30 Kasım 2008 Pazar

HPV Aşısı, Aşı Programında

İsveç, rahim ağzı kanserine neden olan Human Papilloma Virüse (HPV) karşı geliştirilen aşıyı, devletin karşıladığı aşı programına ekleme kararı aldı.

İsveç Sosyal Sağlık Genel Müdürlüğü Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Müdürü Anders Tegnell, yaptığı basın açıklamasında, HPV aşısının, 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren 5. ve 6. sınıftaki tüm kız çocuklarına vurulacağını açıkladı.

Tegnell, aşının koruyucu olduğunu, ancak aşı olanların diğer rutin kontrolleri de yaptırmaları gerektiğini vurguladı.

HPV aşısının yeni yılda değil bir sonraki yılda aşı programına eklenmesinin nedeninin, mali konular olduğu belirtildi.
HPV aşılarının, belirli bir yaş döneminde yapılması halinde rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğu bildiriliyor.

''Rahim Ağzı Kanseri'' hakkında detaylı bilgiye ve tanıtım videolarına ulaşmak için Tıklayın..

Kanser Önceden Belirlenebilir Mi?

Kanser ortaya çıkmadan önce ipucu veriyor mu? Kanser önceden saptanabilir mi?

Kanser hastalığında psikiyatrik şikayetlere çok sık rastlanıyor. Kişinin çektiği ızdırap ve tedavinin zaman alması moral değerlerini zayıflatıyor ve kişiyi depresif yapabiliyor. Konsülyasyon ve Liyozen Psikiyatrisi konusunda çalışmalar yapan Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. M. Kemal Arıkan, kanser ve psikiyatrik hastalıkların beraber olduğu vakalarda tanı koymada objektif ölçüm yöntemlerinden bahsetti.

İşte Arıkan'ın açıklamaları:

"Psikiometrik incelemeler adı altında geçmektedir. Tabi metastaz ve benzeri durumlar hesaba katılarak diğer biyolojik araştırma yöntemlerinden de yararlanılıyor. Psikiometrik incelemerin önemi büyük. EEG'nin buradaki fonksiyonu çok önemli. EEG yöntemi, öncelikle beyin metastazı olup olmadığını ortaya koyabilen oldukça ucuz ve basit bir yöntemdir. İkinci olarak da paraneoplastik sendrom adı verilen henüz kanser ortaya çıkmadan beliren bir tablo var. O tablo bir çeşit limbik ensefalite benzer. EEG bulgusu ile saptanabildiğine dair ipuçları var. EEG vasıtasıyla belirli kemoterapötiklerin psikiyatrik bir sendroma yol açıp açmayacağını önceden kestirmenin mümkün olabileceğini düşünüyorum. Söz konusu kemoterapötiklerin başında örneğin malign melanoma için hemen tek seçenek olan alfa interferon gelmektedir.

Diş Hekimi Korkusuna Son

Miniklerin en büyük korkularından dişçi koltuğu ve ideal hekim. Artık bu korku tarihe karışacak.

Uzman diş hekimleri tedaviye uyum göstermeyen, aşırı endişeli çocuklara temel yönetim teknikleri uygulayarak müdahale edebiliyor. Fakat psikolojik yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlar da yaşanabiliyor.

BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği uzman doktorlarından Gözde Işıksal, aşırı endişe ve korkunun olduğu vakalarda, ağrı ve acının hissedilmeyeceği, anestezi olmadan, sedatif ilaçların kullanıldığı, Sedasyon yöntemine başvurulabildiğini ve bu yöntemin genel anestezi uzmanları ile sağlıklı bir klinik ortamında gerçekleştirildiği takdirde başarılı ve sağlıklı bir yöntem olduğunu belirtiyor…

Sedasyon Nedir?

Psikolojik telkinlerin de yetersiz kaldığı, aşırı endişeli vakalarda uygulanabilen, farklı yöntemler kullanılarak hastanın santral sinir sisteminin baskılanması sonucu çevre ile ilişkisinin ve bilincinin azaltılması yöntemine 'sedasyon' deniyor.

Çocuklarda Sedasyon

Çocuğun diş tedavileri sırasında daha uyumlu ve rahat olmasını sağlayan bir teknik olan 'SEDASYON', doğru klinik ve uzman eller tarafından uygulandığında oldukça güvenilir bir yöntem! Dr. Dt. Gözde Işıksal, yöntemin tüm çocuklarda uygulanabildiğini, BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği'nde diş tedavilerinden korkanların yanı sıra bir seansta birden fazla işlem gerektiren vakalarda yada özürlü çocukların tedavisinde de tercih edildiğini belirtiyor.

Sedasyon Nasıl Uygulanıyor?

BeşOnbeş Özel Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği, uzman hekimleri tarafından uygulanan bu yöntem oldukça basit ve pratik olma özelliğine sahip. Genel anestezi uzmanı, işlemi çocuğa telkinler vererek, bazı ilaçların kullanıldığı uyutma yöntemi ile bir ameliyathanede değil klinikte rahatlıkla gerçekleştirebiliyor.

İnternet, Hastalık Hastası Yapıyor

Karşılaştığı herhangi bir sağlık sorunu karşısında hemen internete başvuranlar çoğu kez kendilerini "hastalık hastası" yapacak bir sürece giriyor.

Washington'da Microsoft Araştırma Grubu'ndan 2 araştırmacının yaptığı geniş kapsamlı çalışmada, kişilerin ziyaret ettiği siteler incelendi ve çalışmanın bir parçası olarak 515 bireyin sağlıkla ilgili araştırmaları tetkik edildi. Dr. Ryen White ve Dr. Eric Horvitz, web araştırma cihazlarının sağlıkla ilgili kaygıları yükselttiğini belirledi. Web araştırma uzmanı White ve Yapay Zeka Geliştirme Derneği'nin Başkanı Horvitz, sayısız bilgi kaynağıyla internetin, özellikle bir teşhis arandığında, tıp konusunda bilgisi az olan ya da hiç bu bilgiye sahip olmayan kişilerde endişeyi artırabileceğini gösterdi. "Hastalık hastalarının" sıradan ve zararsız belirtileri ciddi bir hastalığın işaretleri olarak yorumlayabileceğine dikkati çeken White ve Horvitz, başı ağrıyan bir "hastalık hastasının" internette araştırma yaptıktan sonra beyninde tümör olduğu sonucuna varabileceği ya da göğsünde ağrı hisseden bir başkasının kalp krizi geçirdiğini sanabileceği örneğini verdi. Bu tür çıkarımların endişenin yanı sıra vakit kaybına ve gereksiz sağlık harcamalarına neden olabileceği de vurgulandı.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Türk Doktordan Tıpta Çığır Açacak Buluş

Çalışmalarını ABD'deki Yale Üniversitesinde sürdüren Prof. Dr. Murat Günel tarafından yapılan araştırmayla, beyin kanamalarına yol açan anevrizmaya neden olan 3 gen bulundu.

Araştırma sayesinde, anevrizma oluşma riski yüksek hastalar basit bir kan testiyle tespit edilerek, beyin kanamaları önlenebilecek.

Yale Üniversitesi Beyin Cerrahisi Damar Hastalıkları (Nörovasküler) Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof Dr. Murat Günel'in, aynı üniversiteden Dr. Richard Lifton ve Türk doktorlar Kaya Bilgüvar, Yaşar Bayrı ve Zülfikar Arlıer ile birlikte yürüttüğü 15 yıllık araştırmanın sonuçları, dünyanın en büyük tıp dergilerinden biri olan Nature Genetics'te yayınlandı.

Araştırmada, Hollanda'nın yanı sıra, dünyada anevrizmaya bağlı beyin kanamalarının en çok görüldüğü Finlandiya ve Japonya'dan toplanan 10 binin üzerinde kan örneğinden elde edilen genetik materyal (DNA) kullanıldı. Bunların yaklaşık 2 bin 200'ü anevrizma hastalarından, 8 bini de sağlıklı, anevrizması olmayan insanlardan toplandı.

Araştırmada ilk olarak, Avrupalı hastaların kanlarındaki (DNA) 300 bin değişik bölgeye bakıldı. Sonuçta, 3 bölgedeki değişikliklerin anevrizma riskini tüm dünya toplumlarında artırdığı belirlendi.

Araştırma sayesinde, basit bir kan testiyle beyin kanaması olmadan anevrizma oluşma riski yüksek hastaların tespit edilebileceği bildirildi.

Bu kişiler belirlenince, MR Anjiyo ve KT Anjiyo gibi radyolojik tetkiklerle takip edilebilecek. Oluşumu belirlenebildiği takdirde de anevrizma, patlamadan önce cerrahi veya damar içi yöntemler kullanılarak tedavi edilebilecek.

Anevrizma Ouşmasının Nedenleri

Günel, bu araştırma sayesinde ortaya çıkarılan 3 genin tespitiyle, söz konusu hastalığın oluşum nedenlerinin de anlaşılmaya başlandığını bildirdi.

Araştırmayla, hiç beklenmedik bir şekilde, her 3 genin de damarlardaki bozukluğu tamir eden kök hücreleri etkilediğinin belirlendiğini anlatan Günel, ''Bu genlerdeki bozukluklar, beyin damarlarının sertleşerek erken yaşlarda bile yaşlanmalarına yol açıyor. Bu erken yaşlanmaya bağlı olarak da anevrizmalar ortaya çıkıyor ve zamanla patlayarak beyin kanamalarına ve felçlere sebep oluyor'' şeklinde konuştu.

Günel, uzun vadedeki hedefinin, bu sonuçlara bağlı olarak yeni tedaviler geliştirerek, anevrizmaları kanamadan teşhis edip yeni yöntemler kullanarak hastaları iyileştirmek olduğunu söyledi.

Türkiye'de Anevrizma Hastalığı

Günel'in verdiği bilgiye göre, anevrizmaların toplumda görülme riski yaşla artıyor.

ABD'de yapılan araştırmalara göre, hastalık 60 yaşında toplumun yüzde 5 gibi büyük bir kısmını etkileyebiliyor.

Türkiye gibi sigaranın çok içildiği ve yüksek tansiyonun sık görüldüğü toplumlarda, bu oran yüzde 5'in üzerine bile çıkabiliyor. Ancak, Türkiye'de bu konuda yapılan bir araştırma olmadığı için, tam bir sayı verilemiyor.

Sadece Türkler'de etkin genlerin varlığının mümkün olduğunu, ancak, Türkiye'de böyle bir araştırma yapılmadığı için bunun var olup olmadığının henüz bilinmediğine dikkati çeken Murat Günel, ''Bu yüzden böyle bir araştırmanın Türkiye'de de yapılarak, Türkler'e özgü bu genlerin saptanması halinde, gereken önlemlerin alınması çok önemli'' diye konuştu.