26 Mart 2008 Çarşamba

Klon Kök Hücre İle Parkinson Hastalığı Tedavi Edildi

Klonlanmış gelişme aşamasındaki (embriyonik) kök hücreleri kullanan araştırmacılar, denek farelerde parkinson hastalığını tedavi ettiler.

Araştırmacılar, klonlama teknolojisiyle embriyonik kök hücre yapmanın ve bunları her vakaya özel tedavi için kullanmanın mümkün olduğunu kanıtlamaya çalıştığı sırada, bir fareden klonlanmış kök hücrelerinin o farenin vücuduna, başka bir farenin kök hücrelerinden daha az rahatsızlık verdiğini keşfettiler.

New York’taki Memorial Sloan-Kettering Enstitüsünden Viviane Tabar, “Bu, zaten başından beri tahmin ettiğimiz bir şeyi, genetik olarak birbirine uyan hücrelerin daha iyi işe yaradığını ortaya koydu” dedi.

Tabar ve ekibi, ilk önce bir farede beyin hücrelerini öldürmek için kimyasallar kullanarak parkinson benzeri bir hastalık ortaya çıkardı. Aynı farenin kuyruğundan sıradan hücreler alan ekip, hücrelerin çekirdeğini boşaltılmış fare yumurtası hücrelerinin içine aktardı ve klonlama işlemi yaptı. Bu sürece fiziksel hücre nükleer transferi ya da “tedavi edici klonlama” deniyor.

Birkaç gün sonra klonlanmış embriyolar kök hücrelerinden alındı ve bunlar laboratuvarda büyütüldükten sonra parkinson hastalığında kaybolan harekete geçirici (dopaminerjik) beyin hücreleri haline getirildi. Bu hücreler hasta farenin beynine konuldu ve fare iyileşti.

Tabar, bu yöntemin daha önce hiç kimse tarafından denenmediğini söyledi.

25 Mart 2008 Salı

Detox Rejimiyle Sağlığınıza Kavuşun

Hissettiğiniz rehavet ve yorgunluğun nedeninin organizmada biriken ve onun sağlıklı çalışmasını bir anlamda engelleyen toksinlerden kaynaklanabileceğini hiç düşündünüz mü?

Organizmamız her gün sağlıksız beslenmenin neden olduğu toksinlerle savaşıyor. Toksinlerin atılması anlamına gelen ‘detox’ rejiminin amacı, metabolizmayı hızlandırarak kilo verilmesini sağlamak. ‘Detox’ rejiminin önerdiği gibi meyva, sebze, tahıl ürünlerini daha fazla tüketerek vücudunuzu toksinlerden arındırmaya çalışan böbrek ve karaciğerinize yardım edebilir, hatta bir an önce bu toksinlerden büyük ölçüde kurtulabilirsiniz.

‘DETOX’ Rejiminin Sağlıklı Alışkanlıkları
‘Detox’ rejimi, belirli bir menü değil sadece sağlığınız için en uygun olanı ortaya koyarak 10 gün boyunca vücudunuzu toksinlerden uzak tutmanızı sağlayan bir yol göstericidir.

‘Fast-food’ u kesin.
Bu ürünlerde bulunan tat aromaları ve koruyucuları karaciğeri yorar. Tabii sevdiğiniz bu ürünleri yiyemiyorsunuz diye lezzetten ödün vermek zorunda değilsiniz. Kendinize çamfıstığı parçaları ya da kavrulmuş susam ekleyerek enfes ve bir o kadar da sağlıklı bir salata hazırlayabilirsiniz. Üzerine yoğurt sosu (3 çorba kaşığı yoğurt, 1 çorba kaşığı limon veye greyfrut suyu, 1/2 çorba kaşığı zeytinyağı, tuz ve karabiber) veya biraz zeytinyağı ya da elma sirkesi gezdirerek salatanıza değişik tatlar verebilirsiniz. Toksinleri arındırıcı özelliği en fazla olan sarmısak, soğan ve dereotu, maydanoz gibi otları yemeklerinizde mümkün olduğunca sık kullanın.

Öğün arasında acıktığınızda bir elma, havuç veya birkaç çilek yiyin ya da kendinize bir meyva/sebze kokteyli hazırlayın.

Kahve ve sigarayı mümkün olduğunca azaltın.
Eğer kahveden vazgeçemiyorsanız miktarını günde sadece bir fincanla sınırlayın ya da kahve yerine anti-oksidan bakımından zengin yeşil çayı tercih edin. Aynı şekilde bir kadeh içki yerine bir bardak meyve kokteylini deneyin.


Yemeklerinizi buharda, mikrodalgada, fırında yağlı kağıda sararak düşük ısıda pişirin.

Yavaş ve en son hazmedilen moleküller yağlardır. Bu nedenle sindirimde çok fazla kalırlar ve emilimleri organizmaya fazla kalori sağlamaz. Mesela bir porsiyon pilavla bir porsiyon pırasa böreği temelde aynı kaloriye sahiptir. Ama pırasa böreği daha yağlı olmasına rağmen daha az doyurucudur. Nişastalı besinleri, sadece sindirimleri kolay olduğu için değil organizmaya yağlı besinlerden iki ve hatta üç kere daha fazla enerji sağladıkları için tercih etmelisiniz. Yine de vücudun her gün alması gereken belli bir yağ oranı vardır, bu yüzden yemeklerinizi hafif yağlı yapabilirsiniz. Somon ve ton balığı vücudunuz için gerekli yağ asitleri bakımından zengin besinlerdir.

Organizanın Enerji İhtiyacı
Organizma, ihtiyaç duyduğu günlük enerjinin yüzde 50’sini yağlardan, yüzde 35’ini karbonhidratlardan (şekerli-nişastalı yiyecekler), yüzde 15’ini proteinlerden (et ve özellikle balık) alır. Aslında bu oranlar için ideal ölçü, enerjinin yüzde 55’inin karbonhidratlardan, yüzde 30’unun yağlardan sağlanmasıdır. Meyva ve meyvalı yoğurt ya da dondurma yiyerek bu karbonhidrat ihtiyacını karşılayabilirsiniz. Yağlar ise kızartmalar, hazır yemekler, şarküteri ürünleri ve soslarda bol miktarda bulunur.

Kompleks şeker bileşikler
Artık maddelerin bağırsakta ilerlemesini sağlayarak sindirimi devam ettirirler ve bu bileşikler yeşil ve çiğ sebzelerde daha fazla oranda bulunur. Sindirim sisteminin sağlıklı çalışması için bu besinleri daha çok tüketmelisiniz.

Günde en az 1,5 litre su için
Suyu özellikle öğün aralarında içmeye gayret edin. Su toksinleri vücudunuzdan atmak için en etkili silahınızdır. Ne kadar az su içerseniz, toksinler vücudunuzda o kadar çok birikir.

Stres organizmanın en büyük düşmanıdır
Beslenme alışkanlığımızı değiştirir, ama en önemlisi metabolizmanın dengesini bozar. Magnezyum seviyesini azaltır, serbest radikalleri çoğaltarak oksidatif strese neden olur.

Küçük kaçamaklar yapın
Solunum rahatsızlığınız ya da yüksek tansiyonunuz yoksa saunada terlemek sizin için harika bir değişiklik olacaktır. Terlemek, hem toksinleri atar hem de metabolizmanızı hızlandırır. En güzel kıyafetlerinizi giyin ve makyaj yapın. Ormanda yürüyüşe çıkın.

Hareket edin
Kalori yakmak için egzersiz yapmak gerektiğini herkes bilir. Aynı zamanda egzersiz, vücudun bütün organlarının daha düzenli çalışmasına ve sakinleşmeye yardımcı olur. Bunun için haftada 2 gün 1 saatinizi veya 3 gün 45 dakikanızı ayırmanız yeterli. Spor yapmaktan hoşlanmıyorsanız günde yarım saat yürüyün, bisikletle gezin ya da ip atlayın. Önemli olan kendiniz için vakit ayırmaktır.

22 Mart 2008 Cumartesi

Mutlu Evlilik Tansiyona İyi Geliyor

ABD’de yapılan yeni bir araştırmada, mutlu evliliğin tansiyona iyi geldiği, stresli bir evliliğin ise bekarlıktan kötü olabileceği belirlendi. Daha önceki araştırmalarda ise evli insanların her halükarda bekarlardan daha sağlıklı olduğu saptanmıştı.

204 evli ve 99 bekar gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, deneklere 24 saat üzerlerinde taşıdıkları, düzenli tansiyon ölçümü yapan cihazlar takıldı. Evli gönüllülere ayrıca evlilikleri hakkında bilgi almak için anket doldurtuldu.

Araştırma sonucunda, evliliklerinden tatminkar olanların tansiyon değerlerinin ortalaması daha düşük çıktı. Mutsuz evlilerin tansiyon değerleri ise bekar deneklere oranla yüksek çıktı.

Araştırmanın, tansiyon söz konusu olduğunda, evli olup olmamaktan ziyade evliliğin niteliğinin önemli olduğunu gösterdiği belirtildi.

Brigham Young üniversitesi öğretim görevlisi Julianne Holt-Lunstad, “Annals of Behavioral Medicine” dergisinde yayınlanan araştırmada, iyi ve kötü evlilikle bekarlığın uzun dönemde sağlık üzerindeki etkisini saptamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

20 Mart 2008 Perşembe

Sigaradan 'Damla Damla' Uzaklaşın

Sigara bırakma konusunda destek arayışı olan insanlar yeni bir ürün ile tanışacaklar.

Yüzde yüz doğal içeriğiyle tanınan NicoBloc son 10 yıldır Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ve Amerika'da kullanılıyor. Vücuda herhangi bir yabancı madde alınmadan, sigara filtresine damlatılarak kullanılan ürün, nikotin ve katran oranını azaltarak sigara bağımlılığını engellemeye çalışıyor. Sigara bağımlılığından kurtulmak için şimdiye kadar kullanılan ürünler; bant (patch), oral kullanılan ilaçlar veya aşı formunda iken; NicoBloc kullanım açısından da bir ilk olma özelliği taşıyor. Sigaranın filtresine damlatılarak kullanılan ürün ortalama 6 haftada sigarayı bıraktırmaya destek oluyor. Yapılan araştırmalar NicoBloc tarzındaki destek ürünlerin sigarayı bırakmaya karar veren kişilerin üzerinde % 50 oranında başarı sağladığı yönünde. NicoBloc tüm eczanelerde satışa sunuldu.

Bu Yiyecekler Acıktırıyor!

Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz?

Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı verilir. Her besinin, yemek sonrası kan şekerini yükseltme hızı farklıdır. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratırlar. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksektir. Faydalarına rağmen bu besinler dikkatli alınmalıdır.

Patates:
Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.

Havuç:
Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.

Bezelye:
Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.

Mısır:
Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.

10 Mart 2008 Pazartesi

Akciğer Yaşını Öğren, Sigarayı Bırak

Sigara tiryakilerine akciğerlerinin kaç yaşında olduğunu söylemek, sigarayı bırakmalarını kolaylaştırıyor.

Tiryakilerin ciğerlerinin sağlıklı bir insanınkiyle karşılaştırılması sonucu saptanan “akciğer yaşı”, tiryakilerin sigaranın sağlığa ne kadar zararlı olduğunu anlamalarına yardım ediyordu.

British Medical Journal’da yayınlanan yeni araştırmada ise bu bilginin tiryakilerin sigarayı bırakmalarında da etkili olduğu görüldü.

Araştırmayı yapan Gary Parkes, “Tiryakilere akciğer yaşlarını söylemek sigarayı bırakma ihtimallerini önemli ölçüde artırıyor” dedi.

Uzun zamandır sigara içen 35 yaşın üzerindeki 561 kişi üzerinde yapılan araştırma, deneklerin ciğerlerinden çıkardıkları havanın hacmi ve oranının ölçülmesiyle başladı.

Bir gruba, test sonuçları hakkında hiçbir bilgi verilmezken, diğer gruba akciğerlerinin yaşı bildirildi ve sigaranın ciğeri nasıl yaşlandırdığını gösteren resimler gösterilerek, sigara bırakılırsa tahribatın azalacağı söylendi. Bu arada her iki grup da mütemadiyen sigarayı bırakmaya teşvik edildi.

Bir yıl sonra, akciğerlerinin yaşı söylenenlerin yüzde 13’ü sigarayı bırakırken, diğer gruptan sadece yüzde 6’sının bırakmış olduğu görüldü.

İnsanlara bu tür bilgiler vermenin, sigarayı bırakmalarına yardım etmede ucuz ve kolay bir yöntem olduğuna dikkat çekildi.

6 Mart 2008 Perşembe

Bill Gates’ten Sağlık Projesine 100 Milyon Dolar

Dünyanın en zengin adamı Bill Gates, sağlık alanında araştırma projelerine destek vermek amacıyla 100 milyon dolar ayırdı.

Gates Vakfı’nca bu gece yapılan açıklamada, bilim adamlarının büyük sağlık sorunlarının çözümü konusunda orijinal fikirler öne sürmeye teşvik edileceği belirtildi ve vakfa sunulacak önemli araştırma projelerine destek sağlanacağı kaydedildi. Vakıf, projeleri 31 Mart’tan sonra kabul etmeye başlayacak.

Başlangıçta projelerin her birine 100 bin dolarlık destek verilecek. Umut vaat eden parlak projelere ise 1 milyon dolara kadar, hatta daha fazla finansman sağlanabilecek.

Projeler Mayıs sonuna kadar vakfa sunulacak, vakıf, Mayıs’tan sonra üç ay içinde projeleri değerlendirip kayda değer bulduklarına destek verecek.

Uzun Yaşamın Sırrı Kısa Boy

100 yaşına kadar yaşamanın sırrı ne? Bilime göre, kısa boylu olmak bir avantaj olabilir.

New York’ta Albert Einstein Tıp Fakültesi’nde yaşlılık üzerine araştırmalar yapılan enstitünün uzmanları, yaşlanmayı yavaşlatan bir gen belirlediklerini açıkladılar.

Araştırma, 100 yaşın üzerinde yaşayanların kendilerinden uzun boylu olanlardan daha az büyüme hormonu salgılayan bir gene sahip olduklarını gösteriyor.

Dünyanın kayıtlara geçen en yaşlı insanı olan Fransız Jeanne Calment, 1997 yılında öldüğünde, 122 yaşında ve 1 metre 48 santimetre boyundaydı.

Obeziteye Neden Olan Protein Keşfedildi

İsveç Karolinska Enstitüsü’nden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, TRAP (tartarata dirençli asit fosfataz) adı verilen protein yeni yağ hücrelerinin oluşumunu tetikliyor ve kilo alımını hızlandırarak, obeziteye neden olabiliyor.

Yaklaşık 4 yıl boyunca aşırı kilolu 14 kadını inceleyen araştırmacılar, aşırı kilolu kişilerde bu proteinin çok yüksek seviyede olduğunu gördü.

Araştırmada ayrıca bu proteinin bazı kanser türlerinin yanı sıra kaşeksi (aşırı kilo kaybı, deri altı yağ dokusundaki azalma, kas kütlesinde azalma ve iç organlarda küçülme, derideki değişiklikler, saç dökülmesi gibi belirtileri olan vücudun gerilemesi durumu) tedavisinde de umut olabileceği ortaya çıktı.

1 Mart 2008 Cumartesi

Elmayı Kabuğuyla Yemek, Kanseri Önleyebilir

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Deneysel Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hakkı Gökbel, elmanın sağlıklı yaşam için vazgeçilmez meyvelerden olduğunu, ülkemizin hemen hemen her yerinde bol miktarda yetişen elmanın düzenli olarak tüketilmesinin, sağlık açısından yarar sağlayacağını ifade etti.

Prof. Dr. Gökbel, elmanın, sağlık açısından bugüne kadar bilinmeyen yararlarının öğrenilmesi ve özellikle çağın neredeyse en önemli sağlık sorunu haline gelen kanserle mücadelede kullanılabilirliğinin tespit edilmesi için gelişmiş ülkelerde çalışmalarının sürdüğünü anlattı.

Gökbel, ABD’nin saygın üniversitelerinden Cornell Üniversitesi araştırmacılarının, elma kabuğundaki ‘triterpenoids’ adlı maddenin, laboratuvar ortamında kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediği veya öldürdüğünü tespit ettiğini vurguladı.

Özellikle karaciğer kanseri, kalın bağırsak kanseri ve göğüs kanserine karşı koruyucu etkiye sahip olan elmanın bu özelliğinin, elma kabuğundan izole edilen “triterpenoids” adı verilen maddeden dolayı olabileceğinin bilimsel çalışmalarda ortaya konulduğunu anlatan Gökbel, “Daha önce yapılan çalışmalarda elmanın, farelerde meme tümörüne karşı etkili olduğu ortaya çıkmıştı. Bu son çalışma, etkili bir kanser ilacı üretmeye yönelik bir adım sayılabilir” dedi.

Gökbel, ülkemizde her yıl 150 bin kişinin kanser hastalığına yakalandığını, kanserli hastaların tedavisinin sağlık harcamaları içinde büyük bir yer tuttuğunu belirtti.

Kanser vakalarının artmasındaki ana sebeplerden birinin sağlıksız beslenme olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökbel, şunları kaydetti:
“Özellikle meyve ve sebze tüketme alışkanlığının yeterli olmamasının da kanser vakalarının artışında bir etken olduğu söylenebilir. Akdeniz tipi beslenme, pek çok bilim adamına göre en sağlıklı beslenme tarzlarından biridir. Akdeniz tipi diyetin en önemli özelliği, sebze ve meyve yönünden zengin olmasıdır. Kanserden korunmak için Akdeniz tipi beslenmenin ana ögesi olan sebze ve meyvenin bol miktarda tüketilmesi konusunda toplum teşvik edilmeli, bilinçlendirilmelidir.”

Gökbel, ayrıca okullarda meyve, salata ve süt gibi gıdaların öğrenciler tarafından bol miktarda tüketilmesini sağlayacak çalışmalar yapılmasına ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.