31 Ocak 2008 Perşembe

Bilim, İnsanoğlunun 800 Yıl Yaşayabileceğini Söylüyor

İngiliz uzmanlar, maya mantarlarının genleriyle oynayarak ömrünü 10 kat uzatmayı başardı. Araştırma ekibi, buradan yola çıkarak insanın da 800 yaşına kadar yaşayabileceğini savunuyor. Bazı uzmanlara göreyse bir insan en çok 120 yaşına kadar yaşayabilir.

Bilim dünyası bugüne kadar, yaşlanmanın etkilerini azaltan, ömrü uzatan çeşitli araştırmalarla karşımıza çıktı. Bir grup İngiliz bilim adamının yürüttüğü DNA araştırmalarıysa tartışmaları çok daha ileriye götürüyor.

Zira İngiliz uzmanlar, DNA yapısından yaşlanmayla ilişkili iki geni çıkarttıkları maya mantarının ömrünü 10 kat uzatmayı başardı.

Bilim adamları, gelecekte aynı yöntemle insan ömrünün de uzatılabileceğine hatta 800 yaşına kadar yaşamanın mümkün olabileceğine inanıyor.

Ancak bu durum bilim dünyasını da ikiye böldü.

Zira kimi uzmanlar, teknik olarak 800 yıl yaşamak mümkün olsa da pratikte insan bedeninin de bir sınırı olduğunu düşünüyor. Bu sınırın da 120 yıl olduğuna inanılıyor.

Uzmanlar, bu yaşa kadar bedenin sağlıklı kalabileceğini ancak sonrasında büyük fiziksel sorunların baş göstereceğini söylüyor.

Alzheimer'a Çare Bulundu mu Yoksa?

Kanadalı bilim adamları, obeziteye çare ararken tesadüfen önemli bir bulguya ulaştı. Bilim adamları, insan beyninin elektrik dalgalarıyla uyarıldığında yıllarca önceki anıları hatırlayabildiğini keşfetti...

Beyne gönderilen elektrik dalgalarıyla 200 kiloluk bir hastanın iştahını kesmeyi hedefleyen Kanadalı uzmanlar, bu deneyde başarısız oldu belki ama tıp dünyasını sevindirecek bir başka buluşa imza atmayı başardı.

Uzmanlar, beyninde iştahla ilgili bölgeyi elektrik dalgalarıyla uyarmaya çalıştıkları hastanın, bir anda 30 yıl önceki anılarını hatırlayabildiğini fark ettiler. Sürdürülen testler, akım verildiğinde ve beyin uyarıldığında hastanın öğrenme becerisinin de önemli ölçüde arttığını gösterdi.

Uzmanlar, tesadüfen farkına vardıkları bu önemli bulgunun beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini etkileyen Alzheimer’ın tedavisinde kullanılabileceğini belirtiyor. Başarılı olunursa, beyin için kalp pilini andırır bir uyarıcı geliştirilmesi söz konusu olabilir.

Şu anda dünyada 20 milyona yakın Alzheimer hastası bulunuyor.

Lösemi Hastalarına Yeni Bir Umut Daha

Yetişkinlerde kan kanserinin en kötüsü olan Akut Myeloid Lösemi (AML) tedavisinde, böbrek kanserine karşı kullanılan bir ilacın umut verici etkisi tespit edildi.

ABD’nin Houston kentindeki Texas Üniversitesi Kanser Araştırmaları Merkezinde yapılan araştırmada, bu ülkede Nexavar adıyla satılan ilaçtaki “sorafenib” molekülünün, AML’ye yakalanan hastaların üçte birinde görülen bir genetik mutasyonu önlediği belirlendi.

Araştırmanın başında yer alan Dr. Michael Andreeff, bu mutasyonun bulunduğu AML hastalarına, fazla ömür biçilmezken, bu özellikle hedefe yönelik ilacın löseminin tedavisinde önemli bir ilerleme olarak otaya çıktığını belirtti.

İlacın klinik deneylerinin ilk aşamasında, sorafenib, AML hastası ve bu genetik mutasyonun bulunduğu hastalarda, kanda bulunan lösemi hücrelerinin oranını yüzde 81’den yüzde 7,5’a ve kemik iliğindekini de yüzde 75,5’ten yüzde 34’e düşürdü. Bu deneyler sırasında 16 hastadan ikisinde lösemi hücrelerinin oranının sıfıra düşmesi de büyük memnuniyet yarattı.

Dr. Andreeff, bu klinik deneyler sırasında ilacın hiçbir önemli yan etkisinin görülmediğini ve tolere edilen azami dozun verilmediğini belirtti.

Buna karşılık genetik mutasyona uğramayan hücreler üzerinde ve normal kan hücrelerinin oluşumunda pek bir etkisi bulunmayan ilacın, klasik kemoterapi ile birlikte yapılacak klinik deneylerinin ikinci aşamasına geçildi. Araştırma ve denemelerin ilerlemesiyle sorafenib’in AML tedavisinde önemli rol oynaması bekleniyor.

29 Ocak 2008 Salı

Bir Kaşık Bal Öksürüğü Kesebilir

ABD’de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın öksürüğü hafifletebileceğini ortaya koydu.

Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları, balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti. Araştırmacılar, balın, tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini kaydetti.

Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine” dergisinin bu ayki sayısında yayımlanacak araştırmayla ilgili doktor Paul, birçok ailenin bu buluşlarına güveneceklerini ve “Annelerimiz haklıymış” diyeceklerini söyledi.

Doktorlar, araştırma sırasında aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne yaşlarına uygun dozda bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı aileleri tarafından bildirildi.

Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.

24 Ocak 2008 Perşembe

İnsanlar İçin Kuş Gribi Tehdidi Sürüyor

Bilim adamları ve uzmanlar, kanatlı hayvanları etkileyen ve insanlarda da ölümcül olan H5N1 virüsünün, insandan insana bulaşan şekle girmemiş olmasının tehdidin geçtiği anlamına gelmeyeceği uyarısında bulundu.

Bangkok’ta 40 ülkeden temsilcilerin katıldığı, 3 gün sürecek konferansta söz alan bilim adamları, Hindistan’daki son salgının da virüse karşı had safhada uyanık olunması gereğini ortaya koyduğuna işaret ettiler.
Tayland Bilim ve Teknoloji Bakanı Yongyuth Yuthavong, yaptığı konuşmada, virüsün insanlar arasında yayılmamasından cesaret alarak rahatlamamak gerektiğinin altını çizdi. Bakan, “Bu, bir gecede çözülecek bir problem değil” diye konuştu.

Memphis’teki St. Jude Çocuk Hastalıkları Hastanesi uzmanı Dr. Robert Webster, H5N1 virüsünün henüz insanlar arasında kolayca yayılmadığını,
ancak hala böyle bir tehlike olduğunu vurguladı. Webster, “Bu, tehlikeli ve güvenilmez bir virüs. Hala değişerek insanlar arasında bir felakete neden olma potansiyeli var” diye konuştu.

Sorular ve cevaplar: Kuş gribi
New York’taki Mount Sinai Tıp Fakültesinden Profesör Peter Palese ise “H5 virüsünün insanlara sıçrayarak yeni bir salgına neden olacağından emin olmadığını, insan vakalarının çoğunluğunun hayvanlarla temas halindeki ve çok büyük oranda enfekte olan kişilerde görüldüğünü” söyledi.

Konferansa katılan bilim adamları, insanlar ve kanatlı hayvanlar için geliştirilen yeni aşılarla ilgili çalışmalar ile hastalığın izlenmesi ve kontrol altına alınmasına ilişkin örnekler hakkındaki sunumları dinleyecek.

H5N1 yeniden canlandı
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2003’den beri insanlar arasında 351 kuş gribi vakası tespit edildi. Hastalanan kişilerin 219’u hayatını kaybetti. Kuş gribi nedeniyle milyonlarca kümes hayvanı itlaf edildi.

23 Ocak 2008 Çarşamba

Kafein Düşük Riskini İkiye Katlıyor

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, her gün içilen iki kahve düşük yapma riskini iki katına çıkarıyor.

Gebelikte fazla kafeinli içecekler tüketmenin düşük yapma riskini artırdığı bildirildi. ABD’nin önde gelen Kaiser Permanente tıp merkezinden Dr. De-Kun Li ve ekibinin yaptığı araştırma, daha önce yapılan benzer araştırmaları doğrulayarak, kadınların hamilelikte fazla kafeinli içecek tüketimine son vermelerini öneriyor.

2 yıl süren araştırmaya, gebeyken de kafeinli içecekler tüketmeye devam eden 1063 kadın katıldı. Gebelikte günde en az iki fincan kahve ya da 5 kutu kafeinli soda (200 miligram kafein) içen kadınların düşük yapma riskinin kafeinli içecekler tüketmeyenlere göre 2 kat, günde 200 miligramdan az kafein tüketenlerin ise düşük yapma riskinin kafeinli içecekler tüketmeyen kadınlara göre yüzde 40 fazla olduğu ortaya çıktı.

Araştırmacılar, çay, soda ya da sıcak çikolata tüketiminin de düşük riskini artırması nedeniyle kahvedeki diğer kimyasal maddelerden çok tek başına kafeinin düşük riskini artırdığını belirttiler.
Daha önce aynı konuyla ilgili yapılan araştırmalardan farklı olarak bu araştırmaya gebelikte kafein tüketmeye devam eden kadınlar katıldı. Bundan önceki araştırmalara katılan bazı kadınlar gebelikte rastlanan mide bulantısı ve kusma şikayetleri nedeniyle kafein tüketmeyi bırakıyordu.

6 Aşamada Hafızanızı Geliştirin!

İnsanoğlunun sahip olduğu en hayati yetenek belleği. Hatırlayamıyor olsak hayat ne kadar zor olurdu. Hafızayı geliştirmek çok da zor değil!

Bellek (hafıza) insanoğlunun sahip olduğu en hayati ve önemli yeteneklerinden birisi. Bir an için durup düşünelim belleğimiz olmasaydı neler olurdu? Hayal etmesi bile korkunç değil mi? Düşünün sabah kalkıyorsunuz ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. On dakika önce arkadaşınızla neler konuştuğunuzu hatırlayamıyorsunuz.

Felsefesi ara-bul-geriye getir!
Kırktan fazla bilimsel makalesi yayınlanan ve çeşitli topluluklara bilimsel psikoloji çerçevesinde gelişim seminerleri sunan bir iletişim psikolojisi uzmanı olan Doğan Cüceloğlu hafızayı geliştirmek için altı aşamalı hafıza geliştirme yöntemi öneriyor. Cüceloğlu bu aşamaların örgütleme, ayrıntılama ve ara-bul-geriye getir içinde yer alan alıştırma yapma ilkeleriyle gerçekleştirildiğini söylüyor. Bu aşamaların okullarda ve diğer eğitim kurumlarında da uygulanırsa başarıya ulaşılabileceğini de sözlerine ekliyor.

İşte o 6 aşama

1. Gözden geçirin: Öğrenmek istenilen malzemenin gözden geçirilmesini ve nasıl düzenlendiğinin incelenmesini içermektedir. Konu ana hatlarıyla düzenlenip kendi kelimelerinizle ayrılabilir. Daha sonraki aşamalarda da okunulan bilginin özetin neresinde yer aldığı akılda tutulursa öğrenmek istenilen bilginin bu şekilde örgütlenmesinin yararı ortaya çıkar. Örgütlenerek organize edilerek çalışılan bir bilginin belleğe ne kadar yardımcı olduğu bu şekilde görülebilir.

2. Soru hazırlayın: Örgütlenen her bölümle ilgili soru hazırlanma.

3. Okuyun: Hazırlanan sorulara cevap ararcasına okuma yapılması.

4. İlişkiler kurun: Sorulara cevap verdikçe bölümler arasındaki bağlantıların neler olduğu anlaşılacaktır.

5. Tekrar edin: Her bölüm bitirilince birkaç kere tekrar edilmesini ve o bölümde hatırlanmasında zorlanılan kavramların farkına varılıp özellikle o kavramların gözden geçirilmesi gerekir.

6. Yeniden gözden geçirin: Konunun ve bu aşamaların tam olarak yapılıp yapılmadığını gözden geçirin. Bu aşamada konunun temel bölümlerinin ve bu bölümlerdeki temel kavramların hatırlanılması gerekir.

18 Ocak 2008 Cuma

Tüm Yönleriyle Fıtık Ve Önlemenin Yolları

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Nöroşirurji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recai Tuncer, bilgisayar ekranı uygun yerde ve yükseklikte değilse, sürekli boyun eğik ya da dönük pozisyonda kalıyorsa, bu pozisyonların boyun fıtığına zemin hazırladığını söyledi.

Prof. Dr. Recai Tuncer, boyun fıtıklarının, bel fıtığından sonra en sık görülen omurga hastalığı olduğunu söyledi. Boyun fıtığının en sık trafik kazası, bir yerden düşme, başa bir şey çarpması gibi durumlarda ortaya çıktığını ancak sürekli uygun olmayan pozisyonlarda çalışan insanlarda da görülebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tuncer, bilgisayar ekranının yanlış yerde durmasının boyun fıtığına neden olduğunu belirtti. Tuncer, “bilgisayar kullanırken boynun pozisyonu önemli. Bilgisayar ekranı uygun yerde ve yükseklikte değilse, boyun eğilerek ya da dönerek sürekli pozisyonda kalıyorsa, bu kötü pozisyonlar boyun fıtığına zemin hazırlıyor” dedi.

Prof. Dr. Recai Tuncer, bilgisayar başında çalışmak zorunda kalan kişilerin ekranı mutlaka göz hizasına ve boynun düz pozisyonda durduğu bir konuma yerleştirmeleri gerektiğini kaydetti.

Boyun fıtığında yaşın da önemli olduğunu belirten Tuncer, genç yaşlarda omurgada fıtık yapan disklerin büyük bölümünün su olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe sıvının azaldığını ifade eden Tuncer, “sıvı azalınca da elastikiyet azalıyor. Bununla birlikte de zedelenme olasılığı yükseliyor. Boyun fıtığı, 40 yaşın üzerindeki kişilerde daha sık görülüyor” dedi. Tuncer, şöyle konuştu:
“Boyun ağrısı, omuza ve sırta yansır. Bu, daha başlangıç dönemidir. Daha ileri aşamaya geçince kol ağrısı eklenir. Boyun ve kol birlikte ağrıyorsa, bu orta derecede ileridir. Daha ileri aşamasında ise sadece kol ağrısı kalır, boyun ağrısı kaybolur. Kola giden sinirlerin kökleri direkt olarak etkileniyordur. Bu belirtiler genel olarak yana doğru çıkmış boyun fıtıklarında görülür. Eğer ortaya doğru fıtık oluşursa, direkt olarak omuriliğe baskı yapar. Bunda da ikinci grup belirti olarak, boyundan aşağısında güçsüzlük, yürümede güçlük, ellerde beceri azalması, ince işleri yapamama, uyuşmalar ortaya çıkar.”

Tedavisi Bel Fıtığına Göre Daha Kolay
Boyun fıtıklarının bel fıtıklarından daha kolay tedavi edilebildiğini belirten Tuncer, boyun fıtıklarının bel fıtıklarına göre ameliyat dışı yöntemlere de daha fazla cevap verdiğini kaydetti.

Prof. Dr. Recai Tuncer, boyunda yatarak istirahate de gerek olmadığını vurgulayarak, boyunluk takmanın önemine işaret etti. Özellikle boyun fıtığının başlangıç dönemindeki hastaların mutlaka boyunluk takması gerektiğine değinen Prof. Dr. Tuncer, “boyunluk, başın boyun üzerindeki ağırlığını azaltır ve boynu istirahate alır. Eğer siz boynu istirahate almadan başka işlemler yaparsanız, bundan yeterince cevap alamazsınız” dedi.

Prof. Dr. Tuncer, başlangıç döneminde bu tedaviyi alan hastaların yüzde 80-90’ının iyileştiğini, bunun kalıcı olması için de hastalara görev düştüğünü söyledi. Boyun fıtığının tekrar edici olduğuna dikkati çeken Tuncer, şöyle konuştu:
“Aynı yerden de tekrar edebilir, bir üstten veya alttan da tekrar edebilir. Bu hastaların hareket yeteneği bir miktar kısıtlanır. Bu kısıtlandığı zaman mevcut hareketleri yapmak için bir üst veya alt taraf daha hareketli hale gelir. Bu hareketli omurga bölgelerinde yeni fıtıklaşma riski artar. Hasta bilmeli ki, bir kez geçirdiklerinde, ‘iyi oldum, hastalık hiç olmamış gibi oldum’ diyemez, çünkü omurga bu hastalıktan sonra hiç hasta olmamış haline dönmez. Bunu engellemek için omurganın destek dokularını, yani kasları güçlendirmeniz lazım. Kasları güçlendirme egzersizleri yapacaksınız. Bunlar gayet basit, çok kolaylıkla yapılabilen egzersizlerdir. Ama ne yazık ki, bazen hekimler unutur, bazen hastaya verirsiniz, hasta bir süre sonra ‘ben iyiyim’ der bırakır. Hastalık bundan sonra tekrar eder.”

17 Ocak 2008 Perşembe

Prostat Kanseri Riski İçin Yeni Test

ABD’de, prostat kanseri olma riskini ölçen bir test geliştirildi.

Wake Forest Üniversitesi Tıp Fakültesi, Harvard Halk Sağlığı Fakültesi, Johns Hopkins Tıp Enstitüsü ve İsveç Karolinska Enstitüsü tarafından ortak yürütülen çalışmayla ilgili açıklamada, testin, DNA’daki değişimlerin kombinasyonuna göre, kişilerin prostat kanseri riski taşıyıp taşımadığını anlamaya yardımcı olduğu belirtildi.

Birkaç ay içinde kullanılmaya başlanacak testin yaklaşık 300 dolar olacağı kaydedildi.
Çalışma, ocak ayının sonunda “The New England Journal of Medicine” dergisinde yayımlanacak.

11 Ocak 2008 Cuma

Sakızdaki Sorbitol Maddesine Dikkat

Özellikle sakızda bulunan bir tatlandırıcı olan sorbitol maddesinin, önemli ölçüde ishale ve kilo kaybına yol açtığı bildirildi.

Berlin Charite Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nden doktorların, güçlü ishal ve bağırsak yakınmalarıyla hastaneye gelen 2 hastayı tetkik ettikleri belirtildi.

Bu hastalardan biri olan 21 yaşındaki bir kadının, 8 ay boyunca karın ağrısı ve ishalden yakınması olduğu, 11 kilo yitirdiği ve hastaneye geldiğinde 41 kilonun altında olduğu, diğer hastanın ise 1 yılda 22 kilo yitiren 46 yaşındaki bir erkek olduğu kaydedildi.

Her iki hastada yapılan tetkiklerin normal göründüğü, ancak dışkılarında yüksek oranda sodyum ve potasyum saptandığı ifade edildi.

Daha sonra bu kişilerin beslenmelerini inceleyen doktorlar, kadının günde 18-20 grama eşdeğer miktarda sorbitol tükettiği (bir sakızda 1.25 gram sorbitol bulunuyor), erkeğin ise günde yaklaşık 20 şekersiz sakız çiğnediği ve yaklaşık 200 gram tatlandırıcılı şekerleme tükettiğini saptadılar.

Erkeğin tüketiminin yaklaşık 30 gram sorbitole denk geldiği kaydedildi.
Bu biçimdeki beslenmeye son verilmesiyle söz konusu belirtilerin kısa sürede kesildiği belirtildi.
Bu iki hastada olduğu gibi yüksek dozda sorbitol tüketiminin beslenmeyle ilgili ciddi risklere neden olabileceği kaydedildi.

5 Ocak 2008 Cumartesi

Annenin En Acı Kararı...

İngiltere'de, 41 yaşındaki iki Çocuk annesi Clare Ginns, beynindeki tümör nedeniyle 6 aylık ömür biçilen 10 yaşındaki oğlu Joshua Ginns'in, daha fazla acı çekmemesi için tedavisine son verilmesine istedi. Gözü yaşlı anne, oğlunun son günlerini okulda arkadaşlarıyla birlikte ve Disney World'da tatil yaparak geçirmesini istiyor.

Doğu-Middlands'ın Derby bölgesinde, doktorların 6 yıl önce beyninde tenis topu büyüklüğünde tümör tespit ederek, 6 ay ömür biçtiği 10 yaşındaki Joshua Ginns'in gözü yaşlı annesi Clare Ginns, bir annenin verebileceği en zor kararı alarak, oğlunun geride kalan son günlerini neşe ve huzur içerisinde geçirmesi için, yıllardır süren tedavisinin sona erdirilmesini istedi.

Hastalık nasıl gelişti
2002 yılında tedavi için hastaneye yatırılan Joshua Ginns'e ilk başlarda teşhis konulamadı. Annenin ısrarı üzerine tedaviyi derinleştiren doktorlar, küçük Joshua'nın beyninde tennis topu büyüklüğünde bir tümör tesbit etti. Beyin ve omuriliğini etkileyen tümörün alınması için derhal ameliyat olması gerektiğine karar veren doktorların gerçekleştirdikleri üç ameliyat sonuç vermedi ve beyindeki tümör hızla büyümeye devam etti.

Hastaneden 5 ay kemoterapi tedavisi gören Joshua'nın, önce saçları döküldü ardından da bedeni yorgun düştü.Sonunda küçük çocuğun iyileşmesinin imkansız olduğuna karar veren doktorlar, Joshua'ın 6 aylık ömrü olduğu açıkladı. Başarısız geçen ameliyatlar sonunda 6 aylık ömür biçilen Joshua'nın annesi Clare, oğlunun son günlerini aynı hastanede geçirmesine izin vermemek için, aylardır süren tedavisinin sona erdirilmesini istedi.

Hayat böyle yaşanmaz!
Oğlunun son günlerini okul arkaşlarıyla birlikte ve Disney World'u gezerek geçirmesini isteyen gözü yaşlı anne, "Bir gün hastalığın bu noktaya geleceğini biliyorduk. Joshua çok çalışkan ve cana yakın bir çocuk. Şimdi ise çok yorgun…Ömrünün geriye kalan günlerinde onu mutlu etmeye calışacağız. Çok gözyaşı döktük, ama bir hayat boyle yaşanmaz" diye konuştu.

Rujda Kanser Riski !

Kanserojen maddelerden birini dudaklarınıza sürüyor olabilir misiniz? Evet, ruj; kanser, kısırlık ve böbrek yetmezliğine yol açıyor.

Tehlikeli kanserojen maddelerden birini dudaklarınıza sürüyor olabilir misiniz? Peki bu madde, yediklerinizle birlikte dudaklarınızdan ağzınıza, oradan da vücudunuza doğru yol alıyor olabilir mi? Uzmanlar uyarıyor: Ruj ve oje kanser yapıyor!...

Parlak ruj kanserojen çıktı
ABD’li uzmanlar, özellikle gençler arasında yaygın bir şekilde kullanılan parlatıcı ruj ve ojeler için kanser alarmı verdi. Philadelphia’daki Fox Chase Kanser Merkezi’nde yapılan araştırmada, bu ürünlerde kullanılan bütil benzil ftalat (BBP) adlı maddenin meme kanseri riskini artırdığı ortaya çıktı. Fareler üzerinde yapılan araştırmaya göre, bu madde östrojen hormonu gibi davranarak vücuttaki dengeyi bozuyor.

Erken ergenliğe sebep oluyor
Kızlarda ergenliğe girme yaşını da erkene çeken BBP, meme kanserini de tetikliyor. Ayrıca araştırmada yağ hücreleri içine saklanan bu maddenin anneden çocuğa emzirme yoluyla da geçebildiği belirlendi. Böbrek sorunları ve kısırlık gibi rahatsızlıklara da neden olduğu daha önce ortaya çıkan BBP’nin çocuklara hitap eden ürünlerde kullanılması Avrupa’da ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde yasaklanmıştı. Bu maddenin oyuncaklarda, paketlerde, halı ve çözücülerde de kullanıldığı belirtildi. İki yıl önce yapılan bir araştırmada da idrarlarında fazla miktarda BBP’ye rastlanan kadınların doğurduğu çocukların da cinsel gelişimlerinin sağlıklı olmadığı ortaya çıkmıştı.

Kurşun dudaklı kadınlar
En tehlikeli ağır metallerden kurşun’un da kozmetik yapımında kullanıldığı söyleniyor. Kullandığınız rujun kurşun içerip içermediğini anlamak için altın bir eşyanızı ruja sürün. Eğer kurşun içeriyorsa altının değdiği yer siyahlaşacaktır.

Çocuklara 5’li Aşı Uygulaması Başladı

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve Hib (menenjit) aşılarının hepsinin artık 5’li olarak tek bir enjeksiyonda yapılacağını belirterek, “5’li aşıyla artık yan etkiler çok azaltılmış olacak” dedi.


Sağlık Bakanı Recep Akdağ, difteri, boğmaca, tetanoz, inaktif çocuk felci ve Hemofilüs İnfluenza tib b (Hib) (menenjit) aşılarının yer aldığı 5’li aşının uygulamaya konulması nedeniyle Kaletepe Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Merkezi’nde düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, aşılamanın önemini vurguladı.

Çocukların hastalıklardan aşılarla korunabileceğini ifade eden Akdağ, insana kıymet veren toplumların aşıya da önem vermesi gerektiğini söyledi. Aşılama konusunda politik kararlılık, işini iyi bilen bir ekip ve doğru hedefler gerektiğini kaydeden Akdağ, kendilerinin de aşılamaya büyük önem verdiklerini, 2002’de 12 trilyon lira olan aşıya ayrılan kaynağı 156 milyon YTL’ye çıkardıklarını belirtti.

Aşılama oranlarında da büyük bir artış olduğuna dikkati çeken Akdağ, bu oranı gelecek yıl yüzde 95’e çıkarmayı, sonraki yıllarda da aşılanmamış çocuk bırakmamayı hedeflediklerini söyledi. Kendilerinden önceki dönemde özellikle bazı illerde çok düşük aşılama oranları görüldüğünü kaydeden Akdağ, yaptıkları çalışmalar sayesinde geçen yıl Türkiye’de sadece 3 kızamık vakası görüldüğünü, bu hastalığın artık “elimine edilmek üzere” olduğunu bildirdi. 2005’de 3’lü olarak kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşılarının yanı sıra, Hib aşısının da uygulanmaya başlandığını anlatan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Artık çocuklarımıza yaptığımız aşıların çok daha modern biçimi, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve hib aşılarının hepsi 5’li olarak tek bir enjeksiyonda yapılacak. Böylece çocuklarımızın aşı sayısının yanında yan etkilerini de azaltmış olacağız. Aşının yapıldığı yerde şişme olabiliyordu ya da yüksek ateş, nadiren de olsa havale görülebiliyordu. 5’li aşıyla artık yan etkiler çok azaltılmış olacak. Bu aşıyla çağdaş dünyanın çocuklarına yaptığı aşıları yapar hale geldik.

”Piyasada 5’li aşının 46 YTL, 3’lü aşının ise 33 YTL olduğunu, geçmişte 5’li aşıyı uygulatmak isteyen ailelerin bunu ceplerinden ödemek durumunda kaldığını ifade eden Akdağ, “Benim 6 çocuğum var. Çocuklarımın hepsine bu aşıyı para ödeyip yaptırdım. Artık Türkiye’nin neresinde olursa olsun bütün vatandaşlarımız bu aşıdan ücretsiz yararlanacaklar. Sosyal devlet olmanın gereğini yerine getiriyoruz” diye konuştu. Bir 5’li aşının kendilerine maliyetinin 10 YTL olduğunu kaydeden Akdağ, hiç bir Avrupa ülkesinin söz konusu aşıyı bu fiyata mal edemediğini söyledi. Basın mensuplarından aşıyla ilgili haberler konusunda daha dikkatli olmalarını isteyen Akdağ, bu tür haberler üzerine yaptıkları incelemelerden sonra sorunun aşıdan kaynaklanmadığını tespit etmelerine rağmen oluşan yanlış kanıyı düzeltmede zorluk çektiklerini vurguladı.

Akdağ, Türkiye’deki aşıların çağdaş tekniklerle hazırlandığını ve soğuk zincire dikkat edildiğini, ayrıca bunların uluslararası kuruluşlardan da onaylı olduğunu söyledi. Ailelere de seslenen Akdağ, “Artık aşıyla ilgili hiç bir mazeret kalmadı. Anne-babalar hassas olup çocuklarını aşılatmalıdır. Kim çocuğunu aşılatmamışsa büyük vebal altındadır. Lütfen bize hedeflediğimiz noktaya ulaşmak için yardımcı olun” çağrısını dile getirdi. Akdağ, konuşmasının ardından 2.5 aylık Şevval Öztürk isimli bebeğe 5’li aşı uygulaması yapılırken izledi.

Norovirüs, İngiltere’de Hastane Kapattırıyor

Mideye yerleşen ve kusma ve ishalle kendini gösteren norovirüsün İngiltere’de hızla yayıldığı ve virüsün girdiği 56 hastanenin çeşitli bölümlerinin kapatıldığı açıklandı.

Uzmanların haftada 100 bin kişinin kaptığını tahmin ettiği norovirüs yüzünden bir hastanenin ameliyathanelerinin kapatıldığı, sadece acil ameliyatların yapıldığı, ülkede birçok hastanenin de mecbur kalmadıkça hasta kabul etmediği bildirildi.

Manchester hastanesinin 15, Royal Oldham hastanesinin 11 bölümünün kapatıldığı, Worcestershire hastanesinin 9 Ocağa kadar acil ameliyatlar dışında ameliyat yapılmayacağını ilan ettiği, Bristol ve Bedford hastanelerinin ise vatandaşlara mecbur kalmadıkça hastaneye gelmemelerini tavsiye ettiği belirtildi.

Hastalık belirtilerinin tamamen kaybolmaması halinde hastaların evden çıkmamaları yolundaki tavsiyelerini yineleyen Sağlık Bakanlığı yetkilileri ise aksi takdirde virüsün yayılmasının önlenemeyeceğini vurguladı. Son beş yıldır İngiltere’de zaman zaman etkili olan norovirüsün ilk kez bu kadar çok kişiyi etkilediğine dikkati çeken uzmanlar, etkilenen insan sayısının göründüğünden yüksek olduğunu, pek çok kişinin hastanelere başvurmadığı için kayıtlara girmediğini bildirdi. Norovirüs, hastalarda aniden başlayan kusma ve ishalle kendini gösteriyor. Bazı hastalarda yüksek ateş ile eklem ve baş ağrıları da görülüyor. Uzmanlar, hastalık boyunca bol sıvı tüketilmesi, parasetamol kullanılması ve 48 saat yatak istirahati tavsiyelerinde bulunuyor.