microsoft şirketi ile AOL da benzer servisleri uygulamaya koymuş, ancak kişisel bilgi güvenliği konusundaki tartışmalar nedeniyle geri çekmişti.Hali hazırda kullanıcıların arama ve kişisel yazışma bilgilerini, hatta ilgi alanları ve alışkanlıklarına ilişkin detayları depolayan Google, veri güvenliğine ilişkin kaygıları gidermek amacıyla kayıtları 18 aydan uzun tutmama kararı almıştı.

12 Şubat 2008 Salı

Dikkat! Cep telefonu, Sperm Kalitesini Azaltıyor

ABD’deki kısırlık tedavisi kliniklerindeki 361 erkek üzerinde yapılan bir ön araştırmada, cep telefonuyla fazla vakit geçiren erkeklerin sperm sayıları ve kalitesinin düşük, anormal sperm oranının da yüksek olduğu görüldü.


Fertility and Sterility” dergisinde yayımlanan araştırma, cep telefonları ve diğer kablosuz cihazların sağlık üzerindeki olumsuz etkisiyle ilgili kafalardaki soruları bir kez daha gündeme getirdi.

Cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik enerjinin DNA’ya zarar vererek vücut dokusunu bozabileceği düşünülüyor. Araştırmaya katılan erkeklere cep telefonu kullanma alışkanlıkları hakkında sorular soruldu. Bunun sonucunda günlük cep telefonu kullanımı ne kadar çoksa sperm sayısı ve kalitesinde o kadar azalma olduğu görüldü.

Günde 4 saatten fazla cep telefonu kullandığını söyleyen erkeklerin sperm sayısının araştırmaya katılanlar arasında en düşük çıktığı ve çok az kaliteli sperme sahip olduğu belirlendi. Cleveland kliniğindeki araştırmanın başkanı Dr. Ashok Agarwal, “Elde ettiğimiz sonuçlar cep telefonu kullanımıyla azalan sperm kalitesi arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte bir neden sonuç ilişkisini kanıtlamıyor” dedi.

2 Şubat 2008 Cumartesi

İnsanlar Niçin Kaşınır? İşte Cevapları..

Kaşınmak, beyindeki “nahoş duygular ve anılarla ilgili bölgeleri” geçici bir süre etkisiz duruma getiriyor. Kaşıma işleminin yoğunlaşması, beynin bu bölgelerindeki faaliyetini iyice düşürüyor.

Kuzey Carolina’daki Wake Forest Üniversitesi’nden Dr. Gil Yosipovitch ve ekibi, kaşınmanın, beyindeki “nahoş duygular ve anılarla ilgili bölgeleri” geçici bir süre etkisiz duruma getirdiğini belirledi.

Yosipovitch, kaşınma sırasında beyin aktivitesini izlemeye aldıkları araştırmanın, “kaşımanın, kaşınma hissini nasıl geçirdiğinin yanıtını veren” ilk araştırma olduğunu söyledi.

Araştırma kapsamında uzmanlar, 13 sağlıklı insanın bacaklarının alt kısmını 30 dakika süresince aralıklı olarak toplam 5 dakika yumuşak bir fırçayla kaşıdı. Bu sırada deneklerin beyinlerini MR yardımıyla izlemeye alan araştırmacılar, kaşıma işlemi sırasında beyindeki “acıyı algılama ve hatırlamayla ilgili” bölgelerin aktivitesinin azaldığını saptadı. Kaşıma işleminin yoğunlaşması, beynin bu bölgelerindeki faaliyetini iyice düşürdü.

Yosipovitch, “kaşımanın, kaşınma hissi yaratan duyguları bastırarak rahatlama getirdiğini” sandıklarını bildirdi.

Kaşındıkça Kaşınmak
Araştırmacılar ayrıca, “kaşındıkça kaşınmak istemenin” de nedenini buldular. Kaşınma eyleminin, beyindeki ağrı ve aynı zamanda kompulsif (tekrarlayan) davranışlarla ilgili bir bölgedeki aktiviteyi artırdığını saptayan uzmanlar, bunun “sürekli kaşınmak istemenin” yanıtı olabileceğini kaydettiler.

Deneyin, gerçekten “kaşınma isteği” duymayan insanlar üzerinde yapılması nedeniyle sınırlı sonuçlar verdiği, ancak bu sonuçların, sürekli kaşıntı yaratan egzama gibi kronik hastalıklara sahip kişilerin tedavisinde yararlı olabileceği belirtildi.

Araştırmanın sonuçları, “Journal of Investigative Dermatology” adlı dergide yayınlandı.

31 Ocak 2008 Perşembe

Bilim, İnsanoğlunun 800 Yıl Yaşayabileceğini Söylüyor

İngiliz uzmanlar, maya mantarlarının genleriyle oynayarak ömrünü 10 kat uzatmayı başardı. Araştırma ekibi, buradan yola çıkarak insanın da 800 yaşına kadar yaşayabileceğini savunuyor. Bazı uzmanlara göreyse bir insan en çok 120 yaşına kadar yaşayabilir.

Bilim dünyası bugüne kadar, yaşlanmanın etkilerini azaltan, ömrü uzatan çeşitli araştırmalarla karşımıza çıktı. Bir grup İngiliz bilim adamının yürüttüğü DNA araştırmalarıysa tartışmaları çok daha ileriye götürüyor.

Zira İngiliz uzmanlar, DNA yapısından yaşlanmayla ilişkili iki geni çıkarttıkları maya mantarının ömrünü 10 kat uzatmayı başardı.

Bilim adamları, gelecekte aynı yöntemle insan ömrünün de uzatılabileceğine hatta 800 yaşına kadar yaşamanın mümkün olabileceğine inanıyor.

Ancak bu durum bilim dünyasını da ikiye böldü.

Zira kimi uzmanlar, teknik olarak 800 yıl yaşamak mümkün olsa da pratikte insan bedeninin de bir sınırı olduğunu düşünüyor. Bu sınırın da 120 yıl olduğuna inanılıyor.

Uzmanlar, bu yaşa kadar bedenin sağlıklı kalabileceğini ancak sonrasında büyük fiziksel sorunların baş göstereceğini söylüyor.

Alzheimer'a Çare Bulundu mu Yoksa?

Kanadalı bilim adamları, obeziteye çare ararken tesadüfen önemli bir bulguya ulaştı. Bilim adamları, insan beyninin elektrik dalgalarıyla uyarıldığında yıllarca önceki anıları hatırlayabildiğini keşfetti...

Beyne gönderilen elektrik dalgalarıyla 200 kiloluk bir hastanın iştahını kesmeyi hedefleyen Kanadalı uzmanlar, bu deneyde başarısız oldu belki ama tıp dünyasını sevindirecek bir başka buluşa imza atmayı başardı.

Uzmanlar, beyninde iştahla ilgili bölgeyi elektrik dalgalarıyla uyarmaya çalıştıkları hastanın, bir anda 30 yıl önceki anılarını hatırlayabildiğini fark ettiler. Sürdürülen testler, akım verildiğinde ve beyin uyarıldığında hastanın öğrenme becerisinin de önemli ölçüde arttığını gösterdi.

Uzmanlar, tesadüfen farkına vardıkları bu önemli bulgunun beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini etkileyen Alzheimer’ın tedavisinde kullanılabileceğini belirtiyor. Başarılı olunursa, beyin için kalp pilini andırır bir uyarıcı geliştirilmesi söz konusu olabilir.

Şu anda dünyada 20 milyona yakın Alzheimer hastası bulunuyor.

Lösemi Hastalarına Yeni Bir Umut Daha

Yetişkinlerde kan kanserinin en kötüsü olan Akut Myeloid Lösemi (AML) tedavisinde, böbrek kanserine karşı kullanılan bir ilacın umut verici etkisi tespit edildi.

ABD’nin Houston kentindeki Texas Üniversitesi Kanser Araştırmaları Merkezinde yapılan araştırmada, bu ülkede Nexavar adıyla satılan ilaçtaki “sorafenib” molekülünün, AML’ye yakalanan hastaların üçte birinde görülen bir genetik mutasyonu önlediği belirlendi.

Araştırmanın başında yer alan Dr. Michael Andreeff, bu mutasyonun bulunduğu AML hastalarına, fazla ömür biçilmezken, bu özellikle hedefe yönelik ilacın löseminin tedavisinde önemli bir ilerleme olarak otaya çıktığını belirtti.

İlacın klinik deneylerinin ilk aşamasında, sorafenib, AML hastası ve bu genetik mutasyonun bulunduğu hastalarda, kanda bulunan lösemi hücrelerinin oranını yüzde 81’den yüzde 7,5’a ve kemik iliğindekini de yüzde 75,5’ten yüzde 34’e düşürdü. Bu deneyler sırasında 16 hastadan ikisinde lösemi hücrelerinin oranının sıfıra düşmesi de büyük memnuniyet yarattı.

Dr. Andreeff, bu klinik deneyler sırasında ilacın hiçbir önemli yan etkisinin görülmediğini ve tolere edilen azami dozun verilmediğini belirtti.

Buna karşılık genetik mutasyona uğramayan hücreler üzerinde ve normal kan hücrelerinin oluşumunda pek bir etkisi bulunmayan ilacın, klasik kemoterapi ile birlikte yapılacak klinik deneylerinin ikinci aşamasına geçildi. Araştırma ve denemelerin ilerlemesiyle sorafenib’in AML tedavisinde önemli rol oynaması bekleniyor.

29 Ocak 2008 Salı

Bir Kaşık Bal Öksürüğü Kesebilir

ABD’de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın öksürüğü hafifletebileceğini ortaya koydu.

Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları, balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti. Araştırmacılar, balın, tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini kaydetti.

Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine” dergisinin bu ayki sayısında yayımlanacak araştırmayla ilgili doktor Paul, birçok ailenin bu buluşlarına güveneceklerini ve “Annelerimiz haklıymış” diyeceklerini söyledi.

Doktorlar, araştırma sırasında aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne yaşlarına uygun dozda bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı aileleri tarafından bildirildi.

Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.

24 Ocak 2008 Perşembe

İnsanlar İçin Kuş Gribi Tehdidi Sürüyor

Bilim adamları ve uzmanlar, kanatlı hayvanları etkileyen ve insanlarda da ölümcül olan H5N1 virüsünün, insandan insana bulaşan şekle girmemiş olmasının tehdidin geçtiği anlamına gelmeyeceği uyarısında bulundu.

Bangkok’ta 40 ülkeden temsilcilerin katıldığı, 3 gün sürecek konferansta söz alan bilim adamları, Hindistan’daki son salgının da virüse karşı had safhada uyanık olunması gereğini ortaya koyduğuna işaret ettiler.
Tayland Bilim ve Teknoloji Bakanı Yongyuth Yuthavong, yaptığı konuşmada, virüsün insanlar arasında yayılmamasından cesaret alarak rahatlamamak gerektiğinin altını çizdi. Bakan, “Bu, bir gecede çözülecek bir problem değil” diye konuştu.

Memphis’teki St. Jude Çocuk Hastalıkları Hastanesi uzmanı Dr. Robert Webster, H5N1 virüsünün henüz insanlar arasında kolayca yayılmadığını,
ancak hala böyle bir tehlike olduğunu vurguladı. Webster, “Bu, tehlikeli ve güvenilmez bir virüs. Hala değişerek insanlar arasında bir felakete neden olma potansiyeli var” diye konuştu.

Sorular ve cevaplar: Kuş gribi
New York’taki Mount Sinai Tıp Fakültesinden Profesör Peter Palese ise “H5 virüsünün insanlara sıçrayarak yeni bir salgına neden olacağından emin olmadığını, insan vakalarının çoğunluğunun hayvanlarla temas halindeki ve çok büyük oranda enfekte olan kişilerde görüldüğünü” söyledi.

Konferansa katılan bilim adamları, insanlar ve kanatlı hayvanlar için geliştirilen yeni aşılarla ilgili çalışmalar ile hastalığın izlenmesi ve kontrol altına alınmasına ilişkin örnekler hakkındaki sunumları dinleyecek.

H5N1 yeniden canlandı
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2003’den beri insanlar arasında 351 kuş gribi vakası tespit edildi. Hastalanan kişilerin 219’u hayatını kaybetti. Kuş gribi nedeniyle milyonlarca kümes hayvanı itlaf edildi.

23 Ocak 2008 Çarşamba

Kafein Düşük Riskini İkiye Katlıyor

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, her gün içilen iki kahve düşük yapma riskini iki katına çıkarıyor.

Gebelikte fazla kafeinli içecekler tüketmenin düşük yapma riskini artırdığı bildirildi. ABD’nin önde gelen Kaiser Permanente tıp merkezinden Dr. De-Kun Li ve ekibinin yaptığı araştırma, daha önce yapılan benzer araştırmaları doğrulayarak, kadınların hamilelikte fazla kafeinli içecek tüketimine son vermelerini öneriyor.

2 yıl süren araştırmaya, gebeyken de kafeinli içecekler tüketmeye devam eden 1063 kadın katıldı. Gebelikte günde en az iki fincan kahve ya da 5 kutu kafeinli soda (200 miligram kafein) içen kadınların düşük yapma riskinin kafeinli içecekler tüketmeyenlere göre 2 kat, günde 200 miligramdan az kafein tüketenlerin ise düşük yapma riskinin kafeinli içecekler tüketmeyen kadınlara göre yüzde 40 fazla olduğu ortaya çıktı.

Araştırmacılar, çay, soda ya da sıcak çikolata tüketiminin de düşük riskini artırması nedeniyle kahvedeki diğer kimyasal maddelerden çok tek başına kafeinin düşük riskini artırdığını belirttiler.
Daha önce aynı konuyla ilgili yapılan araştırmalardan farklı olarak bu araştırmaya gebelikte kafein tüketmeye devam eden kadınlar katıldı. Bundan önceki araştırmalara katılan bazı kadınlar gebelikte rastlanan mide bulantısı ve kusma şikayetleri nedeniyle kafein tüketmeyi bırakıyordu.

6 Aşamada Hafızanızı Geliştirin!

İnsanoğlunun sahip olduğu en hayati yetenek belleği. Hatırlayamıyor olsak hayat ne kadar zor olurdu. Hafızayı geliştirmek çok da zor değil!

Bellek (hafıza) insanoğlunun sahip olduğu en hayati ve önemli yeteneklerinden birisi. Bir an için durup düşünelim belleğimiz olmasaydı neler olurdu? Hayal etmesi bile korkunç değil mi? Düşünün sabah kalkıyorsunuz ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. On dakika önce arkadaşınızla neler konuştuğunuzu hatırlayamıyorsunuz.

Felsefesi ara-bul-geriye getir!
Kırktan fazla bilimsel makalesi yayınlanan ve çeşitli topluluklara bilimsel psikoloji çerçevesinde gelişim seminerleri sunan bir iletişim psikolojisi uzmanı olan Doğan Cüceloğlu hafızayı geliştirmek için altı aşamalı hafıza geliştirme yöntemi öneriyor. Cüceloğlu bu aşamaların örgütleme, ayrıntılama ve ara-bul-geriye getir içinde yer alan alıştırma yapma ilkeleriyle gerçekleştirildiğini söylüyor. Bu aşamaların okullarda ve diğer eğitim kurumlarında da uygulanırsa başarıya ulaşılabileceğini de sözlerine ekliyor.

İşte o 6 aşama

1. Gözden geçirin: Öğrenmek istenilen malzemenin gözden geçirilmesini ve nasıl düzenlendiğinin incelenmesini içermektedir. Konu ana hatlarıyla düzenlenip kendi kelimelerinizle ayrılabilir. Daha sonraki aşamalarda da okunulan bilginin özetin neresinde yer aldığı akılda tutulursa öğrenmek istenilen bilginin bu şekilde örgütlenmesinin yararı ortaya çıkar. Örgütlenerek organize edilerek çalışılan bir bilginin belleğe ne kadar yardımcı olduğu bu şekilde görülebilir.

2. Soru hazırlayın: Örgütlenen her bölümle ilgili soru hazırlanma.

3. Okuyun: Hazırlanan sorulara cevap ararcasına okuma yapılması.

4. İlişkiler kurun: Sorulara cevap verdikçe bölümler arasındaki bağlantıların neler olduğu anlaşılacaktır.

5. Tekrar edin: Her bölüm bitirilince birkaç kere tekrar edilmesini ve o bölümde hatırlanmasında zorlanılan kavramların farkına varılıp özellikle o kavramların gözden geçirilmesi gerekir.

6. Yeniden gözden geçirin: Konunun ve bu aşamaların tam olarak yapılıp yapılmadığını gözden geçirin. Bu aşamada konunun temel bölümlerinin ve bu bölümlerdeki temel kavramların hatırlanılması gerekir.

18 Ocak 2008 Cuma

Tüm Yönleriyle Fıtık Ve Önlemenin Yolları

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Nöroşirurji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recai Tuncer, bilgisayar ekranı uygun yerde ve yükseklikte değilse, sürekli boyun eğik ya da dönük pozisyonda kalıyorsa, bu pozisyonların boyun fıtığına zemin hazırladığını söyledi.

Prof. Dr. Recai Tuncer, boyun fıtıklarının, bel fıtığından sonra en sık görülen omurga hastalığı olduğunu söyledi. Boyun fıtığının en sık trafik kazası, bir yerden düşme, başa bir şey çarpması gibi durumlarda ortaya çıktığını ancak sürekli uygun olmayan pozisyonlarda çalışan insanlarda da görülebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tuncer, bilgisayar ekranının yanlış yerde durmasının boyun fıtığına neden olduğunu belirtti. Tuncer, “bilgisayar kullanırken boynun pozisyonu önemli. Bilgisayar ekranı uygun yerde ve yükseklikte değilse, boyun eğilerek ya da dönerek sürekli pozisyonda kalıyorsa, bu kötü pozisyonlar boyun fıtığına zemin hazırlıyor” dedi.

Prof. Dr. Recai Tuncer, bilgisayar başında çalışmak zorunda kalan kişilerin ekranı mutlaka göz hizasına ve boynun düz pozisyonda durduğu bir konuma yerleştirmeleri gerektiğini kaydetti.

Boyun fıtığında yaşın da önemli olduğunu belirten Tuncer, genç yaşlarda omurgada fıtık yapan disklerin büyük bölümünün su olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe sıvının azaldığını ifade eden Tuncer, “sıvı azalınca da elastikiyet azalıyor. Bununla birlikte de zedelenme olasılığı yükseliyor. Boyun fıtığı, 40 yaşın üzerindeki kişilerde daha sık görülüyor” dedi. Tuncer, şöyle konuştu:
“Boyun ağrısı, omuza ve sırta yansır. Bu, daha başlangıç dönemidir. Daha ileri aşamaya geçince kol ağrısı eklenir. Boyun ve kol birlikte ağrıyorsa, bu orta derecede ileridir. Daha ileri aşamasında ise sadece kol ağrısı kalır, boyun ağrısı kaybolur. Kola giden sinirlerin kökleri direkt olarak etkileniyordur. Bu belirtiler genel olarak yana doğru çıkmış boyun fıtıklarında görülür. Eğer ortaya doğru fıtık oluşursa, direkt olarak omuriliğe baskı yapar. Bunda da ikinci grup belirti olarak, boyundan aşağısında güçsüzlük, yürümede güçlük, ellerde beceri azalması, ince işleri yapamama, uyuşmalar ortaya çıkar.”

Tedavisi Bel Fıtığına Göre Daha Kolay
Boyun fıtıklarının bel fıtıklarından daha kolay tedavi edilebildiğini belirten Tuncer, boyun fıtıklarının bel fıtıklarına göre ameliyat dışı yöntemlere de daha fazla cevap verdiğini kaydetti.

Prof. Dr. Recai Tuncer, boyunda yatarak istirahate de gerek olmadığını vurgulayarak, boyunluk takmanın önemine işaret etti. Özellikle boyun fıtığının başlangıç dönemindeki hastaların mutlaka boyunluk takması gerektiğine değinen Prof. Dr. Tuncer, “boyunluk, başın boyun üzerindeki ağırlığını azaltır ve boynu istirahate alır. Eğer siz boynu istirahate almadan başka işlemler yaparsanız, bundan yeterince cevap alamazsınız” dedi.

Prof. Dr. Tuncer, başlangıç döneminde bu tedaviyi alan hastaların yüzde 80-90’ının iyileştiğini, bunun kalıcı olması için de hastalara görev düştüğünü söyledi. Boyun fıtığının tekrar edici olduğuna dikkati çeken Tuncer, şöyle konuştu:
“Aynı yerden de tekrar edebilir, bir üstten veya alttan da tekrar edebilir. Bu hastaların hareket yeteneği bir miktar kısıtlanır. Bu kısıtlandığı zaman mevcut hareketleri yapmak için bir üst veya alt taraf daha hareketli hale gelir. Bu hareketli omurga bölgelerinde yeni fıtıklaşma riski artar. Hasta bilmeli ki, bir kez geçirdiklerinde, ‘iyi oldum, hastalık hiç olmamış gibi oldum’ diyemez, çünkü omurga bu hastalıktan sonra hiç hasta olmamış haline dönmez. Bunu engellemek için omurganın destek dokularını, yani kasları güçlendirmeniz lazım. Kasları güçlendirme egzersizleri yapacaksınız. Bunlar gayet basit, çok kolaylıkla yapılabilen egzersizlerdir. Ama ne yazık ki, bazen hekimler unutur, bazen hastaya verirsiniz, hasta bir süre sonra ‘ben iyiyim’ der bırakır. Hastalık bundan sonra tekrar eder.”

17 Ocak 2008 Perşembe

Prostat Kanseri Riski İçin Yeni Test

ABD’de, prostat kanseri olma riskini ölçen bir test geliştirildi.

Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi, Harvard Halk Sağlığı Fakültesi, Johns Hopkins Tıp Enstitüsü ve İsveç Karolinska Enstitüsü tarafından ortak yürütülen çalışmayla ilgili açıklamada, testin, DNA’daki değişimlerin kombinasyonuna göre, kişilerin prostat kanseri riski taşıyıp taşımadığını anlamaya yardımcı olduğu belirtildi.

Birkaç ay içinde kullanılmaya başlanacak testin yaklaşık 300 dolar olacağı kaydedildi.
Çalışma, ocak ayının sonunda “The New England Journal of Medicine” dergisinde yayımlanacak.

11 Ocak 2008 Cuma

Sakızdaki Sorbitol Maddesine Dikkat

Özellikle sakızda bulunan bir tatlandırıcı olan sorbitol maddesinin, önemli ölçüde ishale ve kilo kaybına yol açtığı bildirildi.

Berlin Charite Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden doktorların, güçlü ishal ve bağırsak yakınmalarıyla hastaneye gelen 2 hastayı tetkik ettikleri belirtildi.

Bu hastalardan biri olan 21 yaşındaki bir kadının, 8 ay boyunca karın ağrısı ve ishalden yakınması olduğu, 11 kilo yitirdiği ve hastaneye geldiğinde 41 kilonun altında olduğu, diğer hastanın ise 1 yılda 22 kilo yitiren 46 yaşındaki bir erkek olduğu kaydedildi.

Her iki hastada yapılan tetkiklerin normal göründüğü, ancak dışkılarında yüksek oranda sodyum ve potasyum saptandığı ifade edildi.

Daha sonra bu kişilerin beslenmelerini inceleyen doktorlar, kadının günde 18-20 grama eşdeğer miktarda sorbitol tükettiği (bir sakızda 1.25 gram sorbitol bulunuyor), erkeğin ise günde yaklaşık 20 şekersiz sakız çiğnediği ve yaklaşık 200 gram tatlandırıcılı şekerleme tükettiğini saptadılar.

Erkeğin tüketiminin yaklaşık 30 gram sorbitole denk geldiği kaydedildi.
Bu biçimdeki beslenmeye son verilmesiyle söz konusu belirtilerin kısa sürede kesildiği belirtildi.
Bu iki hastada olduğu gibi yüksek dozda sorbitol tüketiminin beslenmeyle ilgili ciddi risklere neden olabileceği kaydedildi.

5 Ocak 2008 Cumartesi

Annenin En Acı Kararı...

İngiltere'de, 41 yaşındaki iki Çocuk annesi Clare Ginns, beynindeki tümör nedeniyle 6 aylık ömür biçilen 10 yaşındaki oğlu Joshua Ginns'in, daha fazla acı çekmemesi için tedavisine son verilmesine istedi. Gözü yaşlı anne, oğlunun son günlerini okulda arkadaşlarıyla birlikte ve Disney World'da tatil yaparak geçirmesini istiyor.

Doğu-Middlands'ın Derby bölgesinde, doktorların 6 yıl önce beyninde tenis topu büyüklüğünde tümör tespit ederek, 6 ay ömür biçtiği 10 yaşındaki Joshua Ginns'in gözü yaşlı annesi Clare Ginns, bir annenin verebileceği en zor kararı alarak, oğlunun geride kalan son günlerini neşe ve huzur içerisinde geçirmesi için, yıllardır süren tedavisinin sona erdirilmesini istedi.

Hastalık nasıl gelişti
2002 yılında tedavi için hastaneye yatırılan Joshua Ginns'e ilk başlarda teşhis konulamadı. Annenin ısrarı üzerine tedaviyi derinleştiren doktorlar, küçük Joshua'nın beyninde tennis topu büyüklüğünde bir tümör tesbit etti. Beyin ve omuriliğini etkileyen tümörün alınması için derhal ameliyat olması gerektiğine karar veren doktorların gerçekleştirdikleri üç ameliyat sonuç vermedi ve beyindeki tümör hızla büyümeye devam etti.

Hastaneden 5 ay kemoterapi tedavisi gören Joshua'nın, önce saçları döküldü ardından da bedeni yorgun düştü.Sonunda küçük çocuğun iyileşmesinin imkansız olduğuna karar veren doktorlar, Joshua'ın 6 aylık ömrü olduğu açıkladı. Başarısız geçen ameliyatlar sonunda 6 aylık ömür biçilen Joshua'nın annesi Clare, oğlunun son günlerini aynı hastanede geçirmesine izin vermemek için, aylardır süren tedavisinin sona erdirilmesini istedi.

Hayat böyle yaşanmaz!
Oğlunun son günlerini okul arkaşlarıyla birlikte ve Disney World'u gezerek geçirmesini isteyen gözü yaşlı anne, "Bir gün hastalığın bu noktaya geleceğini biliyorduk. Joshua çok çalışkan ve cana yakın bir çocuk. Şimdi ise çok yorgun…Ömrünün geriye kalan günlerinde onu mutlu etmeye calışacağız. Çok gözyaşı döktük, ama bir hayat boyle yaşanmaz" diye konuştu.

Rujda Kanser Riski !

Kanserojen maddelerden birini dudaklarınıza sürüyor olabilir misiniz? Evet, ruj; kanser, kısırlık ve böbrek yetmezliğine yol açıyor.

Tehlikeli kanserojen maddelerden birini dudaklarınıza sürüyor olabilir misiniz? Peki bu madde, yediklerinizle birlikte dudaklarınızdan ağzınıza, oradan da vücudunuza doğru yol alıyor olabilir mi? Uzmanlar uyarıyor: Ruj ve oje kanser yapıyor!...

Parlak ruj kanserojen çıktı
ABD’li uzmanlar, özellikle gençler arasında yaygın bir şekilde kullanılan parlatıcı ruj ve ojeler için kanser alarmı verdi. Philadelphia’daki Fox Chase Kanser Merkezi’nde yapılan araştırmada, bu ürünlerde kullanılan bütil benzil ftalat (BBP) adlı maddenin meme kanseri riskini artırdığı ortaya çıktı. Fareler üzerinde yapılan araştırmaya göre, bu madde östrojen hormonu gibi davranarak vücuttaki dengeyi bozuyor.

Erken ergenliğe sebep oluyor
Kızlarda ergenliğe girme yaşını da erkene çeken BBP, meme kanserini de tetikliyor. Ayrıca araştırmada yağ hücreleri içine saklanan bu maddenin anneden çocuğa emzirme yoluyla da geçebildiği belirlendi. Böbrek sorunları ve kısırlık gibi rahatsızlıklara da neden olduğu daha önce ortaya çıkan BBP’nin çocuklara hitap eden ürünlerde kullanılması Avrupa’da ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yasaklanmıştı. Bu maddenin oyuncaklarda, paketlerde, halı ve çözücülerde de kullanıldığı belirtildi. İki yıl önce yapılan bir araştırmada da idrarlarında fazla miktarda BBP’ye rastlanan kadınların doğurduğu çocukların da cinsel gelişimlerinin sağlıklı olmadığı ortaya çıkmıştı.

Kurşun dudaklı kadınlar
En tehlikeli ağır metallerden kurşun’un da kozmetik yapımında kullanıldığı söyleniyor. Kullandığınız rujun kurşun içerip içermediğini anlamak için altın bir eşyanızı ruja sürün. Eğer kurşun içeriyorsa altının değdiği yer siyahlaşacaktır.

Çocuklara 5’li Aşı Uygulaması Başladı

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve Hib (menenjit) aşılarının hepsinin artık 5’li olarak tek bir enjeksiyonda yapılacağını belirterek, “5’li aşıyla artık yan etkiler çok azaltılmış olacak” dedi.


Sağlık Bakanı Recep Akdağ, difteri, boğmaca, tetanoz, inaktif çocuk felci ve Hemofilüs İnfluenza tib b (Hib) (menenjit) aşılarının yer aldığı 5’li aşının uygulamaya konulması nedeniyle Kaletepe Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Merkezi’nde düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, aşılamanın önemini vurguladı.

Çocukların hastalıklardan aşılarla korunabileceğini ifade eden Akdağ, insana kıymet veren toplumların aşıya da önem vermesi gerektiğini söyledi. Aşılama konusunda politik kararlılık, işini iyi bilen bir ekip ve doğru hedefler gerektiğini kaydeden Akdağ, kendilerinin de aşılamaya büyük önem verdiklerini, 2002’de 12 trilyon lira olan aşıya ayrılan kaynağı 156 milyon YTL’ye çıkardıklarını belirtti.

Aşılama oranlarında da büyük bir artış olduğuna dikkati çeken Akdağ, bu oranı gelecek yıl yüzde 95’e çıkarmayı, sonraki yıllarda da aşılanmamış çocuk bırakmamayı hedeflediklerini söyledi. Kendilerinden önceki dönemde özellikle bazı illerde çok düşük aşılama oranları görüldüğünü kaydeden Akdağ, yaptıkları çalışmalar sayesinde geçen yıl Türkiye’de sadece 3 kızamık vakası görüldüğünü, bu hastalığın artık “elimine edilmek üzere” olduğunu bildirdi. 2005’de 3’lü olarak kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşılarının yanı sıra, Hib aşısının da uygulanmaya başlandığını anlatan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık çocuklarımıza yaptığımız aşıların çok daha modern biçimi, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve hib aşılarının hepsi 5’li olarak tek bir enjeksiyonda yapılacak. Böylece çocuklarımızın aşı sayısının yanında yan etkilerini de azaltmış olacağız. Aşının yapıldığı yerde şişme olabiliyordu ya da yüksek ateş, nadiren de olsa havale görülebiliyordu. 5’li aşıyla artık yan etkiler çok azaltılmış olacak. Bu aşıyla çağdaş dünyanın çocuklarına yaptığı aşıları yapar hale geldik.

”Piyasada 5’li aşının 46 YTL, 3’lü aşının ise 33 YTL olduğunu, geçmişte 5’li aşıyı uygulatmak isteyen ailelerin bunu ceplerinden ödemek durumunda kaldığını ifade eden Akdağ, “Benim 6 çocuğum var. Çocuklarımın hepsine bu aşıyı para ödeyip yaptırdım. Artık Türkiye’nin neresinde olursa olsun bütün vatandaşlarımız bu aşıdan ücretsiz yararlanacaklar. Sosyal devlet olmanın gereğini yerine getiriyoruz” diye konuştu. Bir 5’li aşının kendilerine maliyetinin 10 YTL olduğunu kaydeden Akdağ, hiç bir Avrupa ülkesinin söz konusu aşıyı bu fiyata mal edemediğini söyledi. Basın mensuplarından aşıyla ilgili haberler konusunda daha dikkatli olmalarını isteyen Akdağ, bu tür haberler üzerine yaptıkları incelemelerden sonra sorunun aşıdan kaynaklanmadığını tespit etmelerine rağmen oluşan yanlış kanıyı düzeltmede zorluk çektiklerini vurguladı.

Akdağ, Türkiye’deki aşıların çağdaş tekniklerle hazırlandığını ve soğuk zincire dikkat edildiğini, ayrıca bunların uluslararası kuruluşlardan da onaylı olduğunu söyledi. Ailelere de seslenen Akdağ, “Artık aşıyla ilgili hiç bir mazeret kalmadı. Anne-babalar hassas olup çocuklarını aşılatmalıdır. Kim çocuğunu aşılatmamışsa büyük vebal altındadır. Lütfen bize hedeflediğimiz noktaya ulaşmak için yardımcı olun” çağrısını dile getirdi. Akdağ, konuşmasının ardından 2.5 aylık Şevval Öztürk isimli bebeğe 5’li aşı uygulaması yapılırken izledi.

Norovirüs, İngiltere’de Hastane Kapattırıyor

Mideye yerleşen ve kusma ve ishalle kendini gösteren norovirüsün İngiltere’de hızla yayıldığı ve virüsün girdiği 56 hastanenin çeşitli bölümlerinin kapatıldığı açıklandı.

Uzmanların haftada 100 bin kişinin kaptığını tahmin ettiği norovirüs yüzünden bir hastanenin ameliyathanelerinin kapatıldığı, sadece acil ameliyatların yapıldığı, ülkede birçok hastanenin de mecbur kalmadıkça hasta kabul etmediği bildirildi.

Manchester hastanesinin 15, Royal Oldham hastanesinin 11 bölümünün kapatıldığı, Worcestershire hastanesinin 9 Ocağa kadar acil ameliyatlar dışında ameliyat yapılmayacağını ilan ettiği, Bristol ve Bedford hastanelerinin ise vatandaşlara mecbur kalmadıkça hastaneye gelmemelerini tavsiye ettiği belirtildi.

Hastalık belirtilerinin tamamen kaybolmaması halinde hastaların evden çıkmamaları yolundaki tavsiyelerini yineleyen Sağlık Bakanlığı yetkilileri ise aksi takdirde virüsün yayılmasının önlenemeyeceğini vurguladı. Son beş yıldır İngiltere’de zaman zaman etkili olan norovirüsün ilk kez bu kadar çok kişiyi etkilediğine dikkati çeken uzmanlar, etkilenen insan sayısının göründüğünden yüksek olduğunu, pek çok kişinin hastanelere başvurmadığı için kayıtlara girmediğini bildirdi. Norovirüs, hastalarda aniden başlayan kusma ve ishalle kendini gösteriyor. Bazı hastalarda yüksek ateş ile eklem ve baş ağrıları da görülüyor. Uzmanlar, hastalık boyunca bol sıvı tüketilmesi, parasetamol kullanılması ve 48 saat yatak istirahati tavsiyelerinde bulunuyor.