25 Şubat 2008 Pazartesi

Hafıza İçin Gündüz 6 Dakika Uyuyun

Alman bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, çok kısa şekerlemeler bile hafızanın tazelenmesinde büyük fayda sağlıyor. Hafızanın sadece 6 dakikalık uykuyla yenilendiği teorisi, bilim dünyasında bir ilk kabul ediliyor.

Geçmişte yapılan birçok çalışma, hafızanın tazelenmesinde uyku düzeninin önemli rol oynadığını kanıtlamıştı. Düsseldorf Üniversitesi’nden bilim adamları da çok kısa süreli uykuların hafıza üzerindeki etkilerini ölçen bir araştırma yaptı.

New Scientist dergisinde yayımlanan araştırmada, öğrencilere ezberlemeleri için bir grup sözcük verildi. Daha sonra öğrenciler iki gruba ayrıldı ve kendilerine bir saat boş zaman tanındı. Bu süre içinde bir grubun yaklaşık altı dakika uyumasına izin verilirken, bir grup uyanık tutuldu. Bir saatlik süre sonunda yapılan hafıza testinde, şekerleme yapan grup çok daha iyi performans gösterdi.

Derin Uykuda Tazeleniyor
Bazı teorilere göre hafıza derin uyku halinde tazeleniyor. Bu derin uykuya da, uykuya dalınmasından en az 20 dakika sonra geçiliyor.

Ancak araştırmayı yürüten ekibin başkanı Doktor Olaf Lahl, hafızanın tazelenmesi sürecini uykuya dalma anının tetikliyor olabileceğini kaydetti. Lahl, “Bildiğimiz kadarıyla bu, çok kısa uykuların hafızayı etkin bir şekilde güçlendirdiğini gösteren ilk çalışma” dedi.

Hafızayı Kameraya Alacaklar
İngiltere’deki Loughborough Üniversitesi’nden Profesör Jim Horne ise araştırmayı ilginç bulmakla birlikte, sonuçlarına temkinli yaklaşmak gerektiği görüşünde. Horne “Hafızanın sadece altı dakikada yenilendiği buluşu ilginç. Ancak hafızanın yenilenmesinin uykuya dalınmasından çok daha sonra başladığı yönünde çok fazla kanıt var” dedi.

21 Şubat 2008 Perşembe

Serviks Kanseri Tedavisinde Son Çalışmalar

Dünyada her 2 dakikada 1, yılda ise 270 bin kadının ölümüne neden olan rahim ağzı kanseri, kadınlarda en sık görülen ikinci ölüm nedeni. Hastalığın aşısı 5 yıl koruma sağlıyor. Bilim adamları şimdi etkisi ömür boyu sürecek yeni aşı üzerinde çalışıyorlar.

Genital bölgede ten teması ile bulaşan insan papillomavirüsü (HPV)’den kaynaklanan serviks yani rahim ağzı kanseri, kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen ve ölüme neden olan ikinci kanser türü. Glaxo SmithKline’ın Belçika’nın Wavre kentinde düzenlediği serviks kanseri bilgilendirme toplantısında, ölümcül olabilen bu hastalığın aşı ile önlenebileceği ve erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeği bir kez daha gözler önüne serildi.

Serviks kanseri kadınları genellikle 40’lı yaşların ortalarında, çocuk büyüttükleri, aile kurdukları, toplumun sosyal ve ekonomik yaşamına katkıda bulundukları dönemlerde vuruyor. Her yıl dünyada 500.000 yeni serviks kanseri vakası ortaya çıkıyor ve 270.000 kadın bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor.

Bugüne kadar belirlenen 100 insan papillomavirüsü (HPV) tipi arasından 15 kadarının serviks kanserine neden olduğu ve HPV 16, 18, 45 ve 31 tiplerinin hep birlikte dünyada serviks kanserlerinin yüzde 80’inden sorumlu olduğu belirtildi.

Aşıyla Yüzde 80 Oranında Koruma
Antwerp Üniversitesi Hastanesi Jinekoloji Bölümü’nden Prof. Wiebren Tjalma, serviks kanseri aşısıyla artık yüzde 80 oranında ve şimdilik 5.5 yıl süreyle serviks kanserine karşı koruma sağlamanın mümkün olduğunu söyledi.

Prof. Tjalma, ancak konuyla ilgili klinik çalışmaların devam ettiğini ve ileriki yıllarda çalışmadan elde edilecek verilere göre belki de korumanın çok daha uzun olabileceğini belirtti. Glaxo SmithKline’ın düzenlediği toplantıda, her kadının ilk cinsel ilişkisinden itibaren yaşamının sonuna kadar risk altında olduğu, tarama ve aşılamanın hayat kurtardığı belirtilerek rahim ağzı kanseri ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

İnatçı Enefeksiyonlar Kanser Nedeni
Tahminler, serviks kanserinin önlenmesinde önemli bir ilerleme olmadıkça, 2050 yılına kadar her yıl bir milyondan fazla yeni vaka ortaya çıkacağını gösteriyor. Serviks kanseri kalıtımsal değildir. İnsan papillomavirüsü (HPV) olarak adlandırılan ve sık görülen bir virüsün bazı tiplerinin yol açtığı inatçı enfeksiyondan kaynaklanır. Cinsel yönden aktif her kadın yaşamı boyunca kansere yol açan HPV enfeksiyonu riski alındadır ve hep bu riski taşır. Kadınların yüzde 80’inde yaşamlarının bir anında HPV enfeksiyonu gelişeceği hesaplanmıştır.

Tarama ve Aşılama ile Birleşmeli
Her kadın cinsel yönden aktif hale geldiği andan başlayarak yaşamının sonuna kadar serviks kanseri riski taşır ve mümkün olan en erken zamanda ve olabildiğince en uzun süre hastalığa karşı korunması gerekir. Bu noktada da tarama programları büyük önem taşır. Tarama programlarında, cerrahi girişimle alınabilen anormal ve prekanseröz serviks hücreleri belirlenebilir. Ancak tarama tüm prekanseröz serviks hücrelerini ya da kanseri saptayamaz, vakaların yaklaşık yüzde 20’si saptanmayabilir, serviks kanserine karşı olası en iyi korunma düzeyi için taramanın aşılama ile birleştirilmesi gerekir.

Aşılama Kanser Riskini Azaltır
En sık kansere yol açan HPV tiplerine karşı aşılama, bir kadının yaşamının herhangi bir anında serviks kanseri gelişme riskini önemli ölçüde azaltabilir. İlk cinsel aktiviteden önceki her aşılama, kadının yaşamının sonraki evrelerinde olaşabilecek HPV enfeksiyonuna karşı sürekli koruma sağlamalıdır. Kadının cinsel yönden aktif hale gelmesinden sonraki aşılama da yararlı olabilir. Vücudun bağışıklık sistemi yaşla birlikte doğal olarak zayıflar ve bu yüzden bir HPV enfeksiyonu gelişmesi ve bu enfeksiyonun inatçı hale gelmesi riski kadın yaşlandıkça daha da artar.

Google, Binlerce Hastanın Sağlık Kaydını Tutacak


Google, kullanıcılarına sağlık hizmeti vermeye hazırlanıyor. ABD’deki Cleveland Clinic ile bir anlaşma yapan şirket, pilot proje olarak 10 bine kadar gönüllünün kayıtlarını tutacak. Hizmet, kişisel güvenlik açısından şimdiden sorgulanmaya başlandı.

Arama motoru Google binlerce kişinin tıbbi kayıtlarını veri tabanında saklamaya hazırlanıyor. İlk olarak önümüzdeki günlerde bir pilot proje hayata geçirilecek. Proje uyarınca ABD Cleveland Clinic’in 1500 ila 10 bin gönüllü hastasına ait tüm tıbbi kayıtlar Google’ın yeni servisine transfer edilecek.

Kullanıcıların sağlık profilinde, reçete bilgilerinden, doktor isimlerine, geçirdikleri hastalıklarından, ameliyatlarına tıbbi geçmişlerindeki her tür bilgi yer alacak. Bu bilgiler sadece kullanıcılara açık olacak. Kullanıcılar da sadece kendi kişisel bilgilerine ulaşacak. Bir çeşit banka kasası olarak işlev görecek sistemin güvenliği için de Google’ın e-mail ve diğer kişisel hizmetlerinde olduğu gibi şifre kullanılacak.

Yetkililer bu sağlık hizmetinin amacını hastaların tedavi gördükleri doktor ve hastaneyi değiştirdikten sonra da, tıbbi kayıtlarına ulaşabilmelerini sağlamak olarak açıklıyor. Ama Google’un bu hizmeti vermekle ne amaçladığı ise tartışma konusu. Yetkililer niyetlerini tam olarak açıklamıyor, sadece Google aracılığıyla her gün milyonlarca kişinin sağlık sorunlarına ilişkin bilgi aradığını, sağlık hizmeti vermenin ihtiyaçtan doğduğunu söylemekle yetiniyor. Google’ın bu üründen nasıl para kazanacağı da belli değil.

Google’dan önce rakip Microsoft şirketi ile AOL da benzer servisleri uygulamaya koymuş, ancak kişisel bilgi güvenliği konusundaki tartışmalar nedeniyle geri çekmişti.Hali hazırda kullanıcıların arama ve kişisel yazışma bilgilerini, hatta ilgi alanları ve alışkanlıklarına ilişkin detayları depolayan Google, veri güvenliğine ilişkin kaygıları gidermek amacıyla kayıtları 18 aydan uzun tutmama kararı almıştı.

12 Şubat 2008 Salı

Dikkat! Cep telefonu, Sperm Kalitesini Azaltıyor

ABD’deki kısırlık tedavisi kliniklerindeki 361 erkek üzerinde yapılan bir ön araştırmada, cep telefonuyla fazla vakit geçiren erkeklerin sperm sayıları ve kalitesinin düşük, anormal sperm oranının da yüksek olduğu görüldü.


Fertility and Sterility” dergisinde yayımlanan araştırma, cep telefonları ve diğer kablosuz cihazların sağlık üzerindeki olumsuz etkisiyle ilgili kafalardaki soruları bir kez daha gündeme getirdi.

Cep telefonlarının yaydığı elektromanyetik enerjinin DNA’ya zarar vererek vücut dokusunu bozabileceği düşünülüyor. Araştırmaya katılan erkeklere cep telefonu kullanma alışkanlıkları hakkında sorular soruldu. Bunun sonucunda günlük cep telefonu kullanımı ne kadar çoksa sperm sayısı ve kalitesinde o kadar azalma olduğu görüldü.

Günde 4 saatten fazla cep telefonu kullandığını söyleyen erkeklerin sperm sayısının araştırmaya katılanlar arasında en düşük çıktığı ve çok az kaliteli sperme sahip olduğu belirlendi. Cleveland kliniğindeki araştırmanın başkanı Dr. Ashok Agarwal, “Elde ettiğimiz sonuçlar cep telefonu kullanımıyla azalan sperm kalitesi arasında güçlü bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte bir neden sonuç ilişkisini kanıtlamıyor” dedi.

2 Şubat 2008 Cumartesi

İnsanlar Niçin Kaşınır? İşte Cevapları..

Kaşınmak, beyindeki “nahoş duygular ve anılarla ilgili bölgeleri” geçici bir süre etkisiz duruma getiriyor. Kaşıma işleminin yoğunlaşması, beynin bu bölgelerindeki faaliyetini iyice düşürüyor.

Kuzey Carolina’daki Wake Forest Üniversitesi’nden Dr. Gil Yosipovitch ve ekibi, kaşınmanın, beyindeki “nahoş duygular ve anılarla ilgili bölgeleri” geçici bir süre etkisiz duruma getirdiğini belirledi.

Yosipovitch, kaşınma sırasında beyin aktivitesini izlemeye aldıkları araştırmanın, “kaşımanın, kaşınma hissini nasıl geçirdiğinin yanıtını veren” ilk araştırma olduğunu söyledi.

Araştırma kapsamında uzmanlar, 13 sağlıklı insanın bacaklarının alt kısmını 30 dakika süresince aralıklı olarak toplam 5 dakika yumuşak bir fırçayla kaşıdı. Bu sırada deneklerin beyinlerini MR yardımıyla izlemeye alan araştırmacılar, kaşıma işlemi sırasında beyindeki “acıyı algılama ve hatırlamayla ilgili” bölgelerin aktivitesinin azaldığını saptadı. Kaşıma işleminin yoğunlaşması, beynin bu bölgelerindeki faaliyetini iyice düşürdü.

Yosipovitch, “kaşımanın, kaşınma hissi yaratan duyguları bastırarak rahatlama getirdiğini” sandıklarını bildirdi.

Kaşındıkça Kaşınmak
Araştırmacılar ayrıca, “kaşındıkça kaşınmak istemenin” de nedenini buldular. Kaşınma eyleminin, beyindeki ağrı ve aynı zamanda kompulsif (tekrarlayan) davranışlarla ilgili bir bölgedeki aktiviteyi artırdığını saptayan uzmanlar, bunun “sürekli kaşınmak istemenin” yanıtı olabileceğini kaydettiler.

Deneyin, gerçekten “kaşınma isteği” duymayan insanlar üzerinde yapılması nedeniyle sınırlı sonuçlar verdiği, ancak bu sonuçların, sürekli kaşıntı yaratan egzama gibi kronik hastalıklara sahip kişilerin tedavisinde yararlı olabileceği belirtildi.

Araştırmanın sonuçları, “Journal of Investigative Dermatology” adlı dergide yayınlandı.